YENİ DİNLER

21 / 06 / 2017

Yeni dinler derken; İslam ve diğer dinler değil kastım.

Maksadım, yeni İslamlar.

Her dönem, İslam’ın bazı konulardaki hüküm ve yaklaşımının aslında şöyle değil de, böyle olması gerektiği retoriği üzerinden yeni tarzlar geliştirilir ve güncellemeler yapılır.

Aslında İslam’ın ana ayakları (tevhid, risalet, ahiret, adalet ve ahlak gibi) değişmeksizin, çağın gereklerine göre bazı hüküm ve yaklaşımlarının da şekli değişikliklerine uğraması, teknik anlamda gerekli güncellemelerden sayılabilir.

İslam’ın kuşatıcı/üst kimlik ve ana renk olmadığı/hakim referans olmadığı toplumlarda bu güncellemeler özgürce yapılamamakta, daha ziyade İslam’ı mevcut sisteme entegre etme eğilimi ön planda olmakta.

Küresel egemenler de, dinin, küresel hegemonya karşıtlığı özelliğini etkisiz kılmak için, İslam güncellemelerine aşırı müdahaleler yapmakta, bu anlamda projeler yürütmekte, İslamaofobik politikalar, vekalet savaşları tarzında uygulamalara ağırlık vermekteler.

İslam’ın, çağın gerekliliklerine göre kendini güncelleme mekanizması, onun kendi yapısının/sistematiğinin bir parçası. Bu yönüyle, medeniyet iddiasının da üstünde potansiyeller taşımakta.

Bu durum, çürümeye yüz tutmuş ve insanlığa sunacağı bir şeyi kalmamış, insana bedensellik, bireysellik ve hazcılık dışında sunacağı bir argümanı bulunmayan seküler/modern dünyayı korku ve endişeye sevk etmiştir.

İslam’ın kendini güncellemesi önemli bir husus. Bunu yapanların yetkin ve bilgin/ulema olması son derece önem arz eder. İslam’ın siyasi yönü ve siyasete dair iddiaları bu güncellemeleri toplumun odağına oturtur.

Son yıllarda, Kuran’a yönelme ve hadis ve rivayetlere kesin nas gibi yaklaşmama retoriği üzerine oturtulan ve felsefi ayağı da bulunan bu yaklaşım, geleneksel, mistik, ritüel ağırlıklı bir İslam’dan, günümüz gerçekliğine, yaşadığımız çağa ve hayata daha uyumlu ve ayakları yere basan bir İslam anlayışına doğru bir eğilim oluşturdu ve bu eğilim, İslam’a dair herkesin daha kendinden emin söz söyleme cesaretini geliştirdi.

Bu yaklaşım, dini, bazı kesim, kişi/kişilik ve grupların/kurumların tekelinde olmaması, mezhep denen yaklaşımların dezavantajlarına da daha sağlıklı yaklaşılması eğilimini de beraberinde getirdi. Ana referansın, hadis ve rivayetlerde de dahil, Kur’an’a uygunluk üzerinden değerlendirilmesi gibi sağlıklı ve bilinen bir ölçüt üzerinden Kuran okumaları yapmış, bu okumaları günümüz kelime ve kavramları/günümüz dili ile yaparak adeta Kur’an’ı tekrar günümüze indirmişlerdir.

Buraya kadar olan kısmı, sağladığı yararlar, kişileri İslam ve hükümler konusunda işe dahil etme, tabuları yıkma konusunda olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Ancak, bu cesaret, beraberinde bireysel yorum ve yaklaşımların/ehliyetsiz yaklaşımların ve çeşitliliğin artmasına yol açtı. Herkes, kendine uygun bir İslam oluşturdu ve kişiler, kolaycı hükmetme/kolaycı davranmaya yöneldi.

İslam’ı ciddiye alma noktasında bir vurdumduymazlık oluştu ve neticede Müslümana benzemeyen Müslümanlar türedi.

Kolaycı ve ehliyetsiz yorumlamaların getirdiği keyfilik, zayıf kişilerin/kişiliklerin; kendilerini değiştirmek yerine, kendi özelliklerine uygun bir din yorumu ile dini değiştirdikleri görülmekte.

