BELTUR’UN İŞİ ÇALIŞANININ HAVAYA UÇAN ETEĞİ GİBİ

06 / 07 / 2017

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Beltur, özel gibi hizmet veren tesisleri bünyesinde bulunduran bir şirket.

Halfeti ve Bozova’daki bazı tesislerle kent merkezinde bulunan Cumhuriyet Tesisleri, Sakıbın Köşkü ve GAP Sukay Spor Tesisleri gibi işletmeler Beltur’a bağlı. Bu tesislerin içerisinde en iyi bildiğim Sakıbın Köşkü ve Sukay.

Cumhuriyet Tesisleri’ni geçen yıldan biliyorum, kötü. Bu yıl nasıldır görmedim sadece şikayetleri duyuyorum. Bazen okurlar bu şikayetleri dile getirmemizi istiyor.

Sakıbın Köşkü gerek mekan gerekse de işletmecilik olarak mükemmel. Gitmeyen herkese tavsiye ederim. Tarihi Nahit Taşı’ndan yapma evi, ucu görülmeyen upuzun ağaçları, süs havuzu, içerisinde dolaşan ördekleri ve birbirinden çalışkan garsonları var.

Ama Sukay’ı kesinlikle tavsiye etmem. Hele hele reklamlarına aldanıp misafirlerinizi falan götürmeye sakın kalkışmayın, vallahi rezil olursunuz.

Bayramda müşteri yoğunluğu vardı, bu yoğunluk nedeniyle bazı aksaklıklar anlaşılabilir. Ancak işletme mantığından kaynaklanan bazı saçma durumlar var ki anlaşılabilir değil. Örneğin, misafirlerinizle geldiniz, dolaşıyorsunuz çimlerin üzerinde hasır koltuklarda boş yer bulmaya çalışıyorsunuz. Çünkü yer gösteren garson yok. Çoluk-çocuk, misafiriniz boş yer bulup oturdunuz. Yer bulmanın sevinciyle gerildiğiniz koltuklarda gelen garsona sipariş veriyorsunuz. Siz “çay falan filan” sayarken garson, “nargile alacak mısınız, nargile alacak mısınız” diye sorup duruyor. Siz de “hayır” deyince “burası nargile bölümü burada oturmanız yasak” yanıtını alıyorsunuz. Siz ilk etapta çok ciddi olmadıklarını düşünüyorsunuz, neticede siz de müşterisiniz. Ama durum hiç de öyle ciddiye alınmayacak gibi değil. Garsonlar büyük bir azimle yanınızda misafirleriniz olduğu ve onların yanında nasıl bir duruma düşeceğinizi bildikleri halde kaldırıyorlar. Siz de misafirlerinizle buradan tekrar kent merkezine dönmek zorunda kalıyorsunuz.

Ben başıma geleceği önceden tahmin ettiğim için “burası nargile bölümü” der demez “tamam zaten ben de nargile içecektim” dedim. “Neli alırsınız” sorusu karşısında da afalladım, bilmiyordum ki tatlarını. Belki sırf oraya oturmak için kandırmış olabilirsiniz diye su bile vermeden nargile dayıyorlar çünkü.

Gece boyunca aynı masa ve koltuklardan en az 5 aile geri gönderildi bu şekilde. Personelin ısrarlarına rağmen gelen talimat böyle olduğu için onlar da hiç çekinmeden müşterileri kaldırıyor buradan. Personelin ısrarları diyorum çünkü tanık oldum.

Gazeteci olmanın refleksiyle gittiğimiz ortamlarda tadını çıkarmak yerine ne olup bittiğini gözlemlemekten kendimizi alamıyoruz. Çok rüzgar vardı. Boydan beyaz elbiseli 25-30’lu yaşlarda bir kadın geldi nargile bölümüne. Dizine kadar olan geniş eteği rüzgardan uçmasın diye fazlalığını avucunun içinde topaç etmiş personelle böyle konuşuyor. Gören garson yanına geldi, maruz kaldıkları sıkıntıyı anlatmak için. Belli ki yetkili birisiydi. Kadın bir taraftan eteği havaya uçmasın diye zapt etmeye çalışıyor bir taraftan saç tellerinin her biri bir tarafa uçuyor. Bu kadar dikkat etmemin sebebi, geri dönen müşteriler için yumuşak bir talimat verecek mi diyeydi.

Garsonlar tam olarak ne anlattı bilmiyorum ama kadın, “Bizzat belediye başkanımız Nihat beyin ve genel müdürümüzün talimatı var, kesinlikle olmaz” dedi ve ayrıldı. Giderken eteğinin bir arkasından, bir önünden tutuyor havalanmasın diye.

Yazıklar olsun dedim kendi kendime 3 kuruş para mı kazanmak önemli insanların buradan ve Urfa’dan memnun ayrılması mı?

Aslında belediyenin, Beltur’un, Sukay’ın birçok işi kadının eteği gibi uçtu uçacak. Bir uçarsa işte o zaman her şey ayan beyan ortada olacak ama hiç birimiz iyi niyetli olmadıkları için değil, sadece acemilik ve tecrübesizliklerine bağlıyoruz bu durumu.

Tek sıkıntı nargile bölümündeki rezalet değildi tabi. Sipariş veriyorsunuz, garson aklında tutmaya çalışıyor ve defalarca size tekrarlatıyor. Siparişin bir kısmı geliyor bir kısmı defalarca hatırlattıktan ve garsonun peşine düştükten sonra geliyor. Çay pikniğe gidiyormuşsunuz gibi küçük termosta geliyor. Semaver denilen şey icat edilmemiş herhal onlar için. Zaten bardağa dolar dolmaz çay değil de imamın abdest suyu geldiğini fark ediyorsunuz. Soda istiyorsunuz kalmadığı için gidip araçla Cumhuriyet Sosyal Tesisleri’nden istiyorlar. Meyve suyu istiyorsunuz, hangi çeşit akıllarında kalmadığı için çocukları çağırıyorlar buzdolabının yanına. Hesap istiyorsunuz unuttukları için siz ne derseniz onu hesaplıyorlar. Deniz bisikleti sırasına giriyorsunuz, fiş bitti bir saat sonra gelin diyorlar. Müzik dinliyorsunuz ama sesi 3. sınıf halk plajlarındaki gibi çıkıyor. Üstelik topu topu bulunan 7-8 şarkı sürekli çalıp duruyor. Daha neler neler. Dehşet bir durum. Siz de gidin bir gazeteci gibi gözlemleyin, belki bayram kadar yoğunluk yok ama kurulu bir sistem de yok. Bunu göreceksiniz.

Özel işletmelere yönelik, yabancılara mahcup olmama ve insanların sağlığıyla oynanması adına bazen eleştirilerde bulunuyoruz. Ama burası bizim vergilerimizle toplanan, daha büyükşehir kurulmadan önce 13-14 milyon para çarçur edilerek yapılan bir mekan. “Su” orada ama “kay” fena kaymış, ortada kaykay maykay yok. Yani hem yapılan masrafla kazık yedik hem de doğru-dürüst işletilemediği için.

Her şey eteğin bir havalanmasına bakıyor ama!