İnsanı inşa eden dört unsur

16 / 02 / 2017

Ehli irfan olanlar, insanı; küçültülmüş kâinat, kâinatı da büyütülmüş insan olarak tarif ederler. Bunun manası, insanı inşa eden temel unsurlar ile kâinatı teşkil eden unsurların; zerreden küreye, küreden zerreye doğru, birbiriyle örtüşmesidir. Evet, insanı inşa eden unsurları dört temel başlık altında toplamak mümkündür… Tabi ki, bu anasır-ı Erbaa denilen; insanın dört ana mayasının dışında, insanı kemalata erdiren unsurlardır.

  Birincisi akıl, ikincisi kalp, üçüncüsü bedenin azaları ve dördüncüsü ise insanın davranışlarıdır. Akıl tefekkürün merkezidir ki, insan, onunla eşyanın hikmetini, kalp imanın merkezidir ki onunla marifeti ve hakikati; beden azalarıyla erdemli işleri (Salih ameller); sosyal münasebetlerde tezahür eden olumlu güzelliklerle de ahlak-ı hesene veya ahlak-ı Tayyibe’yi (etik) idrak eder… İşte insanı insan yapan değerler, bu dört ana unsurdur.

  İnsan bu dört ana unsuru yerinde ve maksadına uygun bir şekilde kullandığı zaman; süfli tüm duygulardan soyutlanıp, en ulvi makam ve mertebelere erişir!... Ki günümüzde tarikat veya tasavvuf diye isimlendirilen yolun; aslında Şeriliteratürde fıkh-ı batın diye tarif olunan ahlak-ı hesene ’nin ta kendisi olarak anlaşılmalıdır…

  Şimdi Akılla ilgili, ayet ve hadislerin vermiş oldukları manalara bir bakalım: “Yemin olsun ki, onlara Gökleri ve yeri kim yarattı?, diye sorsan derler ki: “Onları Aziz (her şeye galip olan), Alim (her şeyi bilen) yarattı.” (Zuhruf/9) Bu ayet-i celile’ nin manası: “Ey Habibim! Eğer sen inkâr edenlerin durumlarını tetkik edersen göreceksin ki, nefisleri ve iç âlemleri ALLAH’IN (C.C) yaratıcılığına şehadet etmektedir.” Nitekim bu manaya şu ayet-i celile işaret buyurmaktadır: “O halde (Ey Resulüm) gerçek Müslüman olarak kendini dine doğrult; (başka şeye iltifat etme) ALLAH’IN (C.C) dinine ki, insanları onun üzerine yaratmıştır.” (Rum/30) Kısacası, her insan ALLAH’A (C.C) İman edebilecek yaratılıştadır. Diyor İmam Gazali!

  Resulü Kibriya Efendimiz (s.a.v): “Akıllı kimse, ALLAH’A (C.C) iman eden, Peygamberlerini tasdik eden ve ibadetini yapandır.” Diye buyurmaktadır. (Said ibn-i Müseyyeb’den)Hakikaten akıllı olmayanlara ya deli, ya divane ya da ehl-i cinnet denilir… Akıl nimet olmasaydı insanlarda, halleri nice olurdu? Akıl, ALLAH’I bulduğu zaman; kalbe emirler verir ve kalp, İman ve ihsan ile dolup, beden azaları üzerinde, Salih ameller olarak zuhur edecektir. İşte bunun içindir ki, akıl hem önemle zikredilmiş, hem de çok övülmüştür. Aklını kullanmayanlar, zavallılaşır ve her hikmet ve marifet nimetinden mahrum kalır ki; sahibini hüsrana götürür en-nihayet!

  Kalbe gelince, o da İman, ihsan ve ihlasın merkezidir… Kalbi kattı olanların ne merhameti, ne adaleti ne de şefkatleri olur. ALLAH! Bizi katı kalpli olmaktan muhafaza buyurusun. Âmin! Kalp merkezi, iyiliklerle, güzel amellerle donatıldığı zaman; içtimai hayata, hem insanlarla, hem de toplumla olan ilişkilerde; nezaket, adalet, zarafet, hâsılı kelam ne kadar güzel haslet varsa onlarla tezahür edecektir.

  Vücudun sarayının en üstünde olan akıl, merkezindeki kalp ve bedenin azaları birbirleriyle uyumlu bir halde çalışmadıkları zaman; vücut sarayında tenakuzlar, zıtlıklar ve ters davranışlar baş gösterir ki, bu hem fıtratı, hem de düzeni bozar ve ondan sonra isyan başlar!... Zaten söz konusu olan, vücudun bu uyumlu halleri; öncelikli olarak tezkiye-i nefis sayesinde ancak elde edilebilir. Öyle ya, ıslah olunmamış nefis, sahibini uçurumdan uçuruma yuvarlatır. Bundan dolayıdır belki, Selefi Salihin; nefis terbiyesinin üzerinde önemle durmuş ve: “Nefsini (yani yaratılış gerçeğini) bilen Rabbini bilir! Diye bir inceliğe işaret etmişlerdir.

  İnsan, (Peygamberler hariç) tam anlamıyla kâmil bir varlık olmasa da; lakin nefise, şeytana ve olumsuz olan tüm davranış biçimlerine karşı vermiş olduğu savaşla; kademe kademe kemalata doğru yol alır. Bu yol alış, bir gün mutlaka onu arzuladığı menzile ve ulvi makamlara ulaştıracaktır bi-iznillah!... Kısacası insanın insan-ı kamil olabilesinin yolu; tefekkür eden bir akıl, İman eden bir kalp, ALLAH’A kullukta kusur etmeyen bir beden ve ahlak-ı hesene ’den geçer!... Evet, aklı tefekkür, kalbi iman, bedeni kulluk eden insan; insan-ı kâmildir… Onlardan olmamız temennisiyle. 16 Şubat 2017.