‘Keçeciler Hamamı müze olsun’

Gazete İpekyol Yazarı A. Cihat Rehavi yıllardır kendi kaderine terk edilen Keçeciler Hamamı’nın Keçeciler Müzesi olarak değerlendirilebileceğini tavsiye etti.

17 / 02 / 2017 10:49

(Adil HİLAL-İPEKYOL)

Yıllardır atıl durumda olan ve bir türlü ne olacağına karar verilemeyen tarihi Keçeci Hamamı için Gazete İpekyol Yazarlarından A. Cihat Rehavi’den önemli bir talep geldi. Tarihi Sultan Hamamı ve Keçeciler Hamamıyla ilgili geçtiğimiz günlerde bir yazı kaleme alan Rehavi, Keçeciler Hamamı’nın müze olarak değerlendirileceğini söyledi. Konunun hangi kurumun ve birimin alanına giriyorsa ivedilikle el atılması gerektiğini belirten Rehavi bu hamamın müzeye dönüştürülmesi durumunda hem atıl durumdan kurtulacağını hem de Şanlıurfa’nın tarihine ve kültürüne önemli bir katkı sağlayacağını dile getirdi.

Keçeciler Hamamının neden müze olması gerektiğini konusunda tarihi referanslar sunan Rehavi yazısında, “Hatırlarsınız; bir önceki köşe yazımda Ucuzluk Pazarında bulunan Sultan ve Keçeciler Hamamı ile ilgili biraz soslu, azıcık puslu ama çok namuslu bir yazı yazmıştım. Bazı şikâyetleri dile getirmiştim, bu şikâyetler üzerinden de birtakım bilgiler vermiştim. Oranın durumunun iyi olmadığını, bir an evvel oraya birilerinin el atmasının gerektiğini, yoksa birilerinin orayı dümdüz edeceğini, pasaj, işyeri yapmak iştahlanabileceğini örnekleri ile belirtmiştim. Buraya sahip çıkılmadığı takdir de, bu tarihi yapının göz göre göre yok olacağından dem vurmuştum. Buranın; çevredeki esnafın işgaliyesi altında olduğunu, esnafın çerini çöpünü burada sağa sola savurduğunu, duvar dibine bıraktığını, hamamın kapı eşiğine çüşşlediğini özellikle belirtmiştim. Bunu böyle dile getirince, birileri çıkıp da bana; “O zaman çare ne kardeşim! ” diyebilir… Ben de bu sorudan, hâsılı soruna doğru giderken, kendi kendime bir cevap bulmaya çalıştım. “Acaba burası nasıl kurtarılır, ne yapılabilir ne edile bilinilir…”diye… Aklıma birden; acep bura “Keçe Müzesi” olamaz mı dedim” ifadelerini kullandı. 

KEÇENİN TARİHİ

Keçenin Urfa tarihinde önemli bir işlevi ve geçmişinin olduğunu kaleme alan Rehavi, dini referanslara da gönderme yaptı. Rehavi yazısında şunları kaydetti: “Urfa şehri kurulduğundan bu yana, kesintisiz bir tarım toplumu, bir hayvancılık, bir besicilik toplumu olagelmiştir. Babamız Hz. İbrahim bile Harran’da otururken, yüzlerce, hatta binlerce, küçük-büyük baş hayvanın sahibi idi… Hatta rivayet odur ki; “Halep” ismi Hz. İbrahim’in alacalı bulacalı ineğinden dolayı verilmiş çünkü İbrahim Peygamber Urfa’dan, Harran’dan göç edince bir müddet Halep’te kalmış ikamet etmiş. Yine bu coğrafya göçerlerin, kış ve bahar aylarında nispetten sıcak bir iklime sahip olmasından dolayı konaklamışlardır. İşte böylesi bir yerde, böylesi ortaya çıkan şartlarda insanoğlunun en temel gereksinimi de hiç şüphesiz ki, bedenen kendini koruması ve örtünmesidir yani giyimi kuşamıdır. Yazın sıcaktan, kışın soğuktan koruyacak giysilerin olması insanoğlunun en tabi hakkıdır. İnsanoğlu küçükbaş hayvanı yetiştirirken eti, sütü, yünü, yapağı derisi vs. her neyi varsa onu bir şekilde değerlendirmiş, yününden, yorgan, yastık, döşek yapmış o da yetmemiş keçe yapmış yere sermiş derisinden çarık yapmış, kürk yapmış sarılmış bu şekilde soğuktan korunmuş.  Yani,  demem odur keçenin tarihi bu coğrafyada çok eski zamanlara dayanmaktadır.” 

Yazının tamamı için TIKLAYINIZ