YEŞİL, KIRMIZI ÇİZGİMİZ Mİ?

02 / 12 / 2017

Gelişmiş toplum olmanın ölçüsü; sadece yollar, binalar, fabrikalar yapmak değil; doğaya, insana, çevreye karşı duyarlılık ve kendini değerli hissetme de medeni olmanın önemli ölçüsüdür. Sağlık, estetik ve yeşil konusunda gelişmişliğin zihinsel bir olgunluk gerektirdiğini ve bunun da bir erdem olduğunu söylemek mümkün.

Kendini değerli bulma, iyi bir çevrede yaşama hakkını yadırgamama ve bu konuda gerekli tepkileri gösterebilme, aynı zamanda bir hak arama bilincinin de göstergesidir.

Yukarıdaki özellikleri taşıyan insanların oluşturduğu toplumlar gelişmiş toplumlardır denebilir. Yoksa gelişmiş toplumun ölçüsünü, makinalaşma ve monotonlaşma olarak almak zorunda kalırız ki bu da kanaatimce yanlış bir çıkarsama olur.

Şehir hayatı, şehirlerin bir kimliğinin, bir mimarisinin, bir ruhunun olması ile de ilgidir. Şehrin bir kimliği, bir atmosferi olduğu gibi, hemşehrinin/yaşanan şehirle insanın tanımlanmasının da bir kimlik/tanınma/tanıma ölçüsü olduğunu belirtirsek abartmış olmayız. Dolayısıyla şehir, medeniliği ifade der.

Aslında doğu medeniyetleri, tarih boyunca yeşile yabancı olmayan, yeşille iç içe bir medeniyet görünümünde olmuşlardır. Yeşili korumaya yönelik caydırıcı tedbirler ve yeşili teşvike yönelik oldukça kuvvetli ifadeler ve anlayışlar toplumumuzun hafızasında mevcuttur. Ne var ki; sanayileşme ve çarpık/çelişik yapılaşma, arsa/arazi rantiyeciliği, sağlıksız şehir planlamacılığı gibi nedenlerden dolayı doğu, yeşil noktasında yeterli bir seviyeye gelebilmiş değil denebilir.

Elbette Türkiye’nin bazı şehirlere bakıldığında; ağaçlandırma çalışmaları veya mevcutları korumaya yönelik tedbirlerde Urfa; Türkiye ortalamasının üzerinde olabilir ancak özellikle Urfa ve benzeri şehirler için ağaçlandırmanın, doğa sevgisi dışından başka anlamları vardır. Bunlardan bir tanesi, iklimimizin sıcak olmasıdır.

Yaz aylarında dayanılmaz sıcaklar insanları adeta evlerine hapsetmekte ve hayattan koparmaktadır. Bu açıdan, şehrin oksijen alabilmesi, Urfa ikliminin biraz daha yumuşatılması ve insanlarımızın doğaya karşı olan ilgisini arttırma, doğada vakit geçirebilme olanaklarını çoğaltma noktasında ağaçlandırmaya ciddi anlamda ihtiyacımız olduğunu söylemek mümkün.

Bu konuda hiçbir şey yapılmıyor denemez. Ancak yapılanlar, demin saydığımız hedefleri gerçekleştirme noktasında yetersiz kalmaktadır.

Ajans Urfa’da yer alan bir haber, bu anlamda önemli bir çabanın göstergesi. Haberde; Şanlıurfa Orman Bölge Müdürlüğü ile GAP Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü arasında ağaçlandırma protokolü imzalandığından bahsedilmektedir. Buna göre;ağaçlandırma yapılacak olan alanların sınırlarının aplikasyonunun yapılması, sahanın yangın ve diğer zararlılara karşı korunması, toprak analizlerinin yapılması, ağaçlandırma ile toprak muhafaza uygulama projesinin hazırlanması, dikilen fidanların sulanması, ot alma-çapa tamamlama işlemleri yer almakta olup, bu protokol kapsamında gelecekte bu alanların orman haline getirilmesi hedeflenmektedir.

