ALLAH VE RESULÜ’NÜN DAVETİNE İCABET ETMEK

01 / 06 / 2017

İslamiyet’ten önceki devirlerde, aynı bölgede ama farklı yerlerde yaşayan her bir insan topluluğuna; ayrı ayrı peygamberlerin gönderildikleri bilinmektedir. Gerek Kur’an’ı kerim de ve gerekse Hadisi şeriflerde bunun birçok kanıtve izahı olduğundan dolayı, burada onun teferruatına girmek istemem. Mesela Hz. İbrahim (a.s) ile Hz. Lut (a.s)’ın aynı zaman diliminde yaşadıklarını ve yakın akraba olup, fakat ayrı kavimlere gönderildikleri bilinmektedir. Lut (a.s)’ın davetine kulaklarını tıkayan ve kadınları bırakıp erkeklere şehvetle yaklaşmayı meslek haline getiren sapık kavminin yaşadıkları Sodom ve Gomore şehirlerini içindekilerle; cenabı ALLAH, gönderdiği azapla yerle yeksan etmiştir.

Birçok peygamberin, kavminin başına gelen buna benzer akıbetler; insanların yaptıkları günahlarda ısrarcı olmaları, ALLAH’IN göndermiş olduğu peygamberlerinin davetine icabet etmemelerinin sonucunda vuku bulmuştur. İlahi davete icabet etmeyi terk eden her dönemin kavimleri; kendi elleriyle işlemiş oldukları günahlarının bedeli olarak, başlarına gelen azaptan ve helak olmaktan yakalarını kurtaramamışlardır. Nuh (a.s)’ın 950 yıllık davetine kulaklarını tıkayan ve kendilerine verilmiş olan bunca nimeti tepip inkârı tercih edip; necat gemisine binmeyi kin ve inkârlarına yediremeyen putperest kavmi, (oğlu da buna dâhil) tufanlagelen azap ile helak olup suların derinliklerinde kaybolup yok olmuşlardır.

Âdem (a.s)’den Hz. Muhammed (s.a.v) kadar gelen zaman ve süreçlerde, insanlara ne kadar peygamber (çünkü bir kısmını sana bildirmedik diye buyuruyor cenabı hak) gönderilmişse; kendi kavimlerinden öncelikli olarak, refaha boğulmuş yaratılışlarını unutanların karşı çıktıklarını görmekteyiz. Unutulmamalıdır ki, her kim ALLAH ve peygamberlerinin davetine icabet etmişse kurtulmuş; kim de inkârlarında ısrarcı olup karşı çıkmışlarsa helak olup gitmişlerdir. Günümüzde, batı menşeli sağcılık ve solculuğu prensip olarak alıp ve bu sapık fikirleri insanlara kurtuluş kapıları olarak enjekte etmeye çalışan akıl fukarası bazı çevreler; akıl hummasına tutulduklarını bilmeli ve yol yakınken, ALLAH ve Resulü ’nün davetine icabet etmelidirler!..

Nemrutların, Firavunların, Şeddatların ve Ebu Cehillerin akıbetleri ne olduysa, bu gün de, batılın kirli sularına kapılıp gidenlerin akıbetleri de o olacağı muhakkaktır!... Bu değişmez bir kural ve inkârı kabil olmayan bir hakikattir! Bu hakikat, dün olduğu gibi, günün insanı için de geçerlidir! Günümüzde, ne yazık ki, hala İslam düşmanlarıyla iş tutup ve onlar gibi yaşayan bedbahtların sayısının bir hayli kalabalık olduğunu müşahede etmekte ve müteessir olmaktayız. Peki, tüm bunlar neden kaynaklanmaktadır? Tabi ki, ALLAH ve Resul’ünün Davetine tam manasıyla, kayıtsız şartsız teslimiyet gösterilmemektenileri gelmektedir!...

Öyleyse biz Müslümanlar olarak, Rabbimizin ezeli ve ebedi olan şu buyruğuna kulak vermeli ve kayıtsız şartsız icabet etmek zorundayız ki kurtuluşumuz mümkün olabilsin: “Ey iman edenler! Sizi, kendinize hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, ALLAH ve peygamberine icabet edin ve bilin ki ALLAH, gerçekten kişi ile kalbinin arasına girer ve muhakkak siz hep O’na (c.c) götürülüp toplanacaksınız.” (Enfal/24)

Evet, batıl ideolojilerin boy attığı ve cehenneme çağıran ideologların kitleleri peşlerinden sürükleyip; ALLAH ve Resul’ünün emirlerinden uzaklaştırmanın savaşını verdikleri günümüzde; Müslümanlara düşen, ALLAH’IN ve onun sevgili Resul’ünün emirlerine zıt olan tüm oluşumlardan uzak durmalarıve kayıtsız şartsız Hakkındavetine icabet etmeleridir.

Bilinmelidir ki, ALLAH ve Resulü’ nün yolundan başka tüm yollar; cehenneme çıkar!... Bu fani âlemde, vermiş olduğumuz imtihanda; saflarımızı muğlak halde bırakır ve yaşamaya devam edersek, kötü bir akıbetin bizi beklediğini asla ve kata unutmayalım. Bu gün sırf bazı çevrelere inat olsun diye, mazlumi’yet kılıfına bürünüp ve batıl ideoloji ve ideologların safında yer alan bazı uyumuşların; “Kişi sevdiğiyle beraberdir” Nebevi düsturunu unutmamaları lazımdır. Bazen hatırlatmak, insanı gaflet uykusundan uyandırır sözü; manasız değildir, onun için hatırlatmış olalım.

Yol ikidir: Ya Hak, ya da batıl! Bir üçüncüsü ise bu iki yol arasında gidip gelmedir ki; onun adı da nifaktır ve daha tehlikelidir, tabi ki o da batılın bir parçasıdır!... Namazın semtine uğramayanın, Orucu hesaba katmayanın, Zekâtmış, helalmiş harammış diye bir derdi olmayanların; kimin veya kimlerin davetine icabet ettiklerini iyi düşünmeleri lazımdır. İnsan kendini kandırmamalı ve fırsat eldeyken safını net ve duru olarak belirlemek zorundadır. Misal olarak, Oruç tutup ama hiç Namazla işi olmayanın durumu; meyvesiz bir ağacın durumu gibidir. Sadece gölgesi olur ve odun olmaya yarar!? Rabbim bizi, kendisinin ve Resulü ’nün davetine; kayıtsız şartsız icabet eden kullarından eylesin! Selam ve dua ile. 01 Haziran 2017/6 Ramazan 1438.