Duyduğumuz her şeyi söylemek zorunda mıyız?

13 / 01 / 2017

Haber ve bilgi kirliliğinin havada uçuştuğu, çoğu insanların mesnetsiz ve delilsiz konuşmaktan hoşlandığı, dürüst insanların yerilip; sahtekârların el üstünde tutulduğu bir süreçten geçmekteyiz! Ancak ben de Müslümanlardanım diyen biri için; şartlar ne olursa olsun, her hangi bir konu hakkında, duyduğu bir şeyi araştırmadan, tahkik etmeden, peşin ve rastgele konuşup hüküm vermesi hem yakışmaz, hem de adil bir davranış biçimi değildir…

Beşer olmamız hasebiyle, çok büyük zaaflarımızın olduğu muhakkaktır. İyilik de yaparız, kötülük de. Bazen sevindiğimiz gibi, çok üzüldüğümüz anlarımız da olmaktadır… Lakin, sokak ve çevre kültürünün, toplumda zirve yaptığı günümüzde; insanların söyledikleri her şeyi konuşmak zorunda olmadığımızı bilmemiz lazımdır… Mesela, bu gün çok iyi tanıdığımız ve dürüstlüğünden şüphe duymadığımız bir insanın; yarın menfi bir değişime uğraması halinde, onun dünkü dürüstlüğünün üzerinden,bu günkübozulmuş halini savunamayız, savunmamalıyız.

Çünkü, genel bir kaide olarak (bu aynı zamanda fıkıhta da bir kaidedir); olay ve hadiselerin görünenyüzüne göre konuşup, ona göre tavrımızı belirler ve niyetimizi ortaya koyarız. Gerçekten de, bazı insanlarla ilgili, buna benzer birçok olaya tanıklık ettiğimiz zamanlarımız oldu! Fakat her şeye rağmen, yol ve dava arkadaşımız olan insanların; şayet bir gün menfi değişimlere uğraması halinde, onların düzelebilecekleri temennisiyle, tekrar kazanmak adına,biraz zamana bırakmalıyız…

Onlar hakkında, bazılarının ileri geri konuşup onları kötülemelerine hemen onay vermemeliyiz. Ön yargı ve peşin hükümlülük, hiçbir zaman insanlara ve toplumlara yarar getirmeyeceğini,getirmediğini bilelim. Onun için duyduğumuz her haberi, her bilgiyi, söylemek ve konuşmak zorunda değiliz. Peygamber-i Zişan Efendimiz (s.a.v)’in: “Kişinin duyduğu her şeyi söylemesi, ona günah olarak yeter.” İhtarına kulak verip, gelişi güzel insanların günahlarına girmekten kaçınmalıyız.

Özellikle, yaşadığımız zaman diliminde; çağın Nemrut ve Firavunlarının, yekvücut olup Müslümanlara saldırdıkları, İslam coğrafyasını kan ve gözyaşı deryasına çevirdikleri, dahası yerli uşak ve işbirlikçilerini kullanarak, Müslümanların arasına fitne fesat yaymaları ve onları, “köken” ideolojileri üzerinden birbirlerine kırdırmalarının olduğu bu zor ve çetin zaman da; birbirimize daha çok kenetlenmeli ve birbirimizin haklarını savunmalıyız.

Tabi ki, birbirimizin hata ve günahlarını savunmayacağız, savunamayız da. Lakin, küçük hesaplar üzerinden, büyük problemler çıkarıp, bölünmenin ve parçalanmanın bize değil, düşmanlarımıza yarayacağını asla ve asla unutmayalım!... Bakalım çevremizdeki dünyaya ve ona göre biraz düşünmeliyiz. Irak, Mısır, Suriye, Tunus, Libya, Arakan ve doğu Türkistan da olup biten hadiselere bir bakalım: “Neden sadece biz deyip daha temkinli hareket etmemiz gerekmez mi”?

Bu gün Müslümanların ve İslam Âleminin, belki de en çetin ve en zor günler geçirdiği dönemlerden bir dönemdir. Kâfirlerin ve münafıkların birleşerek Müslümanlara hücum ettikleri günümüzde, bize düşen birbirimizin ufak tefek hatalarıyla uğraşarak bitirmemiz değil; daha çok yapıcı, onarıcı, imar edici ve muhabbetle gücümüzü birleştirmektir. Televizyon ne dedi? ABD ne dedi, Fransa İngiltere ne dedi, BM ne dedi ne olacak demek yerine; “Rabbimiz ne buyurmuş, Efendimiz bize neyi tavsiye etmiş, Kerim Kitabımız bize neyi helal neyi haram kılmıştır deyip ona bakmalı, toplumsal sıkıntılarımızı onların şifahi düsturlarıyla tedavi etmeliyiz.”

İşte ancak o zaman, fitne ve şer def olur, topluma huzur gelir. Başkalarının ağzıyla konuşup birbirimizi boğazladığımız müddetçe, hedefimize ve menzilimize ulaşamayacağımızı unutmamalıyız. Unutmayalım ki: “Şayet dışımızdakilerin istekleri doğrultusunda,olur olmaz şeyleri konuşup ve ona hareket edersek; Malazgirt de, Çanakkale de, hezimete uğrattığımız düşmanlarımıza yenilmiş olacağız. Birbirimizi sevmeli, sıkıntılarımızı paylaşmalı ve sahip çıkmalıyız. Müslümanın, ALLAH ve Resulü birde Müslümandan başka dostunun olmadığını özellikle bilelim… Selam ve dua ile.