İZ BIRAKAN VALİLER

20 / 02 / 2018

Bugüne kadar gelen valiler, Ankara’dan yönetilmenin ve oradan mülki amir göndermenin ne kadar yanlış olduğunu iliklerimize kadar hissettirdi bize.

Kimi şivesi ile yabancı kaldı kimi şovmenliği ile gözümüze battı kimi bizi basamak olarak kullanmak istediğini gözümüze soka soka gösterdi. Urfa’nın kolay bir şehir olmadığını biliyoruz ancak valilerden yana hiç yüzümüz gülmedi.

Sadece Muzaffer Dilek’ten efsane vali olarak bahsedilir. Onun da sebebi çok dürüst olmasıydı. Bana göre tek kusuru bürokratik ve resmi prosedürlere takık bir vali olmasıydı. Bir işletme açılışına hem de hafta sonu olduğu halde kravatsız geldiği için soruşturma başlattığı olmuştu.

Kısa bir süre valilik yapmasına rağmen Urfa’yı çözen üç validen birisiydi Muzaffer Dilek. Emekli olduktan sonra hala Urfa ile ilgilendiğini, unutamadığını ve kulaklara küpe olacak bir diyalogunu biliyorum. Eskiden çalıştığı bir bürokratla telefonla konuşurken, o günlerde önemli göreve getirilen bir bürokratı çıkaramadığını ve nasıl birisi olduğunu sorar. Urfalı eski dostu da, çok iyi tanıdığı ve hassasiyetlerini bildiği Dilek’e, “hani falanca gazeteci var ya onun çok iyi dostudur” der. Dilek de, “daha fazla anlatmana gerek yok, anladım” diye karşılık verir ve Urfa adına üzüldüğünü ekler. Yani herkesi tek tek bilmese de gazetecilerin ayarını ve hangisinin ne olduğunu bilen birisiydi.

Dürüstlüğünün yanı sıra tüm emlak spekülatörlerine karşı dik durup, onların ele geçirme hamlelerine karşı kurtarıp halka kazandırdığı projelerden birisi Cumhuriyet Parkı’dır mesela. Urfa’yı çözen ikinci vali Nuri Okutan’dı. Ama giderken çözmüştü, bu da onun işine yaramamıştı. Valilikte vedalaşma merasiminde “Ben Urfa’ya atandığımda daha kente gelmeden yaptığım araştırmada kentin en önemli sorununun eğitim sorunu olduğunu tespit etmiş ve görev yaptığım süre içerisinde de hep bu yönde ağırlıklı olarak çalıştım” demişti.

Bu konuda yanıldığını sözlerine ekleyen Okutan, Urfa’nın asıl sorununun “birlik sorunu” olduğunu ve herkesin birbiriyle uğraştığını, şikayet ettiğini, muhalefet ettiğini söyledi. Aynı partinin, aynı aşiretin hatta aynı cemaatin bile başkasına gerek kalmadan kendi içinde birbirini yediğini belirtti. Bu benim Urfa’ya dair unutamayacağım çok önemli bir nasihat oldu. Onun için üç-beş köşe yazımdan bir tanesinde birlik konusuna değinmeden geçemiyorum.

Şanlıurfa’nın kodlarını çözen diğer bir vali ise Celalettin Güvenç olmuştu. Tüm hassasiyetlerini, sinir uçlarını, bam telini en ince detayına kadar çözdü. Ancak bunu büyük oranda belediye başkanlığına geçişte kullandı. Bununla da kalmadı, kelle sayısına göre bazı aşiretlere birer meclis üyeliği, her arkasında dolaşan sivil toplum kuruluşuna bir daire başkanlığı verdi. Seçim öncesi yaptığı bu hamleyle tereyağından kıl çeker gibi belediye başkanlığına oturdu. Lakin Urfa’nın kodlarını çözmek belediye başkanlığında pek işe yaramamıştı. Rüzgara karşı daha fazla duramadı. Ama diğer valiler kadar da bahtsız çıkmadı. Büyükşehir Belediye Başkanlığı kendisini milletvekilliğine hatta İçişleri Komisyonu Başkanlığı’na kadar taşıdı. Oysa bugüne kadar İzzettin Küçük hariç hiçbiri bu kadar şanslı çıkmadı. Hemen hemen hepsi merkeze alındı. 

Laf biraz uzadı. Asıl gelmek istediğim ve yazmak istediğim vali, Abdullah Erin. Atandığı ilk günden bu yana kendisine hiç yabancılık çekmedik Urfa olarak. İçimizden birisi çünkü… En azından öyle hissediyoruz. Bizim kendisine kendisinin de bize yabancılık çekmemesi için birçok faktör var. Hem komşu şehir olan Mardinli hem Mardin’in yanı sıra Adıyaman’da görev yaptı hem herkesle ayrı ayrı anadillerinde Türkçe, Kürtçe ve Arapça konuşabiliyor hem de Urfa’nın manevi önderi Seyda Şeyh İzzeddin Aksan’ın akrabası. Urfalıların kanı Abdullah Vali’ye kısa zamanda ısındı.

