ZİHNİYET DEĞİŞİKLİĞİ VE SORULAR

05 / 07 / 2017

Aslında Göbeklitepe’yi yazacaktım. Göbeklitepe öncesi yapmamız gerekenler ve bir türlü hızlandıramadığımız zihniyet değişikliği.

Yani burada fikir değişikliği demek istemiyorum, fikir değişikliğine zorlamak, yönlendirmek haklı bir davranış değil ama uyandırma, gözden kaçanları gösterme, görmeyi sağlama ve empati gibi temel düşünsel argümanlardır kastım. Yoksa herkesin fikri kendine.

“Göbeklitepe’de süren çalışmalar nasıl daha hızlandırılabilir ve öncesinde Urfa olarak ve bireyler olarak neler yapabiliriz?”i yazacaktım ki; Bakan Çelik’in, gazetemizde, önceki gün yayımlanan konuyla dolaylı da olsa ilgili olan röportajını okuyunca fikrim değişti.

Gerçi Bakan, Göbeklitepe’den bahsetmiyor ama zihniyetimizden bahsediyor.

Dolayısıyla neden bahsedersek edelim, sorunlarımızın kökeni de çözümü de büyük ölçüde zihniyetle ilgili gibi.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki: Şahsım olarak, son yirmi yıllık gözlemlerime dayanarak, siyasiler ve halkımızın genelinde önemli zihniyet değişikliği olduğunu söyleyebilirim. Ama arzu edilen yönde ve miktarda olduğunu söylemek –bana göre- zor.

Bakan’ın geldiği gün bazı protestolar, yuhalamalar olmuş filan. Bunlar işin siyasetle ilgili kısmı, zihniyetimiz burada da pek sağlıklı görünmüyor. Kimdirler, niçin yaparlar bunun üzerinde durmayacağım. Zaten Bakan da bunu tüm Urfalılara mal etmediğini belirtiyor. Yalnız Bakan, çok üzülmüş olmalı ki buna karşılık sarf ettiği ağır sözlerin anlamı çok sertti. Tercüme edecek olursak: ”Adam gibi karşıma çıkın, delikanlı olun” Yani adam gibi siyaset yapın, demeye getiriyor ki “etek” sözcüğü de buna binaen öncesindeki tepkilerinde kullanılmış. Bakan, ağır konuşmuş; ağırına gitmiş. Keşke bunların hiçbiri olmasaydı. Bütün Urfalılar, bu yaşananlara haklı olarak üzüldü.

Bu konuda kimin haklı, kimin haksız olduğu kısmına karışmak istemem ancak siyaset yapanlarımızın Urfa’nın mı kendilerinin mi çıkarlarını öncelediklerini, icraata ve hükümete yönelik tepkilerin yol ve yöntemlerini doğru bilmeleri ve doğru kullanmaları gerektiğiyle ilgili sorgulamaları yapmaları da onlara oy verenlerin hakkı. İşin zihniyetle ilgili kısmı bu…

Çelik, siyaset yaparken arkama hiçbir aşireti almadım diyor. Bu da zihniyetle ilgili. Yani aşiret gücüne dayalı siyaset zihniyeti artık tarihe karışmamalı mı?

Bakan Çelik, Urfa’ya şöyle veya böyle hizmet etmiş bir siyasetçi. İtirazlarımızı ve beğenilerimizi usulüne uygun şekilde yapmayı önemserim.

Şimdi 03.07.2017’de gazetemizde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Faruk Çelik’le yapılan röportajdan kesitlere kısaca değinerek, yapamadıklarını da gözler önüne sermeye çalışalım.

Röportajdan bazı bölümler: “Biz Urfa’ya hizmetin peşinde miyiz, kendimizi alkışlatmak peşinde miyiz? Böyle ucuz bir siyaset olur mu, bunu geçmişte çok yaptılar. O zaman kim kürsüye çıkarsa taraftarlarını da alsın herkes herkese yuh çeksin. Böyle bir şey olur mu? Yanlış bir yerde yanlış bir zamanda çok yanlış bir iş yaptılar. Çok kendilerini açığa verecek yanlış bir iş yaptılar. Şimdi herkese sesleniyorum adam olan çıkıp der ki, ‘evet ben bu işteydim, özür dilerim yanlış yaptım’ der. Ya da adam olan çıkıp der ki ‘ben yaptım gerekçem de şudur’ der. 3’üncü yolu yok.”

“…Onun için bizim bütünüyle bunu Şanlıurfa’ya mal etme gibi durumumuz olamaz yani.”

“MKYK üyesi kimmiş, bakan kimmiş, bunlar Urfa’nın ilacı değildir. Esas mesele bu… Urfa’nın ilacı, zihniyet dönüşümüdür.”

