ARAFATTA ARİF OLABİLMEK

24 / 08 / 2017

Arafat dağı, Hacc mevsiminde; vakfeye duranların, başta kendi nefislerini ve sonrasında da; Rablerinin tekliflerine kayıtsız şartsız teslim olmanın mukaddes mekânıdır… Arafat; öyle mukaddes bir mekân ki, orada vakfeye durup ta arif olmadan dönenler; Arif olma şanslarını kaybedecekleri gibi; Araf’ta kalanlardan olurlar… Arafat; yani, tanışma, tanıma, tanıtma ve tanınma yeri!... Kulluk imtihanında; içtimaa ’ya durmak, yaptıklarına dair karnesini Rabbine sunmaktır Arafat… Evet, Arafat; bir ömür boyu, yaptıklarından dolayı, yüce divanda esas duruşa geçmenin adı ve adresidir!

Arafat dağında, bir anlık da olsa; vakfeye durmayanların, o sene Haccı olmadıkları gibi, başka bir defa,o yılın Haccınıkaza yapmakla mükellef kalırlar. Rivayetlere göre, Âdembabamız ile Havva Annemiz; Cennetten çıkarıldıktan sonra, ilk kez bir araya gelip tanışmalarının olduğu ve “Arif Tarif” provasının gerçekleştiği kutlu yerinadıdır Arafat!

Arafat; kemalatın doruğundan sonra, yol güzergâhındaki engel ve düşmanları kaldırmak için; adeta silahlanıp cepheye yürüyüşün başlangıcıdır… Arafat’tan süzülen milyonlarca Haccı; bir menzil boyu, önce Müzdelife, sonra Mina’da Cemaratın ilkini taşlamak, ve yola devam… Taş, baş tıraş derken; kulluk karneleri puanlandırılmak üzere Rabbe arz edilir!...

Arafat’tan Kâbe’ye doğru yol alır milyonlar; Uzun bir yol, menzil; Kâbe, makamı İbrahim, Hicri İsmail, Safa Merve ve pervane gibi dönen temiz bedenler, ulvi ruhlar. Kul hakkından başka, annesinden doğduğu gün gibi nezafete boyanır milyonlarca renkler! Onlar ne şerefli ve bahtiyar insanlar ki; seçilmiş ve methedilmiş o kutsi makamlarda bulunup da; ölümüne, Rabbine verdiği sözde duranlara…

Arafat; renkleri farklı, dilleri farklı, ırkları farklı, memleketleri farklı; boyları ve endamları farklı, kimi siyah, kimi beyaz, kimi kısa kimi uzun, kimi kızıl, kimi de ALLAH’IN başka bir boyasıyla boyanmış olan Milyonlarca insanın; kefen misali ihrama büründükleri ve tek gaye etrafında bir araya gelip Mahşerin provasında tanıştıkları kutlu ve aziz mekan!... Bu inanç ve gaye ile, o mukaddes topraklarda bulunup, menasik-i Haccı ifa ettikten sonra; ahdine sadık kalanlara ne mutlu! Aynı görevleri yapıp, aynı meşakkatlere katlandığı halde; sözlerine muhalif davrananlara ne yazık?“Hacc meşakkattir,ve Hacc Arafat’tır” diye buyuruyor Efendimiz (s.a.v).

Arafat; tanışma faslı, mahşerin provası ve kulluk dilekçesinin yüce yaratana sunulması… Sonra Müzdelife’ ye doğru yol almak… Müzdelife vakfesinden sonra, savaş hazırlıklarına başlamak, yani Cemerat’a yürümek… Dört günlük mühimmatını ikmal etmek,ve düşmanı alt etmeye yürümek… Yani Şeytanı… Mermi maksadıyla yetmiş taş toplamak… Tam yetmiş mermi, her biri şeytana ve şeytanlaşmış olan enaniyetler’e yani emare nefislere atılacak mermiler… Meş’ari Haram’dan Mina’ya doğru başlar yolculuk; önce Akabe şeytanını taşlanır… Hızlı, temkinli, öfkeli ve bir o kadar da kararlı…

Atılan her bir taş ile, önce içindeki şeytanları; sonra tüm şeytan ve tilmizlerini taşlamak… Ve söz vermek… Ya Rabbi! Burada bu şeytanları nasıl taşlıyorsam; memleketime dönüp ve yaşadığım müddetçe, şeytanı ve şeytanın yandaşlarını taşlayacağımasöz veriyorum diyebilmek… Evet, Hacc ve Arafat; ALLAH’IN, inanmış kulları üzerindeki hakkı… İbrahim (a.s)’ın davetine icabet… İnsan neslinin yeşerdiği ilk toprakları görmek, yaratılış gerçeğine vakıf olmak… Arafat’ta Âdem babamız ile Havva annemizi; Mina’da İsmail (a.s)’in kurban ediliş anını; sonra İbrahim’in sadakatine karşılık ulu kattan gönderilen fidye kurbanını, ve İsmail’in beratını hatırlamak… Yani, İbrahim ve İsmail’ce… Tam teslimiyet!

Nur dağının zirvesinde, İkra (OKU) fermanıyla başlayan ilk ilahi emirleri, Risalet-i Nebi (s.a.v)’ı ve meşakkat yıllarını hatırlamak… Arafat; tanımak ve tanışmaksa, öyleyse bu kutlu yolculukta, kutsi davanın yolcularının izlerini takip edip kemale ermek gerek… Ve Mekke’nin sıcağında işkenceye maruz kalan Bilal’i, Ammar’ı, Süheyb’i hatırlamak… Ambargo yıllarını, Habeşistan hicretlerini ve Medine İslam devletine giden aziz yolda mağara (Efendimiz ve Ebu Bekir) sakinlerini hatırlamak… Ve hayalen de olsa, bir anlık o günlere ruhuyla yolculuk etmek… Arafat; Cebrail (a.s)’in Resulullah (s.a.v) ile birlikte çizdiği ve belirlenmiş kutsal yer… Ve o kutsal yerin tam ortasında Cebelür-rahme, yani rahmet dağı… Bir başka deyişle Adem babamız ile Havva Annemizin buluşup yeniden tanıştıkları yer!... Hacc aylarının manevi iklimindeyiz… O mukaddes topraklara gidip de, İslam davasını, yeryüzündeki tüm mazlumları, başta Mescid-i Aksa olmak üzere; pranga altında kurtuluş bekleyen tüm dünya ezilenlerinin, adil bir dünyada yaşamalarının şuur ve bilinciyle dönmezlerse….!? Arafat’ta bulunanların Arif olarak dönmeleri temennisiyle… 24 Ağustos 2017. Aksu / Antalya.