İLİM MECLİSLERİNDE BULUNMANIN FAYDALARI

26 / 05 / 2017

 Yaşadığımız çağ; insanların daha çok modern hayata ve nefsi duygulara bağlandığı bir çağ haline gelmiştir. Sözde ilim ve bilim yuvaları olan, çağın mektepleri; yetişmekte olan nesilleri, istikamet ve liyakat sahibi yapmamakta ve olumsuz olarak cereyan eden birçok hadisesinin de yine bu eğitim kurumlarından tezahür ettiklerine şahit olmaktayız. İstisnaları olmakla birlikte, ne yazık ki; İtikadi ve Kemal noktasında; günün eğitim ve öğretim kurumlarının kahır ekseriyetinin genel durumu bu minvaldedir!..

  Hakiki manadaki ilim ve istikamet öğütleyen meclislere rağbetin azalması olduğu günden beridir; beşeriyet, günden güne edep, irfan, hayâ ve manevi değerlerden uzaklaşmıştır. Yıkılan bir binanın misali gibi, maneviyatını kaybeden toplumlar, hep birlikte, aynı yıkıntıların molozları altında kalmış ve aidiyet merkezinden uzaklaşmıştır!

  Kâinat’ın Efendisi (s.a.v)’nin: “Bilginlerle (Âlimlerle) oturup konuşmaktan, Hikmet ehlinin sözünden ayrılmayınız. Zira ALLAH (c.c) kuru yeri yağmur suyu ile dirilttiği gibi ölü (nursuz) kalbi de hikmet nuru ile diriltir.” (İbn-i Hacer el- Askalani) hadisi şerifinde; ilim meclislerinde bulunmanın ve ehl-i hikmet olan ermişlerin sözlerinin, insan ruhu üzerinde manevi anlamda ne kadar büyük etkileri olduğunun delillerinden sadece bir tanesidir…

  Yukarıdaki hadisi şerif, bir veçhiyle de şu manaya gelmektedir aslında: “ALLAH (c.c)’dan tam manasıyla korkan Peygamber varisi, ---yeryüzündeki vekilleri--- olan hidayet meş’alesini omuzlarında taşıyan ve milletleri dalalet ve rezaletlerden kurtulmalarınavesile olan alimlerdir. Hükemadan murad ise, İslam tasavvufuna (fıkh-ı batın) aşina ve prensiplerini başta nefsinde tatbik etmiş âlimlerdir. (Gazali, A. Kadir Geylani gibi vs.) Bundan anlaşılıyor ki, ilimsiz bir Abidin ibadetine, amelsiz bir âlimin de ilmine güvenilmemelidir.”

  Evet, ilim meclisleri; insanı kemale erdirme; ruhunu tatmin etme ve nefsini tezkiye etme konusunda; özellikle Müslüman gençlerin, çağın tüm olumsuz ve nefse hitap eden şehevi taarruzlardan kurtulmak için sığınacakları belki de tek yerlerdir. Tabi ki, kendilerini her ilim meclisi ilan eden yerlere itibar edilmemeli; ince eleyip sık dokuduktan sonra; insanları sadece ALLAH rızası için Tevhid inancına ve ameli Salih’e teşvik eden meclislere gidilmeli ve oranın manevi feyiz ve atmosferinden faydalanılmalıdır!...

  Biz âcizane olarak, ne fakih, ne müfessir ne de muhaddisiz! Bizim gayemiz sadece o mübarek zatların izinden gitmeye gayret etmek ve onlardan öğrendiği gerçekleri; karınca kararınca misali; insanlara bu vesileyle ulaştırmaya çalışmaktır… Bir nebze de olsa, faydadan hali olmasa kendimizi bahtiyar addederiz… Tüm doğrular İslam’a, yanlış ve hatalar ise bize aittir…

  Bize verilmiş olan ömür sermayesinin hızla tükendiği şu fani dünyada, bildiğimiz doğruları bir an önce insanlara ulaştırmakla yükümlü olduğumuz sorumluluk bilinciyle; vakıf olduklarımızı insanlarla paylaşmanın ve hatırlatmanın derdindeyiz…Bu gün bildiklerimizi, yarın unutabilir, unutmasak dahi; zamanımız olmayabilir düşüncesiyle, “Din nasihattir” kavl-i şerif gereğince; hakikatleri birbirimize daima hatırlatmak durumundayız!...

  Yunus Emre’nin deyimiyle: “İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmesen bu nice okumaktır… Öğrendiğimiz ilimlerin ve bulunduğumuz ilim meclislerinin; hidayetimize vesile olmasını niyaz ederiz. Vesselam!