Dünden Bugüne Basın (2)

27 / 02 / 2017

“ALLAH ve Resul’üne gıyaben yardım eden birisini görmek istiyorsanız, Umeyr’e bakın!” (İbn-i Sa’d’ın tabakatında ve Buhari de) geçen bu hadisi şerif; bize menfi ve müspet basını tanıtmaktadır.

  Dün olduğu gibi, günümüzde de basın; hayli büyük bir güce ve büyük bir yere sahip olduğu bir gerçektir. Baktığımızda, dünya genelinde basın kimin yanında yer alıyorsa; bu ister siyasette, ister başka alanlarda olsun, söz konusu mercilerin ayakta olduğu görülür… Basın, yaptığı haberlerle, yanında olduklarını göğe çıkarabildiği gibi; karşısında olduklarını da yerin dibine batırır…

  Günümüzde iletişim araçlarının bir hayli mesafe kat ettiklerini görmekte ve insanoğlunun; her gün biraz daha yeni buluşlara, yeni icatlara imza attıklarını görmekteyiz. Özellikle görsel medya alanında, dünya küçük bir köy halini almış; olay ve hadiselere anında ulaşma imkânıdoğmuştur. Tüm bu olup bitenlerin insanların hayatına girmesini sağlayan etken, hiç şüphesiz basındır. İster yazı, ister görsel alanda olsun basının; dün olduğu gibi, günümüzde de etki ve yetki ananlarına sahip olduğunu görmekteyiz.

  Her hangi bir Televizyon kanallının bazen, iki zıt görüşlü insanı davet edip, onları tartıştırdıklarını; bazen de aynı görüşteki kişilerin kanalı ile toplumu, her hangi bir konu hakkında bilgilendirdikleri herkesin bildiği bir gerçektir. Yazı ve görsel medyanın olmadığı çağlarda; basının, daha çok şiir ve hitabet dilini kullanarak insanlara ulaştıklarını, bir önceki makalem de izah etmeye çalışmıştık.

  Günümüz dünyasında, basın veya başka adıyla medya; kimin yanında yer alıyorsa; onları methettiklerini, karşısında olduklarını da yerdiklerini biliyoruz. Bu yeni bir şey değildir, basının bu serüveni ta eski devirlerden bu güne kadar hep böyle devam edegelmiştir. Basının asıl görevinin, insanları gerçeklerle buluşturmak, onları belirli konular hakkında bilgi sahibi yapmak ve bir nevi toplumu olumlu yönde eğitmektir… Yoksa, basının görevi; kitleleri menfi alanlara sürükleyip toplumların yaşadıkları ortamları; bir kaos ve kargaşa ortamı haline getirmek değildir!

  Basın mensuplarına, günümüzün deyimiyle gazeteci denilmektedir. Gazetecilik mesleği, olay ve hadiseleri, en ince detaylarına kadar incelediktensonra, her hangi bir meseleyi kamuoyuyla paylaşmakve o mesele hakkındaki gerçek bilgi ve delillerine ulaştıktan sonra, insanlara ulaştırmaktır… Gazeteci veya basın mensubu, meslek ve görevini bihakkın yaptığında; müspet alanda toplumun eğitmeni, menfi alanda sarf ettiğinde ise tahripkârı olur. Öyleyse gazeteci, her önüne gelen bilgiyi araştırmadan, kaynağının sağlam olup olmadığına bakmadan; o bilgi ve haberleri insanlara ulaştırmaya hakkı yoktur. Böyle bir teşebbüs, hem gazetecilik mesleğine hakaret, hem de haberi tetkik etme hukuku açısından büyük bir vebaldir.

  Eski devirlerde, özellikle İslam öncesi ve İslam geldikten sonraki dönemlerde, Basın mensupları; Şairler ve hatiplerdi. O gün yazılı basın revaçta olmadığından dolayı, halkın beğeni ve sevgisine mazhar olan Şairler bu görevi ifa ediyorlardı. Menfi veya müspet alanda, her iki tarafın da meşhurları vardı. Mesela menfi cephenin önde gelenlerinin başında Esma binti Mervan gelmekteydi. Bu kadın bütün mesaisini, yeteneklerini ve enerjisini, İslam ve Müslümanlar aleyhinde kullanma gayreti içerisindeydi. Öyle ki, şiirleriyle İslam’ı ve Müslümanları kötülemek alanında; küfrün ve menfi basıncephesinin gözdesi olmuştu…

  Menfi cephenin bir diğer basın mensubu da, Ebu Afek adındaki fitneci gazeteciydi. Hem onun, hem de Esma binti Mervan’ın ömürleri pek fazla vefa etmedi ve hak ettikleri yere gittiler? İslam’a ve Müslümanlara, şiirleriyle (gazeteleriyle) yaptıkları bunca eziyet ve hakaretleri yanlarına kar kalmamıştı… Bunu özellikle bilmemiz lazımdır ki, gazetecilik veya basın mesleği; muhafaza edilmesi gereken bir emanettir. Bu emaneti çarçur edip onu fitne, fesat, yalan haberleri yayma ve kitleleri yanlışa yönlendirmede kullanmaya hiç kimsenin hakkının olmadığının altını çiziyor ve: “Ey Kalem ve kamara sahipleri olanlar, kalem ve kamaralarınızı hak ve hakikat için kullanmaya gayret ediniz diye tembih ediyoruz”.

  Öyleki, basının vazifesi, hak ve halk arasında elçilik görevini ifa etmesinden başka bir şey değildir, olmamalıdır. Selam ve dua ile.