FAYDA VERMEYEN TARTIŞMALAR AYRIŞTIRMAYI DOĞURUR

28 / 09 / 2017

 “ALLAH ve Resulü ’ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da (rüzgârınız, kokunuz) kuvvetiniz gider. O halde sabrediniz! Şüphesiz ALLAH sabredenlerle beraberdir.” (Enfal/46) Her şeyden önce, Müslümanların; ALLAH ve Resulü ’ne kayıtsız şartsız, pazarlıksız, ön yargısız, âmâsız, lakinsiz; fakatsız, tam bir teslimiyetle itaat etmeleri, farz-ı ayındır…

  Bu bir, ikincisi Müslümanlar; birbirleriyle çekişmekten men edilmişlerdir. Üçüncüsü, çekiştikleri takdirde, hem kalplerini bir korku kaplar hem de heybet, kuvvet ve rüzgârlarını (yani, düşmana saldıkları korku) kaybederler… Acele etmeden, sabretmeyi şiar edinmeleri öğütlenmektedir. Şüphesiz, sabırdan sonra, sahili selamet vardır ve ALLAH’IN, sabredenlerle beraber olduğu da müjdelenmektedir…

  Müslümanlar, yukarıdaki ayette buyurulduğu gibi, yüce ALLAH’IN emir ve hükümlerinin aksine yaşadıkları, öğüt ve mesajını kale almadıkları günden beridir ki; bu gün bir buçuk milyar İslam âlemi, darmadağınık bir şekilde ve kopuk halde yaşamaktadır… Özellikle Müslümanların kıran kırana, birbirleriyle uğraştıkları bir zaman diliminden geçmekteyiz; ne acı! Lüzumsuz tartışmalar, karşılıklı atışmalar ve kırıcı soru cevap mahiyetinde yapılan uğraşlar; İslam’a ve Müslümanlara düşman olanların işini kolaylaştırmaktadır… Tarihe baktığımızda, her toplumun en zirvede olduğu dönemleri; ittifak halinde hareket ettikleri zamanlardır… Mağlubiyet ve hüsran yaşadıkları anlar ise, birbirleriyle; gereksiz ve fayda sağlamayan şeyler hakkında tartıştıkları dönemlerdir…

  İsterseniz konumuzla ilgili, tarihten bir not düşelim: “İslam coğrafyasına Haçlı seferleri düzenlendiği esnanda; Papa II Urbanus, Clermont meclisinde Haçlı seferlerini başlatan şu vaazını 1095 yılında Vatikan’da verdiğinde Haçlı ordularına, hedef olarak doğuyu, bizatihi Anadolu’da Bizans’a karşı duran Selçuklu Müslüman Türklerini ve Kudüs’e sahip olan Müslüman Abbasilerini göstermiştir. Çok uzun olan vaazından, biz sadece konumuzla ilgili olan şu cümleleri vermeyi yeterli buluyoruz: “Papa II Urbanus, Müslüman Türkleri ve Abbasileri barbarlıkla vasıflandırdıktan sonra şu cümleleri söyler: “Fakirinden zenginine bütün kesimden inanan Hıristiyanların kendi aralarındaki savaşmayı bırakıp doğuda yaşayan Hıristiyan kardeşlerine yardım için Haçlı Seferlerine katılmaya çağırıyorum.” (Filiz Barın Akın. “Batılı seyyahların gözüyle Osmanlı Kadını”) diye umumi bir ilan vermiş Hıristiyan âlemine! Ya düşünmek lazım!

  Ve tabi ki Papa’nın çağrısı karşılık bulur, öyle ki İslam âlemi yıllarca Haçlı orduları tarafından saldırılara maruz kalıp büyük kayıplar verir; Müslümanlardaki bu hal, ta ki Selahaddin-i Eyyubi yeni bir İslam ordusuyla gelip, Haçlı ordularını dağıtana kadar devam eder! Şimdi bu misali neden verdiğimize gelince: “Müslümanlar birbirleriyle uğraştıkları müddetçe, kendi düşmanlarının kolay yutulur lokması olarak kalacaklardır… Ne onların heybeti, ne de sesleri düşmanlarını korkutmaya yetmeyecektir. Aralarındaki Irkçılık, mezhepçilik, meşrebçilik ve grupçuluk kavgaları ve tartışmaları sürüp devam ettikçe; düşmanlarına asla galebe çalmayacaklarıdır.

