RAMAZAN URFA’DA YAŞANMAZ!

11 / 06 / 2017

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nin billboardlardaki ‘Ramazan Şanlıurfa’da yaşanır’ reklamına inşallah kimse aldanıp da gelmemiştir. İş yapanı eleştirmek kolaydır. İş yapmayan hiçbir şey yapmadığı için eleştirilecek bir şeyi de olmaz. Büyükşehir Belediyesinin başka illerde yaptığı tanıtım hamlesi güzel bir iş. En azından hiçbir şey yapmamaktan iyidir. Ancak ciddi eleştirilecek yönü var.

Samimi olalım. Hangimiz zenginlerimizin yaptığı gibi daha serin ve yaylaların olduğu bir yere gidip Ramazan’ı geçirmek istemez. Sıcaklardan yanıyoruz. Akşama kadar neredeyse dilimiz dışarıda dolaşıyoruz. Bulduğumuz bir parça gölgeye sığınıp susuzluğumuzu unutmaya çalışıyoruz. Yaşlılarımız buldukları en yakın parklarda, camilerde serinleyip uyuyarak iftara kadar zaman geçirmeye çalışıyor. İşçiler gündüz yapmaları gereken işlerini iftar ile sahur arasına kaydırdı. İnsanları kavrulmaya mı çağırıyoruz anlamadım. Bir gelen bu sıcakları görse, kışın bile gelmek istemez artık Şanlıurfa’ya.

Geriye kalıyor iftar menülerimiz ve ciğer muhabbetlerimiz. Bu da kente gelen misafirlerimizi gelip-gelmeyeceğine pişman eder. İftar menülerinin fiyatı 40 lira ile 75 lira arasında değişiyor. -Sen Şanlıurfa’sın kendine gel- diye bağırmak geliyor insanın içinden. Nasıl oluyor da 18 liralık kebap porsiyonu, bir sıkım çiğköfte ve bir-iki dilim tatlı ile 50-60 liraya çıkar? Haydi adamlar kırk yılın başında geliyor, iki günde kaç bin lirayı bırakıp gittiler diyelim!

Peki Şanlıurfa halkına reva mı bu?

5 kişilik bir ailenin sadece bir öğün yemekte 300 lira hesap ödemesini nasıl beklersiniz? -Ekonomik durumu bir öğünde 300 lira bırakacak kadar iyi olmayanların ne işi var restaurantlarda?-Haklısınız herkes haddini bilmeli, zıkkım yesin! Diyelim ki böyle bir aile yine de çocuklarının mahrum kalmaması adına bir ciğerciye gitti. Buralara da hijyenin “h”si uğramıyor. En kralına gitseniz bile tasta gelen ayranın içerisinde garsonun parmağı da geliyor. Artık ondan önce o parmak nerelere girip çıktıysa o da sizin şansınıza. Akarbaşı’ndan geçenler bilir, “buyur abla, buyur abe, boş aile yerimiz var” diye bağıran lokantacıların gögsünün kılı, düğmelerini göbeğine kadar açtığı gömleğinden dışarı fırlıyor. Gazeteci olduğumuz halde biz bile buralarda hangi kurumun denetim yapması gerektiğini bilmiyoruz. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’ne gidiyorsunuz “büyükşehir belediyesinin zabıtası” diyor, ilçe belediyesine gidiyorsunuz “halk sağlığı” diyor. Düşünmek bile istemiyoruz ama canımıza çok “tak” etse; nereyi, hangi ihbar hattını arayacağız Allah aşkına? Bilen söylesin. Kentin valisinin, belediye başkanının ekmeğini yediği fırınların durumu bile ortada.

Ciğer olayında bir de “keş para” kazığı var. Diyelim ki çoluk-çocuk gittiniz bir ciğerciye. Veya Allah muhafaza dışarıdan gelen iki misafirinizi götürdünüz. Afiyetle yemeği yedikten sonra kasiyere gidip hesabı ödemek istediniz. Şayet -canım kredi kartının geçmediği yer mi var, nakit olmasa da olur- diyenlerdenseniz hapı yuttunuz. Ömür boyu hatırladıkça kendinizden utanacağınız bir anınız oldu bile. Bence daha fazla kimsenin küçük düşmesine müsaade etmeden, bu dayatmadan vazgeçilmeli yada maliyeti kurtarmıyorsa ciğercilerin önüne kocaman yazılar yazılmalı “bizim malımız peşin, işine gelirse ye” diye. Geçen yıl haberini yapmıştık, dışarıdan gelen bir grup öğrenci “neredeyse bize senet imzalattılar” demişlerdi.

Hele yol boyu kaldırımlarımız var ki, aman Allah’ım! Ramazanda türeyen kürsü kondu kahvelerden bahsediyorum. Kadınlar geçerken, bıyıklarını kıvırarak uzaklaşacağı yere kadar adrese teslim edenlerin oturduğu kaldırımlar.

Bunlar belki de kolay işler değil. İşte kolay olmadığı için her göreve herkesin atlaması caiz değildir. Benim Hürriyet Gazetesi’nde köşe yazımı yayınlatmayı istemek gibi. Allem ettim, kulem ettim bir seferliğine Hürriyet’te veya Yeni Şafak’ta yazımı yayınlattım diyelim, ikincisi çıkar mı?

Billboardlarla da, bilmeyenleri gerçekten Şanlıurfa’ya getirtseniz bile bir dahası olmaz. Yabancıların uğrak yerlerindeki trafik ve otopark çilesi konusuna girmedim bile.

Tekrar söylüyorum!

İş yapmak güzel. Hele hele dışarıya açılmak çok daha güzel. Ama misafir görmeden ilk önce evinizin içerisini toparlayın. İçinize sinerek oturduğunuz bir eviniz varsa değil Diyarbakır’dan Amerika’dan bile turist çekersiniz.