HZ. MUHHAMMED (S.A.V)’İ ANLAMAK ADINA

10 / 04 / 2017


  (Veladeti Nebi’nin aziz hatırası önünde kemal-i hürmetle eğilir ve ümmet’inin onu yeniden, anarken anlamayı, anlarken de sünnetini yaşamayı kendisine şiar edinmesini temenni ederim.) Hoş geldin ey karanlıkları yırtıp, dünyayı ilahi nizam ile aydınlatan güneş!.

  “Meryem oğlu İsa: “Ey İsrail oğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı “AHMED” olacak bir peygamber’i müjdeleyen, ALLAH’IN size gönderilmiş bir peygamberiyim.” Dedi. (Es-saf: 6) “Ey Muhammed! De ki: “Ben Risalet’imin tebliği için akrabalıktan sevgiden başka bir ücret istemem.” (Eş-şura,23.) Evet, O (s.a.v)! Müjdelenen ve müjdeleyen, risaletinin karşılığı olarak ta; sevgiden (sevginin süreci vahyi ilahiye iman etmekle başlar. )başka hiçbir şey istemeyen, kadri yüce bir peygamberdir!..

  Işığa hamile kapkaranlık bir dünya… Ve Nebi’nin zuhuruna az bir zaman kala müjde ve muştu dolu akisler var ufukta.. Vicdanlarda tesiri o kadar fazla ki, birçok Mekkeli gelecek son Nebi’yi anlatmakta.. Tavsiyeler ve tavsiyeler: Zuhur eder etmez hemen koşun O’na (s.a.v)! Ve bütünleşin O’nun ruhuyla, mısralarını İbn-i Sa’d ne güzel sıralamaktadır! (bkz. İbni Sa’d) 

  “Vema erselna-ke illa rahmetten-lil Âlemin.” Evet. O’ (s.a.v): BirçokPeygamber âşıklarının deyimiyle; “insanlığın iftihar tablosu, On dört asırdan beri dünya çapındaki en büyük dahiler, dev filozoflar ve her biri düşünce semamızın yıldızı mütefekkir ve ilim adamları, hep O’nun (s.a.v) arkasında el pençe divan durmuş ve O’na hitaben: ”Sen, sana mensubiyetle övündüğümüz insansın.” Dedikleri kadri yüce insan ve ALLAH’IN Resulü Hz. Muhammed (s.a.v)’dır

  Dünya, Işığı arayan Kap karanlık bir devire mahkûm olmuştu. İsa (a.s.)’nın dünyadan İrtihali’nin üzerinden; neredeyse altı asra yakın uzun bir zaman geçmişti.İnsanlık âlemi hasretle hakikate susamış, hayatın çıkmaz sokaklarında bir çıkış yolu beklerken; beşeriyet, manevi atmosferden yoksun bir hal-i perişan içerisinde, serabı su zannedip, şaşkın şaşkın sağa sola koşuşup ve: yok mu bir kâse abı hayat verecek dedikleri bir zamanda; her şeyi yoktan var eden ve insanları varlığından haberdar edip, Ruhu revan-ı nur-u Muhammed’i (s.a.v) ile beşeriyet’e, yepyeni ve ebedi bir rahmet kapısı açıyordu: ”Şüphesiz biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih-8) ilahi fermanı ile kainat, yeniden can ve necat buluyordu!.. Tıpkı, kelebeklerin, ateşin etrafında raks ile cuşa gelip; sermest oldukları gibi, imanın zirve lezzetini tadanlar da o gün ve bugün; sermest oldular ve olmaya da devam edeceklerdir!..

  O’ (S.A.V) gelmeden önce,  İnsanlık ve erdemlik nam-ı hesabına, umutların tükendiği bir zaman dilimi, zulüm ve zorbalığın, dönemin egemen güçleri ve tefeci bezirganlarının elinde, acımasız bir silah gibi kullanıldığı ve güçsüzlerin son derece ezildikleri ve feryatlarının arşa yükseldiği, yetimlerin itilip kakıldığı, kız çocuklarının diri dir toprağa gömülüp insanlıktan istifa edildiği, putperestlik adına yıllarca süren kabile ve asabiyyet savaşlarının körüklendiği zifiri bir geceyi andırıyordu o günün dünyası!. İşte böyle uzun bir bekleyiş süreci yaşanırken, yetimlerin hamisi, kimsesizlerin kimsesi olan,güvenin ve Emniyet’in tek garantisi Hz. Muhammed (s.a.v)böyle bir bekleyiş gecesinin nurlu sabahında; kainat’ın semasına, ebedi bir güneş gibi doğuyordu!.

  Kendi elleriyle yonttukları putların önünde, saygı ve ihtiram duruşunda el pençe duranların kendilerine gelip; irkildikleri, zulüm üzerine kurulu tahtlarının ve şirk düzenlerinin nihayeti olduğunu haber veriyordu, O kutlu gecenin nurlu sabahı!.. Çünkü o kutlu gece, Hz. İbrahim (a.s.)’in duası; Hz. İsa (a.s)’ın müjdesi gerçekleşmiş; Kıyamet’e kadar gelecek olan beşeriyet’in, O’nun getirmiş olduğu ilahi mesaj ve evrensel değerlere iman etmekten başka bir kurtuluşun olmadığını, risalet zincirinin son halkası ve necat gemisinin ebedi kaptanı, Hz. Fahri kâinat’ın, ALLAH TEÂLÂ’NIN; “Habibim, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (enbiya-107) buyurduğu ve sultan-ül levlak’ın insanlık alemini şereflendirdiği gece idi!...

