ÜNİVERSİTE İLE MESELEMİZ!

22 / 03 / 2018

Bugüne kadar gazeteciliğimi takip eden herkes bilir, hiçbir haberi hiçbir olayı kişiselleştirmedim. Neler yaşandı neler. Ben sadece gazeteciliğimin gereği haberimi yapıp kenara çekildim.

Sadece Harran Üniversitesi Rektörü ile ilgili durum farklı oldu. Çünkü rektör bilim adamı olma vasfını tam olarak içselleştirememiş. Hele hele rektör olmayı hiç… Makama oturduğu ilk günden beri görevden alınacak korkusu mu yaşıyor, yoksa hala o makamda oturduğuna mı inanmıyor anlamış değilim. Bu sebeple olur olmaz yargıya koşuyor. Koşsun bu onun doğal hakkı.

Ancak bir sıkıntı var. Bu sıkıntının bedelini de burası bir hukuk ülkesi olduğuna göre ödeyecek. Ama er, ama geç. Buna imanım gibi inanıyorum. Yargıyı meşgul etmenin, yazılan eleştirilerden ötürü gazeteciyi adliyede meşgul etmenin bir karşılığı olmalı. Öyle herkesin her canına estiğinde yargıya başvurması sıradan bir olay olmamalı.

Gelelim üniversite yetkilileri ile neden anlaşamadığımıza. Hazine arazisi olan Eyyübiye Kampüsü yerinin Harran Üniversitesi Senatosu tarafından TOKİ’ye devredilmek istendiğini sanırım duymayan, okumayan kalmamıştır. Aklı başında herkes oranın tarım arazisi olduğunu ve TOKİ’ye devredilmesi halinde ovanın önlenemez bir şekilde betonlaşma süreciyle karşı karşıya kalacağını bilir. Büyükşehir Belediye Meclisi de aynen bu yönde karar almıştı. Ayrıca Tarım Bakanlığı’nın gümbür gümbür “kamu spotu” adı altında tarım alanlarının betonlaşmaması için yayınları oldu.

Dolayısıyla tarım arazilerinin korunmasına yönelik yapılan her haber kamu haberidir. İnsanlığın en büyük mirası olan toprağın korunması amaçlı haberdir. Gazete İpekyol da, rektörün topu senatoya atmasının ardından gözler tam da senatoya çevrilmişken “kim bu senato” içerikli bir haber yaptı. Harran Üniversitesi’nin internet sayfasında senatonun kimlerden oluştuğu kısmı zaten mevcut… Kamuoyu pek bilmese de burada tek tek isimleri ve hangi görevde bulundukları yer alıyor.

Haberi ben hazırladım. Hiçbir senato üyesinin fotoğrafı yer almadı. Zaten istesem de kolay kolay bulamazdım. Kimsenin peşinde hafiye gibi dolaşmadım. Kimse ile ilgili yorum yapmadım. Sadece tarım için elverişli toprakların bulunduğu araziyi kimler TOKİ’ye devretmek istiyor bunu yayınladım. Rektörün çok zoruna gitmiş olmalı ki, “Halkı kin ve nefrete tahrik suçu” işlemekle beni itham edip suç duyurusunda bulunmuş. Şimdi güler misin ağlar mısın?!

Haberin uzaktan yakından suçlamayla alakası yok. Şaşırdım kaldım rektörün kafa yapısına. Böyle bir adam Harran Üniversitesi’ne idarecilik yapıyor diye kahroldum, eninde sonunda suçlamadan bir şey çıkmaz diye de güldüm. Ama rektörün bu anlayışla bu üniversiteyi iyi bir yerlere getiremeyeceğine iyice kanaat getirdim. Bir iki paylaşımımla sosyal medyada espri de yaptım kendisi ile ilgili. Başkan konumunda bulunan ve saygı duyduğum iki dostum geldi yanıma. Üniversitenin ve Urfa’nın zarar görmemesi için bizi buluşturma ve problemleri çözme teklifinde bulundular. Problemimin olmadığını, sadece suç duyurusu nedeniyle bu aşamaya geldiğimi söyledim. Aracı olarak gelen başkan da konuşup davayı geri çektirebileceğini söyledi. Ben de kesinlikle böyle bir ricada bulunmamasını istedim.

