DAVA’DANKAÇANLARIN SIĞINAĞI: “MAZERETLER”

16 / 10 / 2017

Ah şu Dünya’nın maişetderdi yok mu? Olmasaydı, ne de güzel işler yapardık(!) Herkes Cenneti ister, ama cennet için amel yapanlara gelince, onlarda çok azınlıkta? Cehennemden herkes korku ve endişeyle, uzak durur; peki, cehennemlik yapılan milyonlarca işve uğraş da neyin nesi? Mazeret uydurmak; asli ve gerçek vazifesinden firar edenlerin sığınağı haline gelmiştir. İş telaşesi, mesaiye kaldım, devlet işidir beklemez, görev böyledir, falan filan gibi; milyonlarca bahane, davasına sırt çevirenlerin baş vurdukları tek adres!... Ne ki, bu adreste ne dost var, ne çıkış kapısı ne de kurtuluş…

  Dava adamları, serden geçen lakin; inandıkları dava yolundan asla geri durmayanlardır. Onların yaktıkları meşaleyi omuzlayanlar da, aynı inanç ve aynı heyecanla; asıl menzile doğru yol almayı şeref bilenlerdir… Pasiflere gelince, zira onlar; davanın firarı, maişet derdinin havarı; yalnız günü kurtarmanın mücadelesini veren, rüzgârın akışına göre yön değiştiren atalet ehli avarelerdir… Dava adamı olmak, öyle sanıldığı gibi ucuz ve bedava bir mesele ve meslek değildir… Aksine dava adamlığı, bedel isteyen ve bedel öderken de; aslan pişmanlık duymayan isimsiz kahramanların, asıl mesele ve gayenin ismidir…

  Maişet iaşe falan derken, Cahit Zarifoğlu’nun şu ince tespitleri geldi aklıma: “Maişet derdi hepimizin baş meselesi. Kurban bayramında “borcumuz var bize düşmez” diye kurban kesmiyoruz. Acaba ne borcumuz vardı? Ekmek parası bulamıyorduk da ona mı borçlandık? Yoksa koltuk takımına, buzdolabına, mukaddesata düşman programları izleten televizyona, çamaşır makinasına yatıracağımız taksitlerimiz mi var? On yıllardır sırtımızda İslam dışı bir düzenin kamburunu taşıyoruz. Düşmanlarımız ise bizim bu mutsuzluğumuzun üzerinde hora tepiyor. Artık kendimize gelelim. İşe evimizden başlayarak kendimize gelelim.” (Aziz ruhu şad olsun)

  Evet, kendimize gelelim, hem de nasıl gelelim? Kendimize öyle bir gelelim ki, yıllardır bizi asli gayemizden, davamızdan; ideal ve aşkımızdan uzaklaştırmak için, bin bir türlü entrikayla bizi aldatmaya çalışanların burunları erlerde sürünsün… Kendimize gelelim, asli gaye ve davamızdan kaçmak için, mazeretler uydurmaktan vaz geçelim artık! Zira mazeretler uydurup, kulluğun ana gayesini oluşturan “İslam’i vazifelerinden firar edenler; dün olduğu gibi, ne bu gün ne de yarın, onlar asla hayırla yâd edilmeyeceklerdir…

  İslam’i hassasiyetlerimizi bırakıp, nefislerimizin İslam dışı istek ve arzularına ne zamana kadar ram olacağız?… Bu sonu gelem mazeretler, tul-i emeller, İslam’a uymayan yaşama biçimlerimiz bizi nereye götüreceğini, neden iyice düşünmüyoruz hala?! İşten boşalamıyorum mazeretini uydurup namazı bırakanlar, çağın ve asrın düzenibu uymak lazım deyip, karısının ve kızının tesettürsüz gezmelerine göz yumanlar, borcum var deyip, ALLAH’IN vermiş olduğu servetin zekâtını vermeyenler; Ramazan ayı gelince ceplerine (şeker-tansiyon hastasıyım) (gerçek hastalar istisnadır tabi) ilaç koyup orucu tutmayanlar, ama her vesileyle iyilerin yanında iyi görünmeye çalışıp ve düzenbazların yanında, onlara ayak uyduranlar; dava ehli değil, uyduruk mazeretlere kulluk yapan heva ehli kaçkınlardır…

  Mazeretler uydura uydura ne hallere geldiğimizi bir bilebilsek? Üç günlük dünya hayatının geçici ve kandıran zevklerine ayak uydurup, yaratılış gayesinin ana konusu olan; ALLAH’A kulluk yapmaktan kaçmak da neyin nesidir? İnsanoğlu şunu çok iyi bilmelidir ki, kaça bildiği kadar haktan kaçsa da, uydurabildiği kadar mazeretlerin arkasına sığınıp görevlerini ihmal etse de, konuşabildiği kadar yalan yanlış konuşmalarına insanları inandırmakla, kandırıp günü kurtarmanın mücadelesini verse de; vs. er ya da geç her şeyin hesabını soracak olan yüce ALLAH’A her şeyin hesabını bir bir vereceğini asla unutmamalıdır…

  Evet, kulluk davasından kaçmak için; insanların en çok başvurdukları yöntem şekli: “Hiç şüphesiz mazeretler uydurup sıyırmaktır. İkinci Endülüs’e geçit vermeyen bilge Kral Aliya Izzetbegoviç (Rabbim rahmet eylesin); ne güzel de tarif etmekte Müslümanların içinde bulundukları hali: “Müslümanlar, Kur’an hayata nasıl uygulanacak?” sorusundan kaçmak için Kur’an’ın nasıl okunması gerektiği hususunda geniş bir ilim ürettiler.” Demekle, aslında Müslümanların, İslam’ın hakikatve ilkelerindenkaçmak, uzaklaşmak için; mazeretlere sığınarak, gerçek vazifelerini terk ettiler anlamak lazımdır… Selam ve dua ile. 16 Ekim 2017.