İslam Öncesi ve İslam Döneminde Basın (1)

23 / 02 / 2017

Ebu Hüreyre (r.a)’den Hz. Peygamber (s.a.v): “Şair sınıfının söylediği sözlerin en doğru olanı Lebid’in: “ALLAH dışındaki her şey batıl/Her nimet de mutlaka yok olucudur, sözüdür.”

Bilindiği gibi, basın; günümüzün en etkili silahlarından bir tanesidir denilse, yeridir. İdeolojik hareketlerin, zalim ve gaddar yönetimlerin, insanları ve toplumları her devirde boyunduruğu altında tutan tiranların; tahtlarını ve saltanatlarını ayakta tutabilmek için, daima ya dönemlerinin medyasını (basını) yanlarına çekmiş, ya kimi zaman onları para karşılığında etki alanlarında tutmuş, ya da kimi zaman onlarla aynı fikir ekseninde hareket ettiklerinden dolayı, rakiplerine birlikte saldırmışlardır. Tıpkı İslam Dini, Medine’de Devlet olduğunda; Mekke şirk site devletini ve Mekke’nin sermaye patronlarını savunan Şair ve Şaire’lerinin (o günün basını) şiirleriyle yaptıkları saldırılar gibi.

  Bilindiği gibi, basın; yalnız 18 veya 19 yüz yıl ile münhasır bir olgu değildir. Tarihin her devresinde, basın; değişik isimlerle insanoğlunun karşısına çıkmış ve kamu efkârının dikkatini üzerine çekmeyi başarmıştır. Belki basının yazı ve neşir ile insan hayatına girmesi, 18 veya 19 yy, da girdiği söylense daha mantıklı olur; yoksa basının varlığını ve gücünü, insan topluluklarının her döneminde görmek reddi kabul olmayan bir gerçektir.

Mesela, İslam öncesi Mekke toplumunda da; İslam dönemi Medine toplumunda da basının varlığına şahit olmaktayız. Belki, o günün basını, Televizyon, gazete, dergi vb. organlarla yapılmıyordu bu doğru lakin o günkü basının;en etkili silahının şiir ve sözlü hitabet olduğunu bilmekteyiz. Ukkaz panayırlarında, Şairlerin karşılıklı atışmaları ve her şairin; kendi kabilesini veya mensubu olduğu toplumunu savunmaları, o günün basınının ne denli kuvvetli ve zirvede olduğunu göstermektedir sanırım… Aslında, o günün Şairlerinin; gazetecilik görevini yürüttüklerini söylemek, meseleyi daha sağlam bir zemine oturttur kanaati daha hâkimdir. 

Müslüman Şairlerinin yanı sıra, o gün Müşrik ve kâfir Şairlerin varlığı da söz konusu olmuştur. Öyle ki, İslam’a ve Onun aziz Peygamberine; zehirli şiirleriyle saldıran, Ka’b İbn-i Eşref’in öldürülme hadisesi bile; o günkü menfi basının ne denli kuvvetli, etkili ve çok taraftarının olduğu, bir o kadar da menzilli bir savunma silahı olduğunun açık bir delilidir.

Evet, basın vakası, tarihin ilk devirlerinden beri insanoğlunun hayatı ile ilgili olarak günümüze kadar gelmiştir. Genel olarak basının iki türlü tezahürü vardır: “Birincisi toplumu dünya hadiselerinden haberdar etmek; ikincisi de, toplumu eğitmektir. Ne var ki, basının bu her iki yönlü çalışması da, içinde bulundukları ortamın sosyal ve siyasi yapısı yüzünden sınırlı olmuştur. Bilindiği gibi, Miladi 7. Yüzyılın en büyük hadisesi, Hz. Muhammed (s.a.v)’in İslam’ı bütün insanlara tebliğ etmek üzere ALLAH tarafından peygamberlikle görevlendirilmesidir. Tabiidir ki, Mekke ve daha sonra Medine basını bu büyük hadiseye bigâne kalamazdı.

Hz. Peygamber (s.a.v) temeli putlara ve heykellere tapıcılık olan Mekke Devleti’ni yıkarak, yerine Tevhid inancına dayalı olan İslam Devleti’ni kurmak istediğinden, daha başlangıçta, tasarrufu Mekke hükümetinin elinde olan basının saldırısına uğradı… Miladi 7. Yüzyıl Mekke’si için, pek tabidir ki, gazete, dergi veya radyo, televizyon söz konusu değildir. O halde bu işi yürüten basın organları nelerdi?. Şairler! Evet, basın işini şairler yürütüyordu. Her hangi bir konuda kamuoyu oluşturulacaksa, bu iş için şairler görevlendiriliyor, mukabilinde külliyetli miktarda para ödeniyordu.

Bununla beraber, şairlerin bu işi menfaat karşılığı yapmadıkları da oluyordu. Savaş hazırlıklarında olsun, savaş meydanlarında olsun, en büyük silah şiirdi. (Prof. Dr. İhsan Süreyya sırma İslam mecmuası/ Mart 1984, yıl 1, sayı 7. S.20) Günümüze baktığımız zaman da, Medya organlarının menfi ve müspet manada ne kadar; etkili birer silah olduklarını görmekteyiz. Tabiatıyla basın veya Medya, her devrin ve her dönemin, menfi veya müspet; en etkili silahı olmuştur ki, bu silahın nişancıları ise, geçmişte Şairlerdi, fakat günümüz dünyasında daha modern, daha tez zamanda en uzak mesafelere en kısa zamanda ulaşabilme imkânına sahiptir. Nitekim bu imkânı doğuran da, hiç şüphesiz; çağın teknolojik ve iletişim ağları oluşturmuştur. Fil hakikat, basının gücü, geçmişte olduğu gibi; bu gün de azımsanamayacak kadar büyüktür… Derviş Yunus’un deyimiyle: “Dil ola kestire başı/Dil ola bitire savaşı!” İşte o dil’ e; kim zaman, şiir, kimi zaman basın ve kimi zaman da medya denilmiştir. Devam edecek! Selam ve dua ile.