SÜRTÜŞMELİ SİYASET URFA’YI BİTİRİYOR

02 / 05 / 2018

Ülke yine seçimli günleri yaşamaya başladı. Galiba birkaç yıl daha seçimle yatıp kalkacağız. Bu seçim süreci 53 gün sonra sona eriyor ama belki bunun ikinci turu da olacak. Belki meclis sandalye sayısı mevcut iktidarın istediği gibi olmayacak o zaman yine seçim olacak. Belki kanun çıkarılarak yerel seçim de öne alınacak. Hasılı öyle yada böyle en 2 az seçim daha var ilerleyen aylarda.

Seçim süreçleri dünyanın her yerinde olduğu gibi hesaplaşma süreçleridir. Seçimden sonra unutulan vatandaş, öfkesini kusmak için sabırla bir sonraki seçimi bekler. Siyasi rakipler biriktirdikleri dosyaları seçimde orta yere saçar. Başkanını veya müdürünü sevmeyen veya bunların koltuğuna göz dikenler bir şekilde gaz verip aday adaylığı adı altında istifa ettirip koltuğu ele geçirir. Gazeteciler kendilerinden delik delik kaçan siyasileri seçim vesilesiyle sürekli karşısında bulur.

Herkesin seçim üzerine bir hesabı vardır ve herkes seçimde beklentisinin karşılanmasını ister. Bu seçim de diğer seçimlerden farksız. Şanlıurfa’da seçim öncesi iktidar partisinde başlayan kutuplaşma seçimde ayyuka çıktı. 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde 3 gruba ayrılan iktidar partisinin vekilleri bu seçimde parça parça oldu. Her biri ayrı baş çekiyor. Seçimden önce ise Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile AK Parti İl Başkanı Zeynelabidin Beyazgül arasında yönetim listesi kriziyle esmeye başlayan soğuk rüzgar şimdi fırtınaya dönüşmüş durumda. Bu arada fırtınalı süreçlerin en kârlı çıkanı da Şanlıurfa büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi oldu.

HDP/DBP’li ve FETÖ’ye bulaşmış belediyelere kayyum atandığı dönemde, koltuğunda gözü olanlar tarafından Çiftçi’yi bunalıma sokacak kadar algı operasyonları yürütüldü. Sürekli “Cumhurbaşkanı görevden alacak”, “kayyum atanacak”, “yerine falanca gelecek” şeklinde iddialar konuşulup durdu. Bir taraftan algıları bertaraf etmeye çalışırken bir taraftan da işine bakan Çiftçi, Melih Gökçek’in yanlışına düşüp algılarla uğraşırken işini ihmal etmedi. Dolayısıyla kendisi ile ilgili olumsuz süreci çok iyi yönetti ve şuanda olumsuz algıların malzemesi olmaktan çıktı. Bununla da kalmadı teşkilatla da herhangi bir sürtüşme durumuna girmedi. Bu nedenle geçen yıla oranla şuanda kendisinin büyükşehir belediye başkanı olarak devam etmesini hatta 2019’da aday gösterilmesini isteyen Şanlıurfalı sayısı sürekli artıyor.

Fakıbaba konusuna gelince…

Kendisi görüldüğü kadar çok eleştiri ve önerilere açık birisi değildir. Şimdi kendisi bunu okusa “el insaf belediye başkanlığı döneminde o kadar eleştirmene rağmen ne dedim sana” dediğini duyar gibiyim. Ben de kendisine “Ama yaptığın güzel işlerin hakkını da teslim ettik” derim. “Zira olumlu haberini yapan çok var ama onların ne için seni övdüklerini herkes iyi biliyor” derim. Bakanlık dönemine gelince bu kadar yıldan sonra bir bakan bulmanın değerini bildik sanıyorum. Şanlıurfa’daki gazeteciler olarak kendisine yönelik düzenlenen kumpasların ve haksız eleştirilerin içerisinde bulunmadık. O kadar çok malzeme vermesine rağmen!.. Halk da öyle her seferinde Fakıbaba’yı kucaklıyor. Özellikle Ankara’dan gelen misafirlerinin yanında…

Aynı müsamahada kendi teşkilatı bulunmuyor ama… Teşkilat istediği hiçbir şeyi yapmıyor, istemediği de ne varsa onu yapıyor. Whatsapp gibi ortamlarda elden ele gaflarını dolaştırıyor. Öyle ki 3-4 gün önce AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş ile tartışıp bakanlıktan istifa ettiği bilgisi bile dolaştı. Kuşkusuz kendisinin de teşkilata karşı yanlışları olabilir, Faruk Çelik’e kıyasla dar bir ekiple çalışmak gibi… Ama Faruk Çelik gibi olmak da herkese mahsus bir hal değil. Adeta “ne olursan ol gel” diyor. Şantajcısı, kumpasçısı, tefecisi hep çevresinde toplanıyor. En çok çevresindeki gazetecilerden biliyorum.

Aslında mesele bu detaylar da değil. Şehrimiz 30 yıl sonra bir bakan çıkarmış. Beğenirsin, beğenmezsin kişisel hesapları bir kenara bırakıp herkes bekleyen sorunların çözümüne odaklanmalı. Elbette partinin iç çekişmeleri bizi çok alakadar etmez ama artık kente zarar verme noktasına gelmişse herkesin kendisine çekidüzen vermesi gerekir. Biz AK Parti’de de, ondan önceki iktidarda da ilin her türlü sorumluluğunun bakana yüklendiğini gördük. Ancak sıra Fakıbaba’ya gelince durum değişti. Fakıbaba’nın olmasını istediği işlerin, atamaların, görevlendirmelerin perde arkasında bilmediğimiz bir şey mi var? Şayet bir rant varsa açıklansın hep birlikte cephe alalım. Ama bildiğimiz ve Fakıbaba’yı tanıdığımız kadarıyla derdi rant değildir. Sadece herkesle çalışmak istemez, uyum sağlayamaz.

O halde ister beğenilsin ister beğenilmesin bakan kaldığı sürece Fakıbaba “yok” sayılmamalı. Nurettin Nebati İstanbul’dan gelince herkes teslim oluyor. Faruk Çelik Bursa’dan gelince herkes ardına düşüyor ama söz konusu Fakıbaba olunca huysuzluk çıkarılıyor.

Bir seçim arifesindeyiz ve bizim konuştuğumuz, tartıştığımız, meşgul olduğumuz konulara bakın.  Bu çekişmeler ve ayak oyunları nedeniyle seçim öncesi eksiklerimizi ve sorunlarımızı görünür kılıp, çözümü için Ankara’dan söz alma gayretine giremiyoruz bile…

İktidar partisi bile birlik içerisinde olmayan ve az da olsa kendi siyasi çekişmelerini bir kenara bırakmayan şehir hayır görmez, sorunlar kangrenleşerek büyür, hep gelişmiş şehirlere imrenip durur.