İNSAN HER ŞEYİ KONUŞMAK ZORUNDA MIDIR?

04 / 12 / 2017

“Öncelikle şunun altını,bir kere kalın çizgilerle çizelim; İslam’a göre, Müslüman kadınının sadece bir başörtüsü sorumluluğu yoktur, tam aksine Onun “Cilbab” veya başka bir ifadeyle, baştan ayağa kadar, bedeninintümünü kaplayan “Tesettür” yükümlülüğü vardır…

  Beşeri sistemlerin gönüllü bekçilerinin, İslam topraklarında, Müslümanların şahsiyetlerini ve İslam’i kimliklerini silip süpürmeyegayret etmekte;bir kasırga ve hortum kadartehlikeli estikleri malumdur. İnsanların, kılık kıyafetlerinden tutun da nasıl düşünmeleri gerektiğine varıncaya kadar her şeylerine müdahale etme hakkını kendilerinde gören beşeri düzenlerin; insanlığın fıtratına müdahale ettikleri bir gerçektir. ALLAH’A ve onun şanlı Resul’ünün emir ve nehiylerine iman edip; inancının gereğini yaşamaya çalışan herkes Müslümandır. Ve Müslüman olan erkek ve kadınlar; İslam’ı nasıl ve ne şekilde yaşayacaklarını, düşünce ve inançlarının, giyim ve kuşamlarınınvs. şart ve düsturlarını herhangi bir yöneticiden,bakandan, devlet başkanından, padişahtan veya herhangibir yetki sahibinden değil; doğrudan ALLAH ve Resul’ünün buyruklarından alırlar ve almakla mükelleftirler.

  Ahzab 59 ile Nur 31 nci ayetlerde; Müslüman kadının, nasıl ve ne şekilde giyinecekleri açık bir şekilde izah edilmektedir. Merak edenler veya bu konuyu bilmeyenler, söz konusu ayet-i kerimelerin hem meallerine, hem de tefsirlerine bakabilirler!... Bir de mahremiyet konusudur ki, o da Müslüman erkeklerin ve kadınların; nikâh ve kan bağı olmadan; kimlerle bir arada bulunup, kimlerle bulunamayacağını da ilaveten açıklanmıştır. Ayet ve hadisleri kendi düşünce tarzlarına,modern çağın ideolojik ve felsefi kuramlarına göre yorumlayıp; dinde ahkâm keserek Müslüman kadınının giyinme şekline müdahale hakkını kendilerinde görenlerin; rütbe ve makamları ne olursa olsun, onlarınbu tür fikir beyanlarının, İslam’a göre hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bu da böyle biline!...

  Şimdi birileri, yahu sen de kimsin? Memleketin hocaları, Doçentleri, Prof. ları, İlahiyatçıları, isimleri yaşlarından uzun olan akademisyenleri var; onlar bu işi daha iyi bilmezler mi ki, sen kalkıp boyundan uzun laflar ediyorsun da diye bilirler. Veya kim nasıl ve ne şekilde; inanacağını, giyineceğini, yaşayacağını kendisi karar verir de diye bilirler. İşte bizde, herkesin kendi ilgi alanına giren konular hakkında konuşmalarını ve fikir beyan etmelerini hatırlatmada bulunuyoruz ki, herkes her önüne gelen konuda uzman kesilmesin diye bunları yazmaktayız. Evet, kural şudur; Kur’an ve Sünnet-i Şerife’ye iman ettiğini iddia eden herkesin, iddiasının ispatını yapma zorunluluğu vardır. Yani, iddia nasıl ki ispatı gerektiriyorsa; öylece inanç da ameli gerektirmektedir.“Hz. Mevlana’nın dediği gibi: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Üçüncü bir şekle bürünmenin İslam’daki tarifi çok ağır olduğu unutulmamalıdır.

  Söylemde Müslüman, eylemde Hristiyan gibi yaşamanın, İslam da yeri yoktur.Başka bir ifadeyle, bir kısım insanların; hayat ve yaşam tarzlarına müdahale etmesiniistemedikleri bir dinin; İslam yani indirilmiş “DİN” olmadığını, o olsa olsa uydurulmuş ve sahte bir din anlayışı olduğubilmeleri gerekmektedir! İslam öncesi Mekke toplumunda, insanlar Kâbe’yi çıplak tavaf ederlerdi. Güya içinde günah işledikleri elbiselerle tavaf edemezlerdi! Hâlbuki aynı insanlar, Kâbe’nin içine üç yüz altmış put doldurmakla, ALLAH’A şirk koşmaktaydılar. Yaşam şekillerini de, ALLAH’IN dininden değil, kendilerinin kurmuş oldukları putperest anlayışlarından alıyorlardı. Peki, nerde kaldı bu işin sağlam tarafı?

  Her halde meram anlaşılmıştır!... Yaşadığımız toplumda, bazı etiket sahibi insanların; görev ve ilgi alanlarına girmediği halde, kalkıp; efendim şu hocayı, bu hocayı dinlemeyin, kadın pantolon da giyer, inancını da yaşar, kimsenin müdahale hakkı yoktur; dinimiz “Çin” de olsa dahi ilimi arayınız diye emir buyurmaktadır gibi, ilmi ve dini kurallardan yoksun ifadeler sarf ettiklerigörülmekte ve duyulmaktadır. Hiç vazifeleri olmadıkları halde, bu gibi insanların; neden böyle beyanlarda bulunma ihtiyacınıkendilerinde duyduklarını derin derin düşünülmesi lazım tabi? Acaba din üzerinden, yeni yeni suni gündemler oluşturup, insanların birbirleriyle uğraşmalarını mı yeğliyorlar; yoksa bir yerlerden direktif alıp kasıtlı bir şayiayı mı yaymanın peşindeler?Dini meseleler konusunda uzman olan Ulemanın; bu gibi insanlara cevap vermeleri, ayrıca görev ve vazifelerinin olduğunu unutmamaları lazımdır.

  Doğrudur, “İlim Çin de olsa da” onu alınız diye yüce bir dinin mensuplarıyız. Ancak bu ilimler hangi ilimlerdir, söz konusu ilimler; kadına mı yoksa erkeğe mi farzdır? Kadın veya her erkek her iki (Ayn ve kifaye) ilmi öğrenmek zorundalar mı? Farz-ı ayn olan ilimler var, Farz-ı kifaye olan ilimler var; bu tür incelikleri bilmeden din konusunda ahkâm kesenler; Asrı Saadetten bu güne kendilerinden binlerce hadis rivayet edilen başta annelerimiz olan Ezvacı Tahirat ve diğer Müslüman kadınların, deruhte etmiş oldukları ilmi, çok uzak diyarlara mı gidip aldıklarını, yoksa kendi yuvalarında ve kocalarından mı öğrendiklerini bir araştırmaları gerekmez mi?

  Meselenin özü şudur: “Kur’an ve Sünnet ortadadır ve hükümleri bellidir. İsteyen o hükümlere inanır ve onlara göre yaşar; isteyen inanmaz kendi heva ve hevesine göre yaşar zorlayan mı var? Ama birileri kalkıp da, İslam dininde olmayan bazı şeyleri Müslümanlara dikte etmeye çalışmasın ve insanların zihin dünyalarına hükmetme yetkisini kendilerinde görmesinler!. Çünkü bunun hem bedeli, hem de vebali çok ağırdır; zira o bedel ve günahın altında kalanlar, her iki dünyasından da olabilirler maazallah!... Vesselam.