Buluşma konusunda da, yapılan yanlışlıkları yazmaktan asla geri durmayacağımı, belki cevap hakkı olarak kendilerini de hakem tutarak bir konu olduğunda sorabileceğimi söyledim. Ancak yanlış ve usulsüz gördüğüm bir konuyu yazmaktan kendilerinin de beni alıkoyamayacağını açık açık belirttim. “Tamam” deyip yine dostane bir şekilde gittiler. Herhalde yazmaktan geri durmayacağımı öğrenince rektör de istemedi buluşmayı.

En çok zoruma giden işte bu halkı kin ve nefrete tahrik suçlaması ve böyle bir uyanıklığa başvurmasıydı. Her açıklaması neredeyse bir hezeyan olan üniversite geçtiğimiz hafta “bir ihaleyi iptal edebilirler ve bu iptal edilirse kafadan 1,5 milyon zarar edilecek” şeklindeki haberimizin ardından tekrar bir açıklama yaptı. Hitlerin bir sözünü de açıklamada kendilerine düstur edinen üniversite, bir de “hoşafın yağı kesildi” şeklinde bir ifade kullanmış. İnsaf dedim başka bir şey demedim.

PARA MESELESİ NEREDEN ÇIKTI?

Rektör, 4 Temmuz 2017’de ŞASEMKOM’un misafiri olmuş ve burada yaptığı konuşmada skandal olarak nitelendirilebilecek ifadeler kullanmıştı. “Cumhurbaşkanı buraya geldiğinde etrafında 50 kişi vardı. Eski başkan, yeni başkan, eski vekil, yeni vekil. Ben rektör olarak sıkıntılarımı iletemedim. 50 kişilik zırh var.” demişti. Be adam Cumhurbaşkanı seni dinlemeye mi gelmiş, Cumhurbaşkanı senin sorunlarının muhatabı mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan, Harran’a referandumda vermiş oldukları destek nedeniyle teşekküre gelmişti. Yani siyasi bir çalışma ve referandum geri dönüşü için gelmişti. Bunu anlamayacak kapasiteye sahip olan rektör, burada sitem dolu sözler sarf etmişti. Biz de bunu haberleştirdik. Tabi az önce bahsettiğim kendi yorumlarım yok haberde. Sadece kendi söyledikleri yayınlandı. Ertesi gün bir dostum aradı. Kendisini devreye koyduklarını ve haberi kaldırmamı istedi. Bir elemanla da faturayı basın birimine yollamamı istedi. Ben de aynen “ne münasebet” diyerek tepki gösterdim. Dostum kendisinin de böyle bir şeyin olmayacağını ilettiğini söyledi. Haber hala sitede duruyor. Ben de bu teklifin üzerinde pek durmadım. Çünkü çok duyduğumuz bir şeydi. Bize sıradanlaştı artık.

Son açıklamalarında “hoşafın yağı kesildi” denilince pişkinliğin bu kadarına da pes dedim. Evet belki rektör direkt olarak “bir fatura kesin” dememiştir. Ama demek ki birileri devreye girip işleri böyle çözüyor. O telefon konuşmasını yapan dostumu tekrar aradım, hafızamızı tekrar tazeledik. Rektörden çıkmamış ama rektöre yakın birisi dostuma “o haberi kaldırsın bize ne düşüyorsa razıyız” demiş. Üniversite adına demiş olmalı bunu. Dolayısıyla rektörün haberi yoksa bile rektörün karşı olmayacağı bir durumdur ki bu teklif rahat yapılabiliyor.

Allah’a şükür kimse çıkıp da bana bu memlekette “ben para verdirip bu haberi kaldırttım” diyemez. Ama teklif edip de teklifi geri dönenler inkar edebilir. Bununla ilgili yapacak pek bir şey yok. Sadece her daim adil şahitlik yapmaya hazır olan dostlar var. 

Şimdi Allah’tan korkmaz mısın be adam, sen çıkıp nasıl “hoşafın yağı kesildi” diyerek insanı zan altında bırakırsın diye haykıra haykıra sormak istiyorum.

Allah’tan korkmaz mısın, sen o oturduğun makama nasıl geldin, nasıl senden önce yapılan pislikleri ortaya döktüm bunu bilmez misin diye sormak isterim.

Ben Allah’tan korkarım. Kim olursa olsun bir insana iftira etmekten Allah’a sığınırım. Sırf makamda kalmak için bu çırpınmalardan vazgeçip senin de Allah’tan korkmanı tavsiye etmek isterim. İşte o zaman daha rahat olur ve çırpınmak yerine dik durmanın daha çok işe yaradığını görürsün.