  Eğer bugün evrensel baz da, dünya ve insanlık âlemi ahlaktan ve erdemlilikten yoksun bir vaziyette, birbirlerinin kurdu haline gelmiş ve canavarlaşmış ise; bilinmelidir ki bu, insanlık âleminin O’ nu (s.a.v) ve getirmiş olduğu evrensel ahlaki değerleri tanımayışındandır. Evet, çünkü O (s.a.v) eskimez yeni, mübelliği-i nur-u Furkan-ı azim; en büyük önder ve en büyük rehberdir. Yıllar geçtikçe ve zaman aktıkça görülüyor ki; her şey eskidi ve her dünyalık nam sahiplerinin isim ve sanları kalmadı, toprağın altına girmeleriyle beraber; sevenlerinin ihanetine uğradılar, İbn-i übbey ler  Stalinler, Markslar, Mao ve diğer dalalet öncülerinin hani nerede kaldı adları ve sözde sanları?.. Çünkü onlar eskidiler!  Ama Hz. Muhammed (s.a.v), asırlar geçtikçeve zaman aktıkça O’ (s.a.v) sevenlerinin gönül saraylarında, kutsal bir emanet olarak muhafaza edildi ve edilmeye de devam ediliyor!. Bugün cihanın dört bir tarafından insanların, O’nun (s.a.v); güle hasret bülbüller misali, şefkat hanesine iltica etmeleri bunun en iyi göstergesi değil midir sizce?!

  Hakeza, O’nun (s.a.v) kurmuş olduğu sevgi ve rahmet medeniyetiyle, manevi ölümle pençeleşenler; nur-u Muhammedi (s.a.v) nin, ruhları etkileyip özlerine döndüren şuaları karşısında, hayat buluyor “Ve eşhedü enne Muhammedür-Resulullah demekten kendilerini alamıyorlardı. Ve bugün, sevgi iklimlerinde yeniden, muhabbet çiçeklerinin kardelenler misali dondurucu soğuğa inatboy atmaları, güvenin ve huzur’un yeniden tesis edilmesi; ahlaki değerlerin toplumu kuşatıp bağ-ı cinan-ı Firdevs misali, kâinat’ı; nazenin bir gelin edasıyla, şerii şerif-i Muhammed’i (s.a.v) için hazır hale getirilmesi; hiç şüphesiz, insanlığın, O’nun rahmet kanatlarının altında, soluklanmalarına bağlıdır.

  Her sene Âlem-i İslam’ın, O’nun (s.a.v) kadri yüce veladeti hürmetine; kutlamalar tertiplemeleri, O’nu anmaları, (anmaktan öte anlamak lazım) ve O’na bağlılıklarını ifade etmeleri; O’nun (s.a.v) kıyamet’e kadar, Tevhid nuru ile, kainat’ı aydınlattığı ve söndürülemeyecek ebedi meşalesinin bereketinin bir tecellisidir. Kapısının nurlu eşiğinde boynumu kıtmir gibi uzatmayı şeref ve telakki addettiğim; bastığı topraklara günahkar yüzümü sürmekten, O’na (s.a.v) beni de Ümmeti’nden say ey Nebi demekten haya ettiğim ben; ne haddime, O (s.a.v) nu, Sültan-ül enbiyayı size anlatmak ve tarif etmek!..  Lafz-ı Mübalağadan ari olarak; gençliğimin baharında; O’na (s.a.v) tabi olmayı, O’nu anlamayı ve anlatmayı hep kendi nefsi acizim için şeref telaki etmişimdir. 

  Nihayet bugün insanlık ve dünya eğer yeniden, kurtulmak istiyorsa, birlik ve beraberlik içerisinde fesattan ve fitneden uzak bir dünya hayal ediyorlarsa; bunun tek bir çözümü vardır o da: “O’nun (s.a.v) bize miras olarak bıraktığı hakikat yolunda; samimiyetle, sadakatle yorulmadan bıkmadan kararlılıkla ilerleyip, İslam kardeşliğini ve Ümmet bilincini tesis etmelerine bağlıdır.

  O’ (s.a.v) insanlara kur’an ayetleriyle; hayat’ın ve ebedi kurtuluşun yollarını öğretiyordu: “Ey iman edenler! Allah’ın (azabından) nasıl korunmak gerekse öyle korunun, hakkıyla müttaki olun ve mutlaka müslümanlar olarak can verin.” (Al-i İmran-102) başka bir ayette: “Hepiniz bir olarak ALLAH’IN ipine sımsıkı tutunun, birbirinizden ayrılmayın ve ALLAH’IN üzerinizdeki nimetini düşünün. Sizler, birbirinize düşmanlar iken O sizin kalplerinizin arasında yakınlaşma meydana getirip yanaştırdı da nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz. Hem sizler, ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da O, tuttu sizi ondan kurtardı. Şimdi böyle size ayetlerini açıklıyor ki, ALLAH’A doğru gidesiniz. (Al-i İmran-103)

  Senden yönünü almayan hayat zifiri karanlıktır Efendim./ Sensiz geçen bir ömür, ebedi ölümdür Efendim. Bir meşale yaktın ki sönmemek üzere./ Buna şaşırdı kaldı cihandaki kefere.

Mekke okulumuz Medine onurumuz./ Senden ders almayan insanlık perişandır Efendim. (s.a.v) Bu münasebetle, (yaklaşmakta olan 20 Nisan) Veladet-i Nebi’nin (s.a.v) tüm insanlığın kurtuluşu, huzur ve esenliğine vesile olmasını temenni eder, Rabbimden; O’nu ve getirmiş olduğu yüce İslam davasını bize, anmaktan öte anlamayı nasip etmesini niyaz ederiz!..