Yeni müfredat taslağı eğitime ne katar ?

18 / 01 / 2017

Cuma günü ilk ve orta dereceli okullarda okuyan milyonlarca öğrenci karne alacak. Birinci yarıyıl tatili başlamadan geçen hafta Milli Eğitim Bakanlığı ilk ve orta dereceli okulların müfredatlarıyla ilgili bir çalışma başlattı. Bu tatile, bu çalışma ve bu çalışmayla ilgili tartışmalar damga vuracak gibi.

Bu çalışmanın amacı, müfredatı sil baştan dizayn ederken, işe, öğretmen, veli ve öğrencileri de katmak. Deyim yerindeyse, müfredatı toplumun ilgili kesimleriyle birlikte yapmak. Bu konuda görüş alınacak. Tabii iki sorun hemen ön plana çıkıyor. Biri, bu görüşler ne derecede müfredata yansıyacak, diğeri, eğitimle ilgili sorunlara yaklaşım bu şekilde mi olmalı?

"Atatürkçülük” kavramı sosyal bilimler derslerinin müfredatından tamamen kaldırıldığı, Atatürk’ün işlenişinin kapsamının daraltıldığından bahsedilmekte. Bu yüzden şimdiden bazı kesimler rahatsız olmuş durumda.

Bu değişiklik teklifinin hükümete yakın olarak bilinen Eğitim Bir Sen’den gelmesi işin ayrı bir yönü.

Yine bakanlığın, Darwin’in “Evrim teorisi”ni de ders programından çıkardığı söylenmekte.

Eğitim Bir Sen: Atatürkçülük kaldırılsın, hayatımız sınav derken; bazı kesiler bunu, amaç Cumhuriyet ilkelerini yok etmek şeklinde yorumlayarak karşı çıkıyor.

Darwin Teorisi yıllarca İslam’a saldırı amacıyla ve ideolojik bir yaklaşımla kullanıldı. Sadece kanıtlanmamış, adı üstünde bir teori, yıllarca, onu savunanlarca mutlak doğru olarak lanse edilmiş; bir kesim de bunun/evrimin İslam’a aykırı olduğunu düşünerek karşı çıkmıştı…

MEB’in, eğitimde sadeleşme amacıyla 2 yıldır üzerinde çalıştığı ilkokul, ortaokul ve lise taslak müfredatı aslında birlikte hazırlanacak görüntüsüne rağmen; durum hiç de öyle değil. Taslak müfredat eğitim kamuoyunun görüşünün alınmasının ardından tamamlanacak ve 2017-2018 öğretim yılında uygulanmaya başlanacak beklentisi var. Kamuoyu görüşünün alınması iyi olsa da; bu görüşlerin müfredata yansıması oranı ve şekli önemli gündem maddesi.

Bazı sadeleştirmeler ve yaş seviyesine uygun olmayan konular çıkarılıp, bazı metinlerin kısaltılması söz konusu. Bunlar nispeten olumlu.

Yine Atatürkçülük/Kemalizm gibi çağ dışı kalmış ideolojik söylem ve sosyal devlet anlayışına sığmayan, devletin ideoloji empoze etmesi anlayışı/yolları kısmen de olsa kısıtlanmıştır.

Yine de, özgürlükçü bir birey oluşturmada kişileri tanrılaştırma köleliğinden tamamen kurtulmanın uzun bir süreç gerektireceği muhakkak. Bu süreci kısaltmanın yollarından biri de, bazı köhnemiş kanunları kaldırmak olabilir. Mesela, Atatürk’ü koruma kanunu, hazır anayasa çalışmaları yapılırken kaldırılabilir.

Atatürk ve diğer insanlar hakkında, çocuklar da yetişkinler de özgür düşünebilmeli. Bu, onların en temel hakkıdır. İsteyen, onun istediği yönlerini beğenir ya da beğenmez ancak onun tarihi kişiliği, yakın tarihimize etkileri, tarih bilgileri olarak yer almalıdır.

Bu ülkeye, coğrafyaya, insanlığa yararı dokunmuş insanların yad edilmesine kimsenin itirazı olamaz lakin peygamber bile insanken, bazı kişilerin putlaştırılması, hadi onu geçtik, bu putlaştırmanın laikliği sevmeyen/benimsemeyen diğer kesimlere de dayatılması ciddi bir suçtur ve insanlığa, insan haklarına aykırı bir aşağılamadır. Bunun devlet tarafından yapılması ayrıca bir faciadır.

