AHDE VEFA (I)

06 / 04 / 2017

Ahde vefa; İmanın lezzetini tatmış, hakkın yanında yer alan, Adalet-i İlahi’nin gereklerine tam bir teslimiyetle tabi olan Mü’minlerin şiarıdır. Başta Müslümanlar olarak, tüm dünya insanlığı; ahde vefa konusunda; Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize borçludurlar!... Çünkü O’ (s.a.v), ahde vefanın; Kâinatta eşi benzeri görülmemiş,her konuda en güzel örneğini teşkil etmiştir!.

Ahde vefa; Sahih İmanın ve Salih amelin hamili olan Muvahhidlerin nişanıdır. Hakeza, Mü’min kişi, ahdine sadakatli ve sözünün eri olmalıdır ki; düşmanları tarafından dahi, takdir edilsin, gerekli olan da budur zaten! En zor ve çetin durumlarda bile, her Müslümanın; vaat ettiğine ihanet etmemesi ve ucunda ölüm olsa dahi, sözünde durması lazımdır… İnsanların hatırı kırılmasın, bazıları gücenmesin diye; Müslümanım diyen hiçbir kimsenin hakkın hatırını kırmaya hakkı ve salahiyeti yoktur.

Hz. Muhammed’e (s.a.v) ve O’nun getirmiş olduğu ilahi davaya iman etmiş olan herkesin; ahdine vefa göstermesi, onun imanının bir göstergesi, bir ispatıdır… Hudeybiye antlaşması esnasında, Mekke zindanlarından ayaklarındaki zincirlerle kaçmayı başarıp ve Hz. Peygamber’in (s.a.v) yanına kadar gelip kurtarılmayı talep eden, Ebu Cendel (r.a)’e; Efendimiz (s.a.v): “Biz bir antlaşma yaptık ve ahdimize sadık kalmak zorundayız.” Sabır et, yüce ALLAH mutlaka sana bir yol gösterecektir diye, ahde vefanın en güzel örneğini sergileyerek, Ümmetine örnek olmuş, düşmanlarını utandırmıştır...

Dünyanın hiçbir yerinde, insanları idare etmiş ve etmekte olan hiçbir beşer ve lider; Hz. Peygamberin (s.a.v) göstermiş olduğu Ahde vefanın, belki de okyanustan katresini bile yerine getirememiştir denilse yeridir… O’na tabi olup ve bu kutlu yolda, hiçbir engele ve kınamaya aldırış etmemeyi düstur edinenlerin; O’nun (s.a.v) düşmanlarına karşı bile adaleti elden bırakmayışından, nasiplenmeleri lazımdır..

Evet, ahde vefa denildiği zaman; Müslümanların, öncelikli olarak Hz. Muhammed’i (s.a.v) hatırlamaları ve ahde vefa konusunda varsa noksanlıkları, hemen onları giderip ve teslimiyet göstermeleri, İman’ i bir gerekliliktir!..Bir seferinde, Hz. Peygamber’e (s.a.v) daha Peygamberlik gelmeden önce, şöyle bir olay olmuştu: “Abdullah b. Ebi-el Amsa Hz. Peygamber (s.a.v) ile bir takım ticari işler yapmış ve: “Gelmemi bekle. Gelince hesaplarımızı temizleriz” diyerek gitmişti. Farkında olmadan verdiği sözü unuttu.

Üç gün sonra verdiği sözü hatırlayıp geldiğinde, Hz. Peygamber (s.a.v)’in aynı yerde beklemekte olduğunu gördü. ALLAH Resulü (s.a.v) onu görünce: “Üç günden beri oturmuş, burada seni beklemekteyim” buyurdu… (Ebu Davud) İşte sadakat ’in ve güvenirliğin tek adresi, Hz. Muhammed (s.a.v) Oysa günümüzde, alış veriş yapıp anlaşıp ve antlaştıkları halde; bir birlerinin hukukuna riayet etmeyen, insanları kandırıp dolandıran, yaldızlı hitabetleriyle başkalarını kandıran; fırıldak ve üçkâğıtçılıkla diğer kulların haklarına tecavüz eden o kadar, kimseler vardır ki, akıllara ziyan?

Hayatın her alanında, yani Siyasetten Sosyal münasebetlere, Ahlaktan Adab-ı Muaşerete; Ticaretten eğitime varıncaya kadar; referansı Hz. Muhammed (s.a.v) olmayanlar, er ya da geç ama mutlaka bir iflas edeceklerdir. Yukarıdaki misalde geçtiği gibi, şayet Müslümanlar; hayatın tüm alanlarında, ahde Vefa’yı es geçip gereğini yerine getirmez ve görmezden gelirlerse, hem fıtratlarına, hem de değer yargılarına ihanet etmiş olurlar!

O’nu (s.a.v) Hicrete mecbur edip vatanını bırakmalarına sebep olan Mekke Müşriklerinin dahi, yanındaki emanetlerini sahiplerine bırakmak için; Hz. Ali (r.a)’yı yatağına yatırdığını hepimiz bilmekteyiz… Çünkü O’ (s.a.v), Ahde Vefa’nın en güzel örneği; emniyetin de garantisiydi. Onun Ümmeti olarak, bizlerin Onun Ahde Vefa olan Sünnetini; boynumuza gerdanlık yapıp, dünya insanlığına örnek olmalıyız ki, bizim düşmanlarımız dahi bize karşı mahcup duruma düşsünler. Öyle ki, bizi öldürmeye kast edenler dahi, bizde dirilip kendilerine gelsinler!? Nasıl mı? Devamı 10 Nisan Pazartesi günü. Selam ve dua ile… 06 Nisan 2017