Her valinin geride bıraktığı izlere benzerini Abdullah Erin de şimdiden bırakmaya başladı. Şanlıurfaspor’a kalıcı gelir olması için verilen akaryakıt ve otel ruhsatlı arsanın elden çıkarılmasını engellemesi 49 yıl boyunca unutulmayacak güzel bir hamleydi. Eğitim, sanayi ve yardım konularında da geride unutulmayacak hizmetlere imza atmaya başladı. Suriyeliler konusunda ise sadece Urfa’nın değil ülkenin karşılaştığı mülteci sorununu aşabilecek çözümleri olduğunu ve bunu uygulayabilecek basirette birisini olduğunu biliyorum. Tek bir sıkıntı var. O da köşe yazarlarının yazı yazmasına engel olacak genelgesi ve çıkışları. Bunun da sis dağıldıktan ve herkesi iyi tanıdıktan sonra düzeleceğini tahmin ediyorum. Çünkü iyi niyetli…

Yazarlar konusunu biraz daha açmak gerekirse… Şanlıurfa’da hem gazetecilik yapılıp hem de kamuda çalışılmasından duyulan ciddi bir rahatsızlık var. Her ortamda bunun dillendirilmesinden vali beyin de rahatsız olduğu açık. Bu nedenle memurların çalışma koşullarını düzenleyen 657’nin 15’inci maddesine dayanarak kamu çalışanlarının demeç vermemesi yönünde genelge yayınladı. Bu bazı yazarlar tarafından yanlış algılanıp yazı yazmamasına sebep oldu. Ama kamuoyunun rahatsız olduğu ve kamu çıkarlarını kendi menfaatleri doğrultusunda kullananlar yazı yazmaya ve televizyonlarda program yapmaya devam etti. Gazetelerin belli bir denetimden geçtiğini ve savcılığın her gün incelediğini göz önünde bulundurarak, eleştiri içerikli yazanlar geri çekildi; tabiri caizse dalkavukluk yapanlar başta televizyon programları olmak üzere yalakalıklarını sürdürdü.

Şanlıurfa’nın da yararına olmadı, yöneticilerin de. Yalakalık, yöneticilerin yanlışı varsa daha artmasına sebep olduğu gibi kamuoyunun da beklentilerinin boşa çıkmasına neden olmaktadır. Biraz daha açmak gerekirse eleştiriler yapıldığı ve karşı tarafta etki bulduğu sürece daha iyi bir yönetim şekli ortaya çıkar, kimse sıkıntı yaşamaz, aksaklıklar daha büyük patlaklıklar vermeden önlenir. Her şeyin güllük gülistanlık olduğunu göstermek ise daha büyük sorunları doğurur. Yanlış yaptığı için uyarılmayan yöneticinin bu sorunların altında kalmasına neden olur.

“Allah, Müslümanların başına yönetici tayin ettiği bir kimse için hayır murat ederse, ona salih/dürüst bir vezir (yardımcı-danışman) verir ki, unuttuklarını ona hatırlatır, hatırladığında (bildiği şeyleri yapmak istediğinde) ise ona yardımcı olur. Şayet Allah o yöneticiye bundan başkasını (kötülüğü) murat ederse, ona öyle kötü bir vezir (danışman) verir ki, unuttuklarını ona hatırlatmaz, hatırında tuttuğu işler konusunda (bildiği şeyleri yapmak istediğinde) ise, ona yardımcı olmaz.” şeklindeki Hadis-i Şerif’ten de anlaşılacağı üzere kendilerine hakikat tavsiyesinde bulunulan idareciler şanslı kimselerdir. İster maaşlı danışmanlar olsun ister sivil toplum kuruluşları olsun isterse gazeteciler olsun, söylediğine bakılmalı. Ölçümüz, kriterlerimiz, hassasiyetlerimiz ve ortak paydalarımız belli ve aynıdır. Kastımız elbette eleştirilerdir. Hakaretler veya iftiralar değildir. Buna tevessül eden kimse varsa bunun da yolu bellidir, yargıya başvurulur.

Ben Vali Abdullah Erin’i Allah için seviyorum, kişisel hiçbir talebim ve işim olmaz. Onun için yanlış anlaşılmasını, buradan gittiğinde kötü anılmasını istemem. Yapacağı güzel işlerin çok olacağına inanıyorum ama yazarları susturan birisi olarak da hatırlanmasını istemiyorum. Yardımcılarına, kamu imkanlarını kullanarak gazetecilik ve televizyon programcılığı yapanlar hakkında yasal çerçeve içerisinde kalarak çalışma yapmaları talimatı verdiğini biliyorum. Yine endişemi belirtmeliyim ki korkarım ki, kamuoyunun rahatsız olduğu ve gazeteciliği veya televizyon programcılığını silah olarak kullananlar yerine topluma faydalı insanlara engel olunsun.