DİRİ DİRİ GÖMÜLEN MODERN ÇAĞIN ÇOCUKLARI

25 / 01 / 2018

  İslam dini, nesil emniyetini sağlam ’a ve emniyet altına almak için; nikâh bağıyla eşlerin karşılıklı rızasından sonra hayatlarını birleştirmeyi mubah kılmaktadır… Sağlam temeller üzerine kurulan ailelerden, dünyaya gelecekolan çocuklar; başta Rablerine karşı kulluk görevlerini yapmanın yanı sıra, toplumlarına ve dolayısıyla insanlık âlemine de faydalı bireyler olarak yetişirler.

  Peki, iş bunun tersi olursa ne olur? İşte o zaman felaket üstüne felaket yağar,ailelerin, toplumların vecemiyetin başına… Cahiliye döneminde, yani İslam öncesi Mekke ve çevresindeki müşrik toplumlarda; her hangi birisinin bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde, utancından yerin dibine batası geliyor ve toplumda kınanmamak (!) için öz ciğerparesini toprağa gömecek kadar yüreksiz ve merhametsiz davranabiliyorlardı… Evet, bunu yapıyorlardı çünkü o zaman diliminde yaşayan insanlar; zifiri karanlık bir çağın, sadece erkek egemenliğiyle övünülecek kadar kibirli, katı yürekli biro kadar da merhametsiz; hakkı tanımayacak kadar basiretsiz ve inançsız bir toplumun mensuplarıydı. Çünkü onlar nesilden nesle, hep öyle görmüş, öyle şartlanmış ve öyle yapmanın; onlara göre en doğru şey olduğunu savunuyorlardı!…

  Evet, o gün onlar hak hukuk nedir bilmezlerdi, güçlü olanlar zayıf olanları ezer ve acıma duygularını kaybedecek kadar da canavarlaşmış bir toplumdu... Ta ki, Cebel-i Nur’da; Kâinat’ın Efendisine (s.a.v) İlahi mesaj nazil olana dek; hep böyle devam etmişti… Ve İslam’ın nuru cihanı bir güneş gibi aydınlattığında, toprağa diri diri gömülen evlatlar gömülmekten, zulme maruz kalan mazlumlar ezilmekten, yolunu kaybetmiş olan şaşkınlar meçhul gidişattan; hayatlarını, tahtadan, tunçtan, helvadan, tahtadan ve taştan yapılan putlara teslim etmiş olanların nicesi de; “La ilahe İllallah Muhammed Resulullah” deyip kurtulana kadar.

  Şimdi, günümüzüm modern çağında; hukuk bilmez, kural tanımaz sözüm ona bir kısım çevrelerin, “Cahiliye asrında kızçocuklarını diri diri toprağa gömdükleriiçin ilkel ve vahşi olmakla,eleştirip merhametsizlikle itham ederlerken; unuttukları bir hususu ya unutmaktalar, ya da görmezden gelip es geçmektedirler. Evet, o gün toprağa gömülen kızların hemen hepsi; günah işleme aşamasına yetişmeden yani masum birer çocuk iken gömülüyorlardı. Peki, yirmi birinci asrın modern çağda yaşayan insanların bir kısmısın nasıl bircehaletin içinde kaybolduklarını görebiliyorlar mı acaba? Ya daha anne rahmindeyken iğneye öldürülen ceninler, ya kürtajla alınan masum bebekler veya gayri meşru yoldan dünyaya getirilip kundaklarıyla cami avlusuna, çöp bidonlarına bırakılanmasum çocuklara reva görülen canice işlere ne demek lazım? Onları gömenler kim? Cahiliye asrında ilkel bir hayat yaşayan bedevi bir müşrik mi; yoksa modern asır da yaşadığı halde, hakkı ve hakikati göremeyecek kadar kör bir yobaz, merhametsiz bir cani mi?

  Ya da, gençliğinin baharında; eroine, esrara, bonzai’ ye, Afyon’a içki ve benzerialkollere müptela olup da; bir hiç uğrunda manen gömülen fidan gibi gençlerin müsebbibleri mi? Peki, İslam’a göre değil de, tamamen Hıristiyanların örf ve adetlerine göre tertiplenen nişan ve düğün merasimleriyle temelleri atılan;veiçkili, sazlı cazlı ortamlarda icra edilen evlilikler;İslam ahlakıyla eğitilmeyen evlatlar, gayesiz ve hedefsiz yaşayıp bir ömür boyu şeytana maskara olan nesiller; bunlarınhepsi bir nevi toprağa gömülmüyorlar da ya nedir? Arkadaşımdır (!) adı altında Nikâhsız birlikteliklerle yıllarca beraber yaşayıp zina edenlerden tutun da, Müslüman anne babadan oldukları halde; batıl ideolojilere kendilerinikaptırmakla hayatlarını karartanlaravarıncaya kadar, bir nesil toprağa gömülmüyor mu? Yani, Cahiliyenin zamanı ve mekânı pek yoktur aslında. “İnsan ne zaman ki hakkı bilmedi, sanki o hiç dünyaya gelmedi.” Vecizesinde anlatıldığı gibi;“Hakkı hak bilip haktan yana saflarını belirleyenleriçin her zaman bir Saadet asrı olacağı gibi; Hakkı tanımayıp küfrün karanlık dehlizlerinde kurtuluş arayan bedbahtve gafiller için de her zaman bir cahiliye asrı vardır var olamaya devam edecektir…

  Şöyle bir tabir var: “günah ve hata, altın ve gümüşten gerdanlık olsa da; onu kimse boynuna takmak istemez!... Evet, diyoruz ki; Firavunun sarayında büyüdüğü halde, Firavun ve avenelerinin saltanatını yerle yeksan eden Musa’yı örnek almak varken; Nuh’un evinde büyüdükleri halde, necat gemisine binmeyen Kenan’ı misal vermek de neyin nesidir acaba? Yaşadığımız asırda, her gün binlerce insanın manen ve bulaştıkları kötü alışkanlıklarından dolayı fizikken toprağın kara bağrına gömüldüklerinden haberimiz var mı? Peki, Aristo’nun, Eflatun’un, Hegel ’in, Mao’nun, Karl Marks’ın ve diğer dalalet ideologlarının sapıkdüşünce ve fikirleriyle yetişen nesiller de; bir nevi diri diri toprağa gömülmüyorlar mı?

  Hangi çağda ve hangi zamanda olursa olsun, insan; hakkı bilmediği zaman ölü bir iskelet mesabesindedir… Şöyle dünyaya, çevremize ve yaşadığımız topluma bakıldığında; bir zamanlar kanlarını bedel vererek bu toprakları bize vatan olarak bırakan fedakâr ecdadın torunları; bu gün kimlerin yolunda, kimlerin yanında ve hangi sapık ve bozuk fikirlerin savunucusu oldukları görülecektir.Peki, bu da manen onların diri diri toprağa gömülmeleri değil midir? Aslında tam da manen toprağa gömüldüklerinin bir tezahürüdür? Evet, bu gün, şeytanın tuzaklarına, günah batağına düşen gençler de; diri diri toprağa gömülen modern çağın çocukları ve İslam dışı yaşanan gidişatın kurbanlardır… Onları, düştükleri bu manevi ölümden ancak; İslam’ın eşsiz Nuru ve Kâinat’ın Efendisi (s.a.v)’nin örnek hayatına tutunmaları kurtaracaktır… Gerisi ham hayaller, meçhul hedeflerdir… Haydi bir hayatı, gömülmekten kurtarma vesilesi olmak adına bir adım atalım!...