Tüm bu gelişmelere rağmen, okula yeni başlayan bir çocuğun, okulun bahçesinde Atatürk büstü görmesi, sınıfına ilk girdiğinde Atatürk resmini duvarda görmesi, kitabını her açtığında Atatürk resminin baş sayfada olduğunu görmesi, o çocuğun Atatürk hakkında objektif değerlendirme hakkına ve dolayısıyla düşünce özgürlüğüne vurulmuş ağır travmatik darbelerdir.  Atatürk veya başka bir kişinin böylesine gereksiz önemsenmesinin, temiz ve koşulsuz çocuk zihninin ve bilinç altının tahribine ciddi zarar vereceği ve sağlıksız bir ruh hali oluşturacağı kanıtlanmış bir hakikattir. Çocuklarımıza bu zulmü artık yapmayalım. Bunu sadece Atatürk için söylemiyorum. Aynı durum bir peygamber, askeri veya siyasi bir şahsiyet, bir komutan veya daha farklı bir kişilik için de geçerlidir.

Darwin teorisi de dahil olmak üzere, bilimsel çalışma olarak genel kabul görmüş teorilerden, kimin ne teorisi varsa okutmaktan çekinmek de doğru bir yaklaşım değildir. Eğer bir teori, bağımsız ve ideolojik operasyonlardan beri ise ve yöntemsel olarak bilimsel bir sonuca ulaşmak için, bilimsel metotlarla hazırlanmışsa, onu okumak ve okutmaktan kaçınmak özgür düşünme olanaklarını kısıtlayacağından sağlıklı bir yaklaşım olamaz.

Atatürkçü ideolojiyle yetişen nesil Türkiye’yi bir yere götürememiş, toplumda kutuplaşma ve ötekileştirmeyi kalıcı hale getirmiştir. Ancak, dileyen böyle bir ideolojiyi de benimseyebilir, savunabilir. Bu bir haktır. Yeter ki bunu diğerlerine dayatma hakkını kendinde görmesin ve dayatmasın. Cumhuriyetle gelen böylesi şımarık bir davranışın hala devam ettiği de bir gerçek.

Toplum, on yılda bir darbelerle köleleştirilmiştir. Türkiye’yi gerçekten sevenlerin bu gerçeği görmek konusunda daha fazla direnmemesi gerekir.

Çok övülen milli metinlerde bile, çağa ve bilime uygun olmayan cahilce iddialar, ırkçı yaklaşım ve anlayışlar da müfredattan tamamen kaldırılmalıdır. Bu bağlamda, öğrenci andının okutulmasının kaldırılması dışında bir gelişme sağlanamadı.

Eski eğitim programında birinci sınıfta dini bayramlar sadece tanıtılırken, yeni taslak ile çocukların dini gün ve bayramlara katılmaya istekli olmasının amaçlanması sağlıklıdır. Bu konuda ki yaklaşımın, -varsa o sınıfta okuyan diğer dinlere mensup ailelerin çocukları- diğer dinleri de kapsaması gerekir.

Sonuç olarak yeni müfredat taslağı çalışmaları, tarz olarak ilk defa tabandan bir taleple gelmesi, toplumun görüşüne sunulması ve şeffaf bir yöntemle ele alınması gibi yönlerden bir ilktir. Bu kültürü, kutuplaşmadan ve toplumun diğer kesimlerinden de gelen teklifleri aynı titizlikle önemseyerek gelenek haline getirdiğimiz takdirde, diğer sorunlarımızı çözme konusunda daha sağlıklı metotlar üretebilme olanaklarımızın artacağını söyleyebiliriz.

Müfredat taslağının tamamı çok uzun olduğundan, hepsi hakkında görüş bildirme, bu yazımızın formatına uygun değil. Sorumluluk sahibi insanların müfredat taslağı hakkında bilgi edinmesi ve katkı sunmasının önemine binaen dikkat çekmek maksadıyla değindim.

Müfredat, her ne kadar eğitimin en önemli ayaklarından biri ise de; eğitimle ilgili, köklü değişiklikler yapılması, eğitim sistemi ve eğitim anlayışımızın kökten değişmesi gerektiği gerçeğini değiştirmeyecektir.

Yani esas sorunumuz, müfredat değil…

Dolayısıyla, bu müfredat değişikliğinin kimi faydaları olsa bile; eğitim sistemimizi, eğitime ve okula bakışımızı ve mevcut eğitim politika ve planlarını köklü bir değişikliğe tabi tutmadan yapacağımız her türlü değişiklik ve müfredat yenileme derdimize derman olmaya yetmeyecektir.

İmkan bulduğumuz takdirde, ileri ki yazılarımızın birinde de bu konuyu ele almayı ümit ederek, karne alacak çocuklarımız ve velilerine şimdiden iyi tatiller dilerim.