Elbette desteklenmeli ancak yeterli değil. Bizim yeşil bir Urfa’ya ihtiyacımız vardır. Bu konuda, yukarıda belirttiğimiz amaçları gerçekleştirmeye yönelik çalışmaların merkezi idare tarafından desteklenmesi, yerel ve sivil çabaların da arttırılması gereklidir.

Zaman zaman belediyeler veya diğer bazı kurumların yaptığı sınırlı ağaçlandırma kampanyaları ile Urfa'nın ağaçlandırma sorununu çözmenin mümkün olmadığı ve olmayacağı açıkça ortadadır.

Urfa gibi illerde, bunun merkezi bir politikaya dönüştürülmesi için en az 20 yıllık bir planın gerekli olduğunu belirtmekte yarar vardır.

İlk on yılı ağaçlandırılacak bölgeleri tespiti, yoğun bir ağaçlandırma yapılması ve ağaçlandırılan bölgelerin korunarak, ekilen ağaçların kayıt altına alınıp takibinin yapılması ve onların yetişmesini büyümesini sağlamak şeklinde planlanmalıdır. Yani ağacı ekip oradan uzaklaştırıldığı ve kontrolü yapılmadığı zaman; ağaçların birçoğu sonradan kurumaya terk ediliyor ve emekler boşa gitmiş oluyor. O yüzden bu makro planda ağaçların takibinin yapılması, ağaçlandırma bölgelere resmi hüviyet kazandırılması, orada sulama ve bakımla ilgili gerekli zimmetleme ve istihdamların yapılması kaçınılmaz olarak gereklidir.

Orman Müdürlüğü’ne ek bir bütçe getirebilir. Ancak bu konuda askerler öğrenciler veya ceza evinde yatan insanlarımızın isteyerek kalktı sunabilecekleri birçok süreç var. Bu kesimler projede yer alabilirler. Şu an Urfa’da mevcut olan Atatürk Ormanı, gerçekten Urfa gibi sıcak bir şehir için oldukça yetersizdir. Kaldı ki bu ormanda da kenardan kıyıdan verilen imar izinleri ile yapılaşmaya gidilmektedir.

Urfa’nın sadece çevresinde, Atatürk Ormanı genişliğinde, en az 4 veya 5 orman daha oluşturabiliriz. Bu, mümkün ve gereklidir.

Yine şehir içinde kent ormanları tarzında küçük küçük ağaçlandırma bölgeleri oluşturmalıyız. Tugayın kaldırılması yönünde kamuoyu baskısını arttırarak, orada da bir kısmının kent ormanı olabileceği bir projeye start verebiliriz.

Kanal sularının belli bölgelerden geçirilmesi noktasında, maliyetin az olabileceği noktada bir projelendirme veya Arge çalışması yapılmalıdır. Örneğin; Harran Üniversitesi’ndeki alana benzer, suyun uğrayarak geçeceği yerler düşünülebilir. Kanal çevresinde, henüz yapılaşmaya hız verilmemişken; bazı alanlar, özellikle kanalın üst taraflarında biraz daha dağlık olan bölgelerde tarım arazilerine zarar vermeden, tarım arazilerinin yok etmeden, aynı tarzda bazı küçük göletler oluşturulabilir.

Şanlıurfa’dan Gap Havaalanı’na kadar yol boyunca 3 tarafta ağaçlandırma çalışmaları yapılmış, düzenli sulama ile ağaçlar yetiştirilmiştir.

Park ve bahçelerimizde de ağaçlandırma, bakım çalışmaları yapılmaktadır. Bu tür alanlarda, gerçekten bakımının zor olmayacağı meyve ağaçlarına daha fazla alan ayrılmalıdır. Narıyla ünlenen Karaköprü'nün parklarında, daha fazla oranda nar ağacı dikilebilir, yine yeni açılacak parklarda da; fazla bakım gerektirmeyen bazı meyve ağaçları ekilebilir. Nar, zeytin, portakal, limon gibi.

Sonuç olarak, Urfa, sonuçlanabilir ve kazanılmış/kalıcılaşmış yeşil alan edinme noktasında oldukça geri sıradadır ve bu durumun giderilmesi acildir.