İNSAN YETİŞTİRMEK ÜZERİNE!

10 / 08 / 2017

“Şüphesiz biz ona (insana doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör. (İnsan/3) İnsana, bilmediklerini öğreten ve yarattıkları arasında sadece onu muhatap alan yüce ALLAH; insandan, gönderdiği ilahi öğretilerle, ahlak ve erdemliğini kemale erdirmesini istemektedir. Bu kemal ve erdemlik, Halik-ı Mutlak ile Mahlûkuolan insan arasındaki irtibatı sağlamlaştırdığı gibi; insanı da, murad edilen insani sıfatlarının sahibi yapar…

  Sorulsa şayet, en zor iş nedir diye? Hiç şüphesiz, en zor iş; Murad-ı ilahiye göre bir insan yetiştirmektir diye cevap verilmesi lazımdır! Meniden kana, kandan bir parça ette; bir parça etten de yaratılışların en güzel biçiminde son şeklini insana veren yüce ve sonsuz kudret; “Eyne tezhebun” sorusuyla: “Ey insan seni biz yarattık, nereye gidiyorsun, sorusunu sormaktadır insana? Hakikatten insanoğlu, nereye, akıp gitmektedir? İnsani değerleri muhafaza edip Müslümanca yaşayıp ve bu yolda ölmeye mi? Yoksa ham hayaller peşinden sürüklenip, sonsuz bir yok oluşa mı? Hangisi?

İlk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem (a.s) babamız, Havva annemizle olan izdivacından türeyen insan nesli; daha bidayette, Habil ve Kabil’le iki zıt kutba ayrılmış ve tezahür eden her bir kutup ise; öncü edindiklerinin yoluna salık vermişlerdir. Âdem (a.s) babamız bir peygamber idi ve neslini de ALLAH’TAN aldığı emirler doğrultusunda eğitmekteydi… Lakin, insan kendisine verilmiş olan cüzi hür iradesiyle; iyi olanı da, kötü olanı da seçme de muhayyer bırakıldığı için; bazen necat gemisi yerine, dalalet gemisine binmeyi akıllıca addeder ki, bu onun felaketi olur...

Yüce kudret, dünyayı eksiksiz ve kusursuz olarak, yaratıp insanoğlunun istifadesine sunduktan sonra; onu başıboş bırakmamış, kendisini muhatap alarak, ona peyderpey peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Gönderilen her bir Peygamber (a.s) kendi kavimlerini uyarmış ve yüce ALLAH’A olan minnet ve şükran vazifelerini, kullukla ifa etmelerini ihtar etmişlerdir! İlahi emirleri Kabul edenler, İmanı; ret edenler ise küfrüve istikbara kalkışmakla tercihlerini yapmışlardı.

İnsanoğlundan önce, yeryüzünde yaşadıkları rivayet edilen Cinler; (yani aleni olarak, şimdi de yaşıyorlar fakat, genelde bize görünmezler) her tarafı fitne ve fesada verdikleri için; yüce Mevla onları adeta cezalandırmış; Âdem (a.s)’i yaratmakla, insan neslini yeryüzünün halifesi olarak kendi zatına karşı muhatap almıştır. Her bir peygamber ve onların nurlu izinden giden her eren; tekbir gaye gütmüşlerdir: “ALLAH’IN muradına muvafık olarak insan yetiştirmek…. Çünkü onlar biliyorlardı ki, insanları yoldan çıkmış; hak hukuk tanımamış ve ilahi teklifleri kulak ardı etmiş olan bir dünyanın hiçbir kıymeti harbiyesi yoktu olamazdı da!...

Dünyanın süsü, Salih ve erdem sahibi olan insanlar olduklarıgibi; dünyayı kirletenler de, yoldan çıkmış olan fasık ve inkarcı insanlardır!... Bundan dolayıdır ki, Bir insan yetiştirmek; bir dünyayı onarmaktan daha zordur… İnsan düzeldiği zaman, dünya da düzelir! Son bir asra baktığımızda, özellikle ülkemizde insanın bozulma serüveni; vahiyirfanından kopmasıyla başladığını söyleyebiliriz. Çünkü insan, her çağda ve her asırda, yaratanının emirlerine itaat ettiği oranda insan olmuş ve değer kazanmıştır. Aksi ise kayıp ve ziyandan başka bir şey getirmemiştir insana…

Günümüzde, ebeveynler şayet; çocuklarını vahiy irfanıyla yetiştirmiş olsalardı, dünyayı, insanideğerlere sahip ve Müslümancayaşamayı başaranlar idare eder, kötüler ise bu kadar aktif rol oynayamazlardı. Fakat gelin görün, özellikle son kale, Osmanlıdan sonra, İslam coğrafyasında esmeye başlayan batılılaşma sevdası yüzünden; akıl hummasına tutulmuş insan yığınları oluşmuş, İslam’ın ilim ve irfan nimetinden uzaklaşan insan kitleleri, hak yoldan çıkıp sağa sola savrulmuşlardır. Peki, insan yetiştirmek bu kadar önemli ve zaruri olmasaydı; Yüce kudret, ne diye bu kadar Peygamber ve kitap göndersindi, öyle değil mi?

Demek ki, Cenabı ALLAH, kendi muradına göre insanın yetişmesini, yetiştirilmesini istemektedir. Bundan dolayı da, insanın ilk eğitimi, ilk mektebi de anne ve babasından,yani ilk yuvasından başlar. Bu ilk başlama, tıpkı bahara hazırlanan bir ağacın; bahçıvan tarafından budaması ve sağlam bir aşıyla aşılanmasına benzer. Öyle ya, yapılan aşı ne kadar sağlam ve sağlıklı yapılırsa; ağacın meyveleri de o nispette randımanlı ve sağlıklı olur. Şayet aşı, işin ehli olmayan bahçıvanlar tarafından yapılırsa; işte o zaman ağacın vereceği meyveler de bozuk ve düzensiz olur. Fakat ne yazık ki, günümüzde, sözüm ona; birçok ebeveyn, dünyaya getirdikleri çocuklarının masumiyetlerini koruyamadan; onları insan kurdu olan,işin ehli olmayanbazı kötü niyetlilerin pençelerine teslim etmektedirler ki, kayıpta tamda buradan başlar!...

Dolayısıyla, böylece ihmal edilen bu çocuklar; insan Müslüman sıfatı üzerine inşa edilmiyor ve her biri, topluma ve insanlığa zararlı birer varlık olarak salıveriliyor. Tıpkı günümüzde olduğu gibi, İslam’ın talim ve terbiye müfredatlarıyla yetiştirilmeyen genç nesiller; raydan çıkmış tren vagonları gibi, lokomotifi takip etmeden sağa sola savurulmaya mahkum hale gelirler!… Bir insan yetiştirmek, bir dünyayı onarmaktan daha önemlidir idealiyle! Selam ve dua ile… 10 Ağustos 2017.