Bu cesaret, alimlerin ihtilaf ettikleri konular hakkında, Kur’an’ın hükmünü arama kaygısından çok; kendi hesabına/kendisine kolay olan/hoşuna giden yorumu seçme eğilimini arttırdı.

Yeni güncellemelerin en önemli eksikliği ise küfür/örtme özelliğine sahip olmalarıdır.

Peygamber kıssaları, ayetlerin kronolojik tahlilleri, yaratılış teorilerini ve daha bir sürü konuyu didik didik eden bu alimler, siyaset diye bir şey hayatımızda yokmuş gibi, Kur’an’da siyasete dair bir ayet yokmuş gibi bir örtme harekatını da yürütmekteler.

Bahsettiğim, partiler, mevcut siyasi yapılanmalar ve tarafgirlikle ilgili yorumlar değil. Örneğin; Musa ve Firavunu detaylı anlatmayı; günümüzün Musa ve Firavununa örnek vermeyerek örtmelerinin verdiği zarardır.

İslam, kötü ve olumsuz olanın düşmanlığı ve saldırıları karşısında bir duruştur. Sömürü, haksızlık, zulüm, zorbalık, hukuksuzluk, kısacası kötülük var oldukça; İslam, düşmanlılığı ile değerliliğini tamamlama konumunu koruyacaktır. Barış dini olan İslam'ın, her türlü haksızlık/kötülük karşısındaki duruşu, kötülüğe geçit vermemesi ve barışı koruması bu özelliğinin tezahürüdür.

Öyle ise, günümüzün kötüsünü Kur'an bize göstermekteyken onu gizleme yetkimizin olmadığını da bilmeliyiz. Kur'an yorumcuları, dünyaya dayatılan, küresel sömürü ve savaş sisteminin kötü olduğunu, bu bağlamda uygulanan küresel ölçekli hangi politikaların yanlış olduğunu, barıştan yana olan insanların, bunlarla nasıl mücadele etmesi gerektiğinin yollarını anlatmaları gerekir. Böylelikle toplumsal ve küresel ölçekte sağlıklı bir barışı tesis etmek mümkün olabilir.

Bunları, radikal, çarpık, kötü örneklik gösteren bir İslami anlayışı desteklemek için değil; İslam olmayan İslam anlayışlarının, yeni nesilleri İslam’a, topluma, ümmete yararlı olacak bir formatta yetiştiremediği ve harcanan emek ve zamanın boşa gittiğini görebilmemiz için anlatıyorum.

Dini, hükümleri, Allah’ı ve İslam’ı ciddiye almalıyız. Müslümanım diyenlerin, küresel sistem karşısında, bireysel ve toplumsal direnişini terk etmemesi ve mücadeleden vazgeçmemesi gerekir.

Allah’ın peygamberi vasıtasıyla bize örnek gösterdiği siyasi duruş; Musa’nın Firavun’a, İbrahim’in Nemrut’a, Muhammed’in Ebu Cehillere karşı duruşudur. Bu duruş, bu yer, Allah’ın razı olduğu yerdir/haldir. Bu yerde durmak istemeyen veya bizi bu konumda durmaya itmeyen bir Kur'an, Allah'ın gönderdiği Kur'an olamaz.

Bu yerde duranlar, komşusunu gözetmeyen, bencil davranan, dini gerçekleri çarpıtan yaklaşımları benimseyemezler.

Bu yerde duranlar; terörü, ötekileştirmeyi, tehciri, istismarı, ırkçılığı, haksızlığı destekleyemezler.

Doğru siyasi duruş, İslami duruştur. Bu duruş, örtmemeyi, zulme zulüm demeyi, Firavun’a Firavun demeyi, kimden gelirse gelsin zulme karşı olmayı, kim olursa olsun mazlumdan yana olmayı, hakkı, adaleti üstün tutmayı, zayıfa karşı sorumlu olmayı ve sorumlu davranmayı, yardımlaşmayı, barışçıl olmayı, insani ve ekolojik anlamda duyarlı olmayı gerekli kılar.

Rabbim, duruşumuzu düzgün kılsın dileğiyle.