Türkiye ve Küresel Faşizm

01 / 04 / 2017

Ülkemizde siyasi işleyiş, yıllar boyunca, bir kısır döngü, kabuğunu kıramayan köhnemiş bir sistem tarzında süregelmiştir.

Cumhuriyetle toplumda yerleşmiş bir korku imparatorluğu, sürekli iç ve dış düşman üretilerek ayakta kalmaya çalışma taktiği ve içte farklı kesimleri birbirine kırdırarak sürdürülen iktidar. Bunun sonucunda/yöntemsel olarak on yılda bir çıkarılan kaoslar ve ardından gelen darbeler…

Böylesine halktan kopuk ve halkı geliştirmeyen, halkla paylaşımın olmadığı, halkın hiçe sayıldığı tortulaşmış bürokratik oligarşi, Türkiye’nin kamburu haline gelmişti.

Yıllarca, senaryo olarak oluşturulan beka sorunu, bu defa gerçek anlamda zuhur etmiş ve mesele; kimin hükümet olacağı meselesi olmaktan çıkmıştır.

Vesayetin sürdürülmesi şartlarını oluşturma ve sürekli hale getirmeye göre kurgulanmış siyasi sitemin adı parlamenter demokrasiydi.

On yıllarca devletin kilit noktalarını tutan bürokratik kadrolar (yargı, ekonomi, diyanet, eğitim, sanat, medya, üniversiteler, sağlık spor…), CHP ve ordu şeklinde sıralanabilir.

Halk, sadece deneme tahtasıydı. Nasıl gerekiyorsa, öyle şekillendiriliyor, ne hissetmesi uygun görülüyorsa, öyle hissetmesi sağlanıyordu. Halkın fazla seçeneği de yoktu.

Türkiye; ulusalcılığı, kemalizmi, laikliği, Türk İslam sentezini ya da Arap ülkelerindeki “ İslami” kimliği taşıyabilecek karakterden sıyrılmıştır.

Türkiye, içinden geçtiği sürecin etkisiyle sertleşmekle beraber, yılların biriktirdiği faşizan sistematikten ve kısır döngüden kurtulmanın mücadelesini vermektedir. Batı, faşizme doğru yürürken; Türkiye, onu, daha kıvrak hale getirebilecek potansiyel barındıran ve sistemini, iç ve dış vesayetlerden koruması düşünülen bir uygulamaya hazırlanıyor. Bu gidişat, batıyı oldukça rahatsız etmişe benziyor.

Aslında iç değişim, dış değişim ve gelişmelerden etkilenerek devam etmekte. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı/başkanlık sistemi yönünde değişikliğe gidilmesi düşünülmekteyken; Suudi Arabistan da, kraliyet ailesinin işe daha az müdahil olacağı, daha “demokratik” bir sistem arayışında..

Avrupa’da yükselen işsizlik, enflasyon toplumsal memnuniyetsizliğin doğurduğu; İslamofobi, ırkçılık, ve göçmen politikalarının sertleşmesi. Artan nefret söylemi ve insan haklarından uzaklaşma.

Asya’da ve Afrika’da tuhaf din anlayışına dayalı/dış bağlantılı “aşırı” terör örgütleri.

Galiba dünya, küresel faşizme doğru gitmekte. Neticede batı, özellikle Avrupa; bu kavramın/doktrinin/siyasi sistemin mucidi ve uygulayıcısıdır. Yani batı, faşizme/kendi ürününe yabancı değil.

İngiltere’de, sanayileşmeyle birlikte, kapitalistleşme, tarımda makineleşme ve tekelleşme beraberinde; topraksız köylüler, işsizlik ve açlık getirmiş; insanlar emeklerini pazarlamak için kentlere  göç etmişlerdi. Sanayileşmenin getirdiği sermayeye dayalı siyasi yapılanmalar, emeği ve iş gücünü en değersiz hale getiren etken olmuştur.

Sermaye sahiplerinin ellerinde bulundurduğu/etkin olduğu siyaset; emek/emekçi aleyhine; sermaye ve zenginler lehine yasalar çıkarmaktaydı. Faşizm, bir anlamda, göreceli olarak haklı gibi görünen nedenlere dayalı ortaya çıkmakta.

Örneğin; şimdi de Avrupa, yabancılar dışarı, biz iş bulamıyoruz gibi haklı görünen nedenlere dayalı olarak sertleşmekte. Ekonomik görünümlü olsa da; daha derinlerde siyasi nedenler mevcut…

Faşizm, siyasi yapı olarak; kuvvetler ayrımını ortadan kaldırırken; yasama ve yürütmenin toplam gücünü veya önemli kısmını yürütmeye verir. Yürütme olabildiğince ön plandadır; yasama ise oldukça geri planda.

Güçlü bir devlet ve güçlü bir yürütme.

Faşizm, kapitalist düzenin oluşturduğu negatif enerjiyi, kapitalist sitem lehine bertaraf etme sistematiğidir.

Geniş/sınırsız özel mülkiyeti öncelemesine rağmen; devlet karşısında küçük ve etkisiz bireylerin olduğu, bireyselci bir toplum modeli üretir. Bu durum Liberalizme de tekabül etmekte. Tüm bu düzenlemeleri de, bireyi güçlendirme, kişiye değer verme sloganı adı altında yapmakta.

Faşizm, ekonomik, toplumsal çöküntü dönemlerinin oluşturduğu enerjinin, işçi sınıfının zaferiyle, sosyalist akımların güçlenmesiyle sonuçlanmasını engelleyerek, bu enerjinin sermayeyle beraber ve sermaye lehine sonuçlanacak mecraya sürüklenmesini sağladı.

Faşizmde, her şeyin ve herkesin devletin sıkı kontrolü altında olması esastır.

Faşizm, I. Dünya savaşı sonrası burjuva egemenlerinin:; ekonomik, siyasi ve sosyal krizi atlatmak için sarıldıkları sistemin de adı olmuştur aynı zamanda.

Faşizmi, yalnızca tarihin bir döneminde, Almanya ve İtalya’da ortaya çıkan bir sistem olarak tanımlamak sağlıksızdır.

Baskıcı, devletçi ve bireyi kuşatan sömürücü uygulamaların hepsinde faşizmin izleri mevcuttur.

Askeri bir cuntanın darbe ile başa gelmesi, başka bir toplumda kaos oluşturma, terörü destekleme veya toplumları birbirine kırdırma, insan haklarını hiçe sayma ya da kendi hukuksuzluğunun aracı haline getirme, Siyonizm, ırkçılığın her türlüsü faşist izler taşır ve faşizm kavramına dahildir.