ÇOBANIN EKMEK TORBASIYLA UĞRAŞMAK

19 / 03 / 2018

  Dostlarını kendilerinden uzaklaştırıp, düşmanlarını yakınlaştıranlar; düşmanlarının ihanetine, dostlarının da düşmanlığına uğramaktan başka şansları var mıdır?… Dünyevi makam ve mevkileri elde ettikten sonra, insanları tek tip düşünceye sokmaya çalışıp zorlayanlar; zamanın allame-i cihan da olsalar, yaptıkları yanlışın bedelini er ya da geç ödemeye mahkûm olurlar… Dünya tüm içindekilerle birlikte yüce ALLAH’IN mülküdür. Allah’a ait olan şeylerin tasarruf hakkını kendilerinde görenler; hayatın geçici lezzetlerinin sekr-ıile sarhoş olduklarından dolayı, sekr halleri geçtikten sonra ayılırlar ancak, o zaman da kendileri için çok geç olacaktır… 

  Evet, yüce ALLAH yaratmış olduğu insanların, dünyada nasıl ve ne şekilde yaşamaları gerektiğine dair; Kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Tüm Peygamberler (hepsine selam olsun) Allah’tan aldıkları emirleri, kendi ümmetlerine kusursuz bir şekilde tebliğ etmişlerdir… Din ALLAHIN tasarrufundadır. Dolayısıyla hiçbir kurum, parti, devlet, oluşum veya organizasyon dini; kendi tekellerinde görme hakkı ve salahiyetine sahip değildir. Günümüzde, halkı Müslüman olan ülkelere baktığımızda; düzenlerin, kanunlarla, dini bir vicdan meselesi, Allah ile kul arasında bir iş haline getirmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Unutulmamalıdır ki, Din hem dünya, hem de ebedi hayata ışık tutan ilahi bir nizamdır! Peki, madembirileri Din; dünyaya, devlete, sosyal hayata ve siyasete karışmayacak diyorlarsa, öyleyse yüce ALLAH dini, neden gönderdiğiüzerinde düşünmeleri gerekmektedir?. Dünya hayatında, insanların problemlerine karışması ve müdahale etmesi istenmeyen din; indirilmiş olan din değil, uydurulmuş din olur!

  Dini sadece bir kurumun veya kuruluşun tekeline hapsetmeye çalışmak; güneşe bu gün geç, yarın erken doğ demekanlamına gelir ki, bunun mümkün olma ihtimali yüzde sıfırdır… Ne yazık ki, günümüzde ve yaşadığımız toplumda; insanların, hakkında en çok konuşup kanaat yürüttükleri şey din olmuştur. Bilen bilmeyen herkes, bir şeyler eklemeye veya çıkarmaya çalışmaktadır. Tıpkı, Sünneti ve hadisleri inkâr eden Meal-cı tayfasınınyapmaya ve yaptıkları tahrif girişimleri gibi. Bunlar önce edille-i Erbaa (dört delil)’nın önce, dördüncüsünden (kıyası fukaha) işe başlayıp inkâr ettiler. Sonra icma’ı hedefe koydular, akıl yoksunları onların etrafında çoğalınca; bu sefer sünneti inkâr edip, bizi sadece Kur’an bağlar deyip; din konusunda insanların akıllarına şüphe işaretleri doldurdular. Şirretliği görebiliyor musunuz?

  Algı ve yaptıkları şirretliklerine karşı çıkmaya çalışan, Ehl-i Sünnet vel-Cemaat Âlimlerini itibarsızlaştırmak için de; iftira ve karalama kampanyası başlattılar. Onların bu kirli korolarına, bir kısım etki ve yetki sahibininkatılmasıyla da; hadise tam bir şölene (!) dönüştü yani! Hal böyle olunca da, 28 Şubatlar tekerrür mü ediyor ne, sorusu tekrar insanların akıllarını kurcalamaya başladı. Doğru ya, muktedirlerin insanlara; bizim gibi düşünüyorsanız doğru! Yoldasınız, bizim gibi düşünüp hareket etmiyorsanız, öyleyse suçlusunuz dayatıldığıbir toplumda; 28 Şubatların devam etmekte olupaslında hiç bitmediği anlama gelmiyor mu?…

  Darb-ı meseldir: “Eceli gelen keçi, çobanın ekmek torbasıyla uğraşırmış.” Bunun farlık bir karşılığı da; “eceli yaklaşan düzenler, sistemler, yönetimler ve kurumlar; ALLAH’IN diniyle uğraşırlar… İnsanları yaratan yüce ALLAH, Dini gönderen ALLAH, Kitabı gönderen ALLAH; dinin tartışma götürmez ahkâmını beyan eden de yüce ALLAH’TIR! İslam dini, Resul-i Ekrem’in tebliği ettiği gün ki gibitap taze durmakta, zaman ihtiyarladıkça o gençleşmekte ve ebediyyen de öyle kalacaktır. Hakikatşu ki, gelişmekte olan farklı hayat şartlarına, günün meselelerine, insanların hayatına giren modern zamanın problemlerine ışık tutacak çözümler bulmada; İslam âlimleri dün çalıştıkları gibi, bu gün de yarın da var olup çalışmaktadırlar. Çünkü İslam, tüm çağların, zaman ve mekânlarınüstündedir… İslam zamanın değişim süreçlerine,insanların keyfine göre değişmez; bilakis, toplumların her çağda,zaman ve mekânda; İslam’ın evrensel ilkelerindenkendilerine yol bulmak ve ona uymak için değişmeleri gerekmektedir.

  Laiklik ilkesinin resmi kural olup ve tartışılmasıdahi yapılmadığı ülkelerde; din devlet ilişkilerinin ayrı olması gerektiği yöndeki izahına rağmen; insanlar tam tersi bir durumla karşı karşıya kalıyorlarsa, (ki kalıyorlar) peki, bu Laikliğin müsaade ettiği kadar,insanlar dinlerini yaşamaya zorlanmıyorlar mı?.Böyle dayatmalarla, insanların bir kısmına öz, bir kısmına da üvey evlat muamelesini reva görmek; çifte standart olmuyor da ya nedir?Müslümanların diniyle, kitabıyla, Peygamberiyle; sosyal yaşam tarzlarıyla; nasıl ve ne şekilde yaşamaları gerektiğiyle uğraşan çevrelerin, kendilerine ekmek getirecek başka bir iş ve uğraşacak başka bir kapı bulsunlar!... Zira, Dinin sahibi olan yüce ALLAH; imhal eder, ama asla ihmal etmez… Allah’ın Müntekim sıfatının nerede ve ne zamantecelli edeceğini ondan başka kim bilebilir ki? İslam’ın özü ve evrensel sözüyle lütfen uğraşmayın!... Selam ve dua ile…