Yanlışlar ve Doğrular 2

11 / 01 / 2017

28 Şubat’ın Müslümanlar üzerinde bıraktığı derin izler ve hırpalanmanın etkisiyle sistem içi siyasete savrulan Müslüman kesimin ikiye ayrılmasının etkileri atlatılmadan, Suriye savaşı ile bölgeye, İslam’a, siyasete bakışta da önemli değişiklikler olmuş, açı giderek kimi yerde yüz seksen dereceye çıkmıştı.

Bu yüzden Suriye savaşını değerlendirmek demek, tüm bu bakış açılarını ve derinleşmiş fikir ayrılıklarını da değerlendirmek anlamına gelmektedir. Bu açıdan, bu konu, hele de gelinen bu riskli süreçte ele alınırken ki kaygımız, tezlerimizi birbirimize kabul ettirip, bak biz haklı çıktık gibi yaklaşımlardan uzak, doğruyu aramaya yönelik bir yardımlaşma tarzında cereyan etmeli.

Suriye konusunda sadece hükümet değil, toplum olarak bizler de hatalar yapmışızdır.

Bu bağlamda konuyu ele alırken, yanlışları ve doğruları tespit etmeye odaklanırken, elimizde sağlıklı ve makul ölçütlerin olması önem taşır.

Doğru ve yanlışları tespit etmede en önemli yaklaşım, zeminle ilgilidir. Zira yanlış zeminde, doğruluk boy vermez.

Suriye konusunda yanlışları tespitte kullanacağımız argümanları yerlerine yerleştirelim ve resme bu temelden bakalım.

Neo Osmanlıcılık: Neo Osmanlıcılık, günümüzde aşırı milliyetçiliğe tekabül eden uygulama ve fikirler barındırır…

Türkiye’nin küresel vesayetten kurtulması arzu edilendir. Ancak Batı ile aynı politikaları bölgede uygulamaya namzet bir görünüm arz eden Neo Osmanlıcı politikalar bunun yolu değildir. 15 Temmuz’a rağmen, Türkiye, hala bile batıya karşı sağlıklı bir tavır alamamıştır. Eğer ABD, PYD’yi desteklemese, FETO konusunda bile ısrar etmez ve ilişkileri eski seviyesine getirir gibi bir izlenim mevcut.

Eski bir CİA ajanı olan Robert Dawid’in 8 Ocak 2017’ de medyaya düşen yazısından bir kesit:

“ABD bir demokrasi değil. ABD Rothschild'lerin kontrolündeki bankaların yönettiği iki partili Tiranlıkla yönetilen, Faşist ve kurumsal bir devlettir. Hal böyleyken bizim Türkiye'yi eleştirme hakkımız yok. Benim bakış açıma göre Türkiye kesinlikle merkezi bir ülke. Türkiye, Orta Doğu'da yeniden düzen sağlayıcı rolünü aldığı müddetçe işlediği her türlü günah affedilmeli diye düşünüyorum. Orta Doğu'da düzen sağlayıcı bir role bürünmek için de Rusya ve İran ile işbirliğini güçlendirirken Suudileri ve İsrail'i de yeniden dar bir alana sıkıştırması gerekiyor.”

Bu açıklamanın,” Türkiye, Orta Doğu'da yeniden düzen sağlayıcı rolünü aldığı müddetçe işlediği her türlü günah affedilmeli diye düşünüyorum” cümlesinin ne kadar küstahça ve onur kırıcı olduğu bir tarafa; Türkiye’nin tekrar emrimize girmesi halinde onu affedebiliriz demenin, önceki ilişkinin sağlıksızlığını ortaya koymaktadır.  Buna göre, Türkiye, Ortadoğu’da düzen sağlayıcı bir rol almış ama bu rolden vazgeçmiş, günah işlemiş. Muhtemelen nedeni “Affedici”’nin PYD’yi desteklemekten vazgeçmemesi. Yani Türkiye’nin vesayetten kurtulma kaygısı değil. Yazı, açıkça bunu ifade etmekte.

