ÜÇÜNCÜ YOL

03 / 06 / 2017

Küresel savaş riski artıyor. Riyad Zirvesi, kapışmanın gerçekleşeceği bölgenin, zaten saldırı ve işgal ile boğuşan İslam coğrafyası olacağını göstermekte.

Bu savaşın yine iki tarafı olacak. Bölgede devam eden vekalet tarzı savaşın kapsamı genişletilerek ülkeler "İslam ülkeleri" bu defa İsrail’e vekalet edecek şekilde aleni bir pozisyon alacaklar. İlan edilen bu. 

Ancak öncelik direniş örgütleri ve bünyesinden direniş örgütleri çıkarabilecek yapılara ciddi darbeler vurmak ve kitlesel yapılanrın marjinalleştirilmesi olacak. Bu hedefe ulaşmak için, onları teröre yõneltmek ve bu yolla şeytanlaştırmak isteyeceklerdir. 

ABD, dış operasyonları ayırdığı bütçeyi artırarak hem bu faaliyetleri hem de egit donat ve daha farklı terörist faaliyetlere ağırlık vereceğini gösterdi.

Okların İran' a yönelmesi bu açıdan önemli. Ana hatlar artık açıkça belli olmuştur.

Katar ve Suudi Arabistan arasındaki İhvan ve İran’a yaklaşma noktasında başlayan sürecin/problemin nasıl sonuçlanacağı kısa vadede önem arz eder ancak üçüncü ülkelerde bundan etkilenecek gibi.

Örneğin Türkiye ve Suudi Arabistan bölgesel duruş noktasında partner oldukları halde, Türkiye' nin İhvan' a bakış noktasında Katar’la aynı çizgide olması, Türkiye' yi bu konuda zorlayan bir erkendir. Türkiye' nin İhvan konusunda bir tercihe zorlanması yakın vadede önemli bir problem.

Ancak bu hususta ABD ve Suudi Arabistan Türkiye' ye hem baskı yapacak hem de fazla zaman tanımayacak gibi.

Katar' ı tekrar hizaya getirmek noktasında ABD, şimdilik bir pazarlık yapılarak sorunu karantinaya almak şeklinde bir politika izleyebilir. Katar Bu anlamda zor bir ülke değil. İşlerini zor kalacak olan İran'la yakınlaşma hususudur. Körfez ülkeleri, çıkmaz olduğunu bildikleri bu yoldan dönme noktasında bir dalgalanma yaşarsa, işler daha da karışabilir.

Türkiye’nin İran'la ilgili, Suudileri memnun edecek bir yaklaşım sergilemesi yani İhvan'a tavır alması;  hem Rabia’yı tüzüklerine koyan AK Parti hem de genel anlamda Türkiye politikasının dayandığı bölgesel ittifaklar konusunda sarsıcı olabilir.

ABD, kendisiyle PYD konusunda sorun yaşayan Türkiye’yi, İran’a karşı tavır değiştirmeye zorlayacak yöntemleri de deneyebilir. Nitekim uzun bir aradan sonra, aradakiçatışmasızlığa rağmen İran" a yönelik son PEJAK saldırısı, bu anlamda işaretler de taşımaktadır. 

Her ne kadar yeni pozisyonların çizgi değiştirmelerin habercisi olan "İslam natosu" diye oluşturulmak istenen şer ittifakının ana ayakları Suudi Arabistan, Mısır ve BAE olsa da, Türkiye’nin bu ittifaka çekilmesi için büyük çabalar sarf edileceği muhakkaktır. 

İşin diğer bir boyutu ise, bölgesel kaos derinleştikçe Rusya ve Çin'in alacağı pozisyon. Kuzey Kore üzerinden ve neredeyse Çin kıyılarında yapılan tatbikatlarla Çin ve Rusya’ya mesaj yollayan ABD, bu iki ülkenin atacağı adımları da hesaplamış olmalı.

ABD' nin terör ve kausu yaygınlaştırma konusundaki sicili malum. Flipinler’deki saldırılar, Avrupa ile ABD arasındaki yeni pozisyonlar oluşturma egzersizleri ve İngiltere’deki terör saldırıları da dahil tüm yaşananlar yeni dönemin ip uçları niteliğindedir.

Ancak henüz saflarını netleştirme olanağı bulamamış bölge ülkelerini, bu yeni dönemde zor kararlar beklemekte. Çünkü İhvan ile ilgili bir karar, İran ile daha sert politik ilişkiler/saf belirlemeler, daireler genişledikçe başka anlamlara gelmekte. Bunlar, ana saflaşmaların parçaları mahiyetine bürünmekteler. 

Merkez dairelerdeki ana saflaşma; İran ve İslami direnişler karşısında İsrail’den yana mı; İran’ın yanında İsrail ve ABD' ye karşı mı şeklinde iki ana seçenekten oluşmaktadır.

ABD’nin bölgede uygulamak istediği politikalar göz önüne alındığında,  özellikle Türkiye gibi ülkelerin üçüncü bir yol izlemesini destekleyecek bir eğilimde olmayacağı anlaşılmaktadır.

Bu sıkışmışlıktan kurtulmak için, Türkiye’nin, Rusya Hindistan ve Çin ile geliştirdiği ilişkilerin, saf belirlemenin kapıya dayandığı bir noktada ne denli katkıları olacağını zaman gösterecektir. Belki de Kürtler ve İran konusunda daha keskin politik değişikliklere gitmek gibi sürprizlerle de karşılaşabiliriz, kim bilir?

Sonuç olarak Türkiye, Suudi Arabistan ve İhvan' dan ziyade, ABD’nin yanında mı; karşısında mı olacağı noktasında bir tercihe zorlanmaktadır denebilir. ABD' ye karşı olma sıkıntılı bir tercih. ABD'den yana olmak ise İran’la savaşa kadar gidebilecek potansiyel risklerle dolu. 

Türkiye üçüncü bir yol arayışına girer mi veya üçüncü bir yol bulabilir mi gibi soruların cevabını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Bu bakımdan önümüzdeki günlerin önemli gelişmelere gebe olduğunu söyleyebiliriz.