“… Tarım Bakanıyım öyle değil mi? İki türlü… Bir suya kavuşturmamız gerekiyor Şanlıurfa’yı. Neden? Şanlıurfalı kendi toprağında çalışsın. Dışarı gitmesin. Bunda büyük bir mücadele veriyoruz. Geçen de geldik 750 milyon TL’lik yatırım yaptık. Yol boyuncu Orman Bakanımızla 1 milyon 500 bin dekar alanın sulanmasıyla ilgili şu anda kaynak teminiyle uğraşıyoruz. Yani, Bozova, Hilvan, Viranşehir, Siverek, Ceylanpınar’ın sulanmasıyla ilgili 1 buçuk milyon dekarlık alanda sulamayı gerçekleştirdiğimiz an Şanlıurfa çiftçisi, Şanlıurfa sanayicisi, Şanlıurfa esnafı, Şanlıurfa çalışanı rahat eder.”

“… Elektrik işi bitecek, bu sulama işi bitince. Bununla uğraşıyoruz şu anda. Yaptık bir şeyler tamam ama henüz 1 milyon 500 bin dekarlık alanın sulanmasıyla karşı karşıyayız. Bunu çözmemiz gerekiyor.”

“Peki suyla toprağı buluşturduk. Şimdi drenaj işleriyle uğraşıyoruz. Harran, Akçakale bölgesinde yoğun drenaj var. Niye? Yer altı suları yükselmiş. Sulamadaki dengesizlikler, suyu kötü kullanmaklar… Şimdi o zaman çiftçimizin zihniyet değişimine ihtiyacı var.”

“Tarımda eğitim seferberliğini biz nerede başlattık? Türkiye’deki tarımdaki eğitim seferberliğini Şanlıurfa’da niye başlattık? Hocalarımızı, dekanlarımızı, rektörlerimizi, ziraat, veterinerlik fakültesindeki hocalarımızın hepsini gönderdik. Gidin, Şanlıurfa’nın, Birecik’in, Harran’ın, Akçakale’nin, Siverek’in, tarımı nasıl yapılmalı, toprak suyla nasıl buluşmalı? Hayvancılık nasıl olmalı? Bununla ilgili eğitim seferberliğini başlattığımız yer bu zihniyet değişimin yaşanması için Şanlıurfa.”

“…İkincisi, öteden beri ben diyorum ki, ‘Şanlıurfa bir tarım kentidir.’ Ama Şanlıurfa tarım şehri olmanın yanında mutlaka tarım organizeyi, besi organizeyi ve gıda organizeyi oluşturmak durumundadır. Çünkü bu kadar tarım üretimi gerçekleştiren bir şehrin ürünlerinin markaya dönüşmemesi çok büyük bir eksiklik. Onun için bizim zihniyet dönüşümünü yapmamız gerekiyor.”

“…Buğday var, un yok. Un var diyelim, makarna yok, irmik yok. Buğday üreten, mercimek üreten bir şehir değil, bunları üreten ama bunları mamul ürüne dönüştüren bir şehir haline gelmemiz gerekiyor. Onun için hızlı bir şekilde un fabrikalarımız, hızlı bir şekilde makarna fabrikalarımız, hızlı bir şekilde yan sanayi OSB’lerini kurmamız gerekiyor.”

“…Yatırımı salt anlamda ürünü çıkarıp diğer illere, Antep’e, Ankara’ya gönderip un yaptıran değil; kendi şehrinde un ihraç eden, kendi şehrinde makarna ihraç eden bir kente mutlak surette dönüşmemiz gerekiyor.

Şanlıurfa parasını çok kötü kullanıyor. Şanlıurfa’da çok zengin arkadaşımız var. Parasını ya bankada tutuyor ya da batı illerine gidiyor, arsa, daire benzeri gibi gayrimenkullere yatırıyor. Oysa Şanlıurfa’nın bu bereketli toprakların ürünlerini işleyecek birkaç tane varlıklı insan bir araya gelse devasa tesisler kurabilirler. 6 yıldır söylüyorum. Bir fıstık işleme tesisi kurun. 20 bin metrekare üzerine. Yazın oraya ‘Şanlıurfa Fıstığı’ diye. Dünyanın her yerine ihraç edersiniz. Şanlıurfa Fıstığı markaya dönüşür.”

“…Sırtta çuvalla değil, bakın tırlarla. Zihniyet değişimi diyorum. Bunu ben Faruk Çelik olarak kendi başıma sağlayabilir miyim yalnız başıma? Medya olarak siz üzerinize düşeni yapmayacaksınız. Yok MKYK üyesi kim olmuş da, yok bakan kim olacakmış… Urfa’yı kurtaracak olan bunlar değil ki. Urfa’yı kurtaracak olan bu anlattığım şeyler.”

