ZARRAB DAVASI, NEYİN DAVASI?

18 / 11 / 2017

Türkiye, batıdan bağımsızlaştıkça evinin içini de düzeltme potansiyelini arttıracaktır. Zaten içerideki sorunların geneli de Batı ile olan konumlanmasından kaynaklanmaktadır.

Görünürde Zarrab, ABD' yi dolandırmak, uluslararası güç yasasını ihlal etmek, bankacılık sistemine karşı dolandırıcılık, kara para aklama, İran’ a uygulanan yaptırımları yasa dışı yollarla delmek suçlarından yargılanmakta; hakkında 90 yıl hapis ve 50 milyon dolar para cezası talep edilmektedir.

Zarrab’ın muhtemelen bazı - yalan veya doğru- itiraflarda bulunduğu söylemektedir. Türkiye bu konuda ABD ye iki kez nota vermiştir. Dava, bu boyutuyla önem arz etmekte ve siyasi bir görünüme bürünmektedir. ABD’nin amacı zarrab’ı yargılamak değil; bu yargılama üzerinden Türkiye ile dış politikası konusunda bir pazarlık mekanizması oluşturmak istemesidir. Yargılanan bir politika, bir eksen ve bu eksenle giderek daha da kenetlenme ye itilen Türkiye'dir.

15 Temmuz girişimini konu edindiğim yazı dizisinde; 15 Temmuz'un devam edeceğini ve tamamlanmak isteneceğini belirtmiştim. Şimdi yapılanın da; 15 Temmuz'un tamamlanmasına yönelik bir operasyon olduğu ortadadır.

ABD, Suudi Arabistan’ı 11 Eylül olaylarıyla ilgili yargılamakla tehdit ederek, onu, ekonomik ve siyasi anlamda tamamen kendi boyunduruluğu altına almayı başarmıştır. ABD, Suudi Arabistan ile yüklü miktarda anlaşmalar imzalayarak ve prens operasyonlarıyla ülke zenginlerinin mallarına el koyarak ödemelerini garanti altına almış, böylece 11 Eylül tehdidini şimdilik gündemden kaldırmıştır. Bu gün Suudi Arabistan; mazlumlar ve direnenlerle yapılan küresel savaşlarda İsrail'in önüne geçmiş, itibarsız bir ülke konumundadır.

ABD'nin, 11 Eylül tehdidiyle Suudi Arabistan'a yaptırdıklarını hepimiz gördük. Bu yüzden, Zarrab davasıyla Türkiye'ye yapmak istediklerine karşı dik durmak son derece önemlidir. Bu yönüyle Zarrab davası; Türkiye’nin boyun eğip eğmeyeceğinin de bir göstergesi olacaktır.

ABD, Zarrab davasını bir şantaj aracı olarak kullanmak, davayı; bakanlar ve hatta cumhurbaşkanına kadar genişleterek Türkiye’ye diz çöktürmek istemektedir. Türkiye bağımsızlaştıkça; ABD ve Avrupa Birliği’nin Türkiye üzerindeki baskıları artmaktadır.  Hatırlayalım: Türkiye, ABD ile birlikte Suriye’ye girmeyi defalarca teklif ettiği halde; ABD, Türkiye’nin tek başına Suriye’ye girmesinde ısrar etmiş ve Türkiye bunu kabul etmeyince de ABD, başka partnerler/ortaklar bulmuştu. Ancak iş, giderek Türkiye’nin beka sorunu olmayan doğru evrilmişti.

Bu dava ile verilmek istenen mesajlar gayet açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu dava; tehditler ve şantajlar içermektedir. Afrin’e yönelik harekat’ın ertelenmesi, ABD’nin Afrin’ de ortaklarını koruyacağına dair asker ağzıyla yapılan açıklamaları da Zarrab davasıyla ilgili ve etkileşim halindedir. Hatta 22 Kasım Türkiye, İran, Rusya görüşmeleri de bu davadan etkilenebilir. Yoğun bir diplomatik trafik var ve Türkiye iki kez nota verdi.

Türkiye’ye karşı psikolojik bir savaş yürütülmektedir.

Bu anlamda ekonomik operasyonlar siyasi operasyonlara göre ikincil planda olacaktır. İstenen ise Türkiye’nin Avrasya eksenli politikalardan vazgeçmesi, direniş ekseni ile ticari ve özellikle siyasi ilişkilerini sonlandırması, Suriye’de -Türkiye’nin aleyhine de olsa- bazı pozisyonları kabul etmesi ve bölge genelinde ise ABD’den bağımsız eylem ve politikalardan vazgeçmesidir.

Bu davanın jürili duruşmasının; Türkiye, İran, Rusya görüşmeleri öncesine denk getirilmesi de manidardır. Bilindiği üzere 22 Kasımda Soçi’de Suriye zirvesi yapılacak ancak öncesinde yani 21 Kasım'da Türkiye, İran, Rusya Genelkurmay Başkanları bir araya geleceklerdir. Tüm bunlar, Türkiye’nin Zarrab davası ile bazı politikalarından vaz geçirmeye yönelik bir operasyona maruz olduğunu göstermektedir.

Türkiye’nin buna boyun eğme gibi bir seçeneği de aslında yoktur. Bu dava; 17 25 Aralık operasyonunun karar ve yönetim merkezinin ABD olduğu gerçeğini de ortaya çıkarmıştır. 17/25 Aralık operasyonlarında suçlananlar Türkiye tarafından yargılanıp mahkum olsalardı; o günkü operasyon başarıya ulaşmış olacak ve Türkiye, siyaseten boyun eğmiş olacaktı. Zarab davası; batının Türkiye’yi sürekli dinlediği izledi gerçeğini de ortaya çıkarmıştır.

Türkiye’nin önünde teslim olma seçeneği olmadığına göre; onurlu davranmalı ve ABD ye karşı birlik içinde dik durma yolunu seçmelidir.

ABD’nin elinde, Türkiye’yi zora sokabilecek birçok veri ve argümanın mevcut olduğu algısı ve izlenimi oluşmuştur. Ellerinde her ne varsa; ne yaparlarsa ve ne olacaksa olsun; Türkiye, ABD ve AB nin boyunduruğundan ya şimdi çıkacak ya da sonu bilinmez bir mecraya doğru sürüklenme riski ile karşı karşıya kalacaktır.

Dünyanın hangi halkı, ülkesi olursa olsun; Emperyalizm'den bağımsızlaşma politikaları desteklenmelidir. Türkiye’nin de tüm vatandaşlarıyla ve bölge halklarıyla dayanışma içerisinde Emperyalizme karşı vereceği bağımsızlık mücadelesinde başarıya ulaşmasının dileriz.