Bu resimde, ilkesel olmayı önceleme olanağını yok eden bir yaklaşım mevcut. Bu yaklaşımla sağlıklı bölgesel politikalar izlemek mümkün olmamaktadır.

Küresel sistemin yönettiği ve İslam’ın etkisizleştirilmesi, Müslümanların zayıflatılması, İsrail’in bekasını amaçlayan ve sırayla gelen işgal ve talanlarla devam eden sürecin, Türkiye, İran ve diğer Müslüman ülkeleri de kapsayacağı bir süreç olan Arap baharının halkalarına eklenen Suriye savaşının nedeni, 2006 Hizbullzah-İsrail savaşının intikamı, İran’a saldırmadan önce, çevre temizliği, engellerin kaldırılması, direnç noktalarının zayıflatılması. Suriye’yi, başını İran’ın çektiği direniş ekseninden vazgeçirerek, İsrail’le dost olmasın sağlamak.

İşte, Lübnan’da, şüpheli Hariri suikastı ile askerlerini Lübnan’dan çıkartmak zorunda bırakılan Suriye’den, Hamas’ın da çıkarılması ve sonra, iç çatışmalar için düğmeye basılması hep ardarda gelmiştir.

İlk yanlış, yanlış safta yer almaktı. İlk safın yanlış olduğu artık ABD’nin tavrından da açıkça belli olmuştur. Bu aşamada Türkiye’nin ABD’ye karşı konumlanması eskiye oranla daha sağlıklı ve reel politiğe uygundur.

Türkiye’nin ABD ile aynı safta yer alması, savaş boyunca, Türkiye’nin, komşusuna yapılmak istenene engel olma pozisyonuna girmesinin önünde bir engel olmuştur. Oysa bugün, Suriye’ye dayatılan tekliflere/tehditlere aracılık etmemekte; engel olmaya ve Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana bir çizgiye yaklaşmış bulunmaktadır.

Kimi çevrelerin, geçmişte, Irak savaşında fayda sağlayamadık, 1 Mart teskeresi yanlıştı; Suriye’de öyle olmayacak tarzındaki söylem ve yaklaşımları da ülkeye zararlı olmuştu. Zira bu yaklaşımın, Suriye’ yi, PYD’ yi Kuzey Suriye’ye yerleştirmeye sürüklemişti.

Rusya ve İran’la birlikte hareket etme pozisyonuna gelineceğine dair işaretlerin belirmesi, öte yandan Irak’la da ilişkilerin iyileşme eğiliminde oluşu, reel politiğe daha uygun sayılabilir.

Diğer bir yanlış, seçilmiş Esad’ın gitmesi gerektiği yönündeki ısrardı. Bu ısrar, savaşın uzamasına ve en az üç yüz bin insanın daha ölmesine, milyonların daha göç etmesine ve birçok şehrin daha da harap hale gelmesine neden olmuştu. Sadece 2016’da, Akdeniz suları başta olmak üzere, çeşitli denizlerde beş bin Suriyeli hayatını kaybetmiştir.

Yine, İran’ın müttefiki olan Suriye’nin, İran demek olduğu; aralarındaki askeri ve savunma anlaşmaları da göstermekteyken, Suriye’ye saldırmak, İran’a saldırmaktı. Bu husus görmezden gelinmişti.

Özellikle iktidara yakın duran kimi sivil toplum kuruluşları, yardım dernekleri, kanaat önderleri, medya kuruluşları, yazarlar, akademisyenler ve yetki sahipleri, kimi zaman savaşın devam etmesinden/ uluslar arası müdahaleden yana politikaları destekleme görünümü vermişlerdir.. Bu kesimlerden bazıları, hala da mevcut iyileşmeleri/politik değişiklikleri kabul etmeyip, eski politikaları desteklemeye devam etmektedirler.