  Bundan dolayı, Müslümanların aralarındaki gereksiz ve fayda sağlamayan tartışmaları bırakıp; ALLAH’A ve Onun şanlı Resul’üne iman eden, Türküyle, Kürdiyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle ve daha ne kadar İslam davasına gönül vermiş ırk varsa; hepsinin tek bir ruh ve tek bir beden gibi birleşip; el-an: “aralarındaki bütün sürtüşmelere son vermeleri ve gerçek düşmanlarıyla uğraşmaları üzerlerine anın vacibidir!... Yoksa bu gereksiz ve fayda getirmeyen tartışmalar, atışmalar devam ettikçe; Müslümanlar arasında, daha çok ayrışma duvarları örülecektir… Bu gibi konuları anlatırken, birileri bizi bazı tarafgirliklerle suçlayabilir ve hakkımızda kötü zan besleyebilirler, olsun! Bizim bir tek tarafımız vardır o da: ALLAH ve Resulü ’nün tarafıdır… Kur’an ve Sünnet referansımızdır. Bütün Müminler kardeşlerimizdir. Gönül coğrafyamız ise sınır tanımaz, her mazlumu ve mahkûmu kucaklar mahiyette; Ümmet şuurunu köreltmeye yönelik olan, her gereksiz ayrışma ve mücadeleşeklinde de uzağız, kabul etmeyiz…

  Yaşadığımız toprakları bize vatan olarak bırakan ecdadımızın mirasına; elimizden geldiğince zarar vermemeye, verdirmemeye gayret ve çabanın içerisindeyiz. Sloganlarla vatansever geçinip de; vatanın altını oyanlardan ve onlarla birlikte iş tutanlardan uzağız, ve onlardan Rabbimize sığınırız… Evet, konumuza dönelim. Şu günlerde, özellikle sosyal medyada;Müslümanların birbirleriyle gereksiz konular hakkında; sorulu cevaplı mahiyette tartıştıklarına şahit olmaktayız. Bu gibi tartışmalarla bir yere varılmayacağını, varılamaz olduğunu bir kez daha buradan duyurmuş olalım... Birbirinizin yakasını bırakın da, İslam âleminin üzerine çullanmak ve çökmek için fırsat kollayan düşmanlarınızla uğraşın! Bir zalimi ve zulmü bertaraf etmeye çalışırken; başka bir zalimin ve zulmün kucağına düşülmemelidir. İslam akaidi, bir Müslümanın olay ve hadiseleri, nasıl ve ne şekilde; değerlendirmesi gerektiğini açıkça beyan etmektedir.

  Dünyanın neresinde bulunursa bulunsun, hangi ırktan olursa olsun; İslam’a imanıyla teslim olmuş herkesi kardeşimiz bilmeli ve onların hukukunu çiğnetmemeye azami gayret sarf etmeliyiz. Bunun aksine, ana baba bir kardeşlerimiz dahi olsa; bizimle aynı inancı ve aynı değerleri paylaşmayanlardan da uzak durmalıyız. İslam’a Davet,tebliğ ve ısındırma faaliyetleri istisna olmak üzere kaidebudur… Unutmayalım: “Gün tartışma ve ayrışma günü değildir. Aksine, Emperyalist ve Siyonist Haçlı bozuntularına karşı birleşme günüdür. Başta vatanımız olmak üzere, tüm İslam coğrafyasında fitne ve terör estirmeye çalışan ne kadar illegal örgüt ve onların uzantıları varsa, onlara el altında ve el üstünde destek veren, ne kadar batıl batının ikiyüzlü ülkeleri varsa; hepsine karşı bir beden gibi durup uyanık olmalı, ve onların planladıkları kötü emellerini kursaklarında bırakmanın vaktidir. Tıpkı, Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te; Mute’de, Çanakkale’de olduğu gibi!... Selam ve dua ile. 28 Eylül 2017