“…Ya yemek yiyeceksiniz, misafiriniz geliyor, turist geliyor. Urfa’mızın mutfakları öyle olmalı ki, yemek Urfa’da yenir arkadaş, cam gibi olmalı, ayna gibi olmalı. Hijyen açısından söylüyorum…

… Biz ciğer yiyoruz zaten, biz Urfalıyız. Bana geliyor Urfalı hemşerim. Pırıl pırıl samimi insanlar. Geliyor eli kömürlü pideyi bana veriyor. Al ye diyor. Ben yiyorum. Ben yiyorum. Samimi olarak iftihar ediyorum. O pideye gönlünü katmış. Kömürlü olsa da eli, gönlünü kapmış. Yemekte yüreğini katmak önemli…

Evet, sevgilerini katsınlar. Şimdi Şanlıurfalı ustam böyle yapıyor. Gönlünü katıyor, eyvallah. Benim için bir mazuru yok. Ben onu yerim, çünkü ben onu tanıyorum.

O, eliyle ciğerleri alıyor, takıyor. Benim için bir mazuru yok, seve seve de yiyorum. Ama dışarıdan gelen birisi bakacak diyecek ki, ‘ya bu nasıl bir şey’ İşte bu değişimi yapmak durumundayız. Bunlar gidip ‘yemek Urfa’da yenir kardeşim’ diyecek. Ciğer Urfa’da yenir, kebap Urfa’da yenir, köfte Urfa’da yenir. Ufak müdahalelerle ama bunları eğitim çerçevesinde yaparak bu değişimi göstermemiz gerekiyor.

Demek ki, tabelalarımız değişirse caddelerimiz temiz, dükkanlarımız temiz, yenilebilir lokantalarımız, üretimde fabrikalarını kurmuş, yalnız buğdayını, mercimeğini, fıstığını satan değil de bunlara işleyerek satan bir şehir olursanız bu müthiş bir değişimi meydana getirir. Bu arkasında ne olmayı getirecek? Marka olmayı getirecek. Şehriniz marka şehir olacak”

Bakan Çelik içinden geldiği gibi konuşmuş. Birçok sorunu ve kendinde çözüm yolunu göstermiş.

Şimdi sorular: Mesela, tarım şehri olan Urfa’nın, bahsedilen sulama sorunu ve akabinde elektrik sorunu dolayısıyla mevsimlik işçilikten ve işsizlikten bizi büyük oranda kurtaracak icraatlarla ilgili siyasilerimizin çıkıp bir itirazı, bir takvim belirlemeye yönelik girişimleri oldu mu?

Bakan, 1 milyon 500 bin dekarlık alanın sulanmasından bahsediyor. Kaynak temin etmeye çalışıyoruz deniyor. 6 yıldır kaynak temin edilemedi mi? Ne zaman diye soran var mı? Baraj ömrünü doldurunca mı buralara su gelecek? Baraj bitmeden, bu hazırlıkların yapılması gerekli değil miydi?

“Geçen de geldik 750 milyon TL’lik yatırım yaptık.” Deniyor. İyi de, hadi bizim siyasiler takip etmiyor diyelim, hükümetin, bu kaynakların amacına yönelik kullanıp kullanılmadığının takibini yapmamasının nedeni nedir?

Şimdi turizm diyoruz. GAP, bitmeden sulama kanallarımızı yapsaydık, Siverek, Hilvan ve diğer sözü edilen yerler, yıllardır sulanıyor olacaktı. Ne dedik? Keşke önceden yapılsaydı. Yarın, Göbeklitepe için “keşkeler” olmasın diye ne yapmalıyızın çırpınışlarını sergilemek, sadece Sayın Sabri Dişli’nin mi görevi?

11 Nisan Stadında uygulanan projenin, tüm tepkilere rağmen ranttan korunamamasının mücadelesi, sadece Sayın Mehmet Cafer’in mi görevi?

Meraların peşkeş çekilmesi, LİMAK’ın rantabl faaliyetlerini denetlemek sadece, Mustafa Arısüt ve Gazete İpekyol’un mu görevi?

Yatırıma gelince. Sayın Bakan, Urfalı, Urfa dışında, sanayi yatırımı da, emlak yatırımı da yapar, yapıyor da. Ancak, Urfa’daki, geçmiş valilerimizden birinin de itiraf ettiği, emlak/arsa rantiye sitemi/spekülatörlüğü olduğu müddetçe bu durumun devam edeceği aşikar değil mi?

Bu rantiyeci tekeli kırmak için, meraların peşkeş çekilmemesi için ne yaptınız?

Belediyeleriniz, kısmi bazı projeler hariç, halka ucuz konut satmak ve bu tekeli zayıflatmaya yönelik yeterince yatırım yaptı mı?

TOKİ, Urfa’da konut fiyatlarını ve miktarını, neden bu tekeli de etkisiz kılacak tarzda gerçekleştirmiyor? diyerek sorularımıza ara; yazımıza son verelim.