KENDİSİNDEN BAŞKASINI BEĞENMEMEK İTİKADİ BİR HASTALIKTIR

18 / 12 / 2017

  Ey Âdemoğlu! Yeryüzünde kabara ve şımarık yürüme, zira yeryüzünde gezen nice şımarık ve kibirli insanlar; yerin altına girmekten yakaların kurtaramadılar!... Elindeki mala mülke de çok güvenme, zira mal el kiri ve kulluk imtihanının birer vesilesidir. Er geç o da, çer çöp olup elinden çıkacaktır. Karun’un ne kadar da çok mal ve hazinelerivardı onlara güvenip, diğer insanları küçümsemiş ve bazı aklı kıt kişiler de onun mal ve servetine imrenmişken; akıbetinin ne olduğunu bilmeyen var mı?

  İlim ve bilgeliğine de çok güvenme, zira nice bilgi sahipleriiçin Cehennem ’inbarınak olacağını bilmiyor musun?.Hz. Musa (a.s) zamanında, İsrailoğullarından Bel’am ibn-i baura’nın başına gelen, onun kendi bilgisine çok güvenmesindenve onu kötüye kullandığından kaynaklandığını duymadın mı?... Ey insanoğlu! Sakın ha, ben Profesörüm, Doktorum, Kalemşorum, Edebiyatçıyım, yazarım çizerim; Akademisyenim Âlimim diye de havalara girme; zira nice ün ve san sahibi insanlar şu andakara toprağın altında sessiz sessiz yatmakta olup; yeryüzünde ne adları ne de kaldı, ne de isimli birer mezarları!…

  Dünya kimseye kalmaz, şu paylaşamadığımız yeryüzü; nice insan topluluklarına ev sahipliği yaptığını; bir tek ALLAH bilmektedir. Yüz yıl yaşayan da ölüp göçtü, bin yıl yaşayan da! Yüz yirmi dört bin Mürselatı-ı Kiram’a ve Kâinat’ın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı; Eşref-ül mahlûkat ve Seyyid-ül beşer olan Hz. Muhammed (s.a.v)’e kalmayan dünya; bana sana, bize size mi kalacak? Ne az düşünüyoruz değil mi?

  Yeryüzü bizi sallamasın diye, ALLAH’IN yaratmış olduğu dağlara bakmak gerekmez mi? İnsanın boyu mu çok uzun, yoksa dağların ki mi? Ey insan! Günde üzerinde, yüzlerce binlerce günah işlediğin yeryüzü; neden hemen seni yutmadığını ve Mülkün sahibi olan ALLAH’IN seni hemen cezalandırmadığını neden düşünemez hale geldin? Derviş Yunus (r.alh) ne kadar güzel de ifade etmiştir: “Adama güvenme ölür, Ağaca dayanma kurur.” Yani, ey insan! Senin tek güveneceğin ve dayanacağın zat; yüce ALLAH’IN zatı olsun demekle ince bir noktaya işaret ettiğini bilmez misin?…

  Evliyaüllah’tan Hatem-i Esam (k.s),in nasihat türündeki şu cümlelerine kulak ver: “Güzel ve hayırlı bir yerde yaşadığına aldanma. Cennetten daha güzel yer yok iken Hz. Âdem (babamızın) başına gelenler orada gelmiştir. Çok ibadetine de aldanma. Hiç şüphesiz İblis uzunca bir ibadet ve kulluktan sonra ilahi huzurdan kovulmuştur. Çok ilmine de aldanma. İsrailoğullarından Belam b. Baura, ism-i Azam’ı bilen bir âlimdi. Baksana başına neler geldi.

  Salih insanları görmekle de aldanma. Hiç şüphesiz Hz. Peygamber (s.a.v)’den daha yüce ve kıymetli kimse yokken, O’nunla buluşan ve beraber olan nice kâfir akraba ve düşmanları kendisinden bir fayda görmedi.” (Kuşeyri risalesi) Ey insan! Bil ki, kendisinden başkasını beğenmemek; hem İtikadi bir hastalıktır, hem de fıtratın hukukuna tecavüzdür…

  Mensup olduğunu aşiretine, kabilen ve adamının çokluğu da seni yoldan çıkarıp aldatmasın; zira tarih boyunca nice büyük aşiretlere adam kalabalığına sahip olup ve hüküm süren hükümdarlardan, imparatorlardan; Kral ve Şahlardan geriye, bak eser var mı? Kiminin sadece isimleri var namları yok ve nazik bedenleri toprağa karıştı, kiminin de ibret alınası yalnızca acı akıbetlerine dair verilen ilahi hüküm!

  Ey İnsan! Sakın ha, insanlara tepeden bakıp da, sen kendini küçültme. Bakmaz mısın ki, yeryüzü mütevazı olduğundan dolayıdır ki; her gün üzerinde milyarlarca insan seline analık yapmaktadır. İnsanın bunca günah ve isyanına rağmen, hemen yarılıp onu yutmamakta ve biçilen süreye kadar, mütevazılığından asla ödün vermemektedir… Sende mütevazı ol ki, kadrin yücelsin…

  Unutma ki, sadece kendini beğenip, başkasını beğenmemek, başkasını hor ve hakir görmek; küçümsemek, alaylı tavırlarla yaklaşmak; İtikadi bir hastalık, ruhi bir vebave akli bir cinnet halidir… O hastalık ve veba hali, her kimin vücut sarayına sirayet edip bulaşırsa; ateşin odunları yakıp bitirdiği gibi, onlarda onun ruhunu esir alıp tüm varlığını yiyip bitirecektir. Günümüzde, biraz mal ve mülke, ilim ve makama, kariyer ve üne, çevresindeki adam kalabalığına ve insanlar tarafından alkışlandığına bakıp da kendinden geçen nice insanların varlığına şahit olmaktayız… Oturduğu çevre ve muhiti, aydın ve ilerici addedip; kenar yerlerde meskun olan insanları küçümseyenlerin var olduklarını az mı sanırsın?... Daha düne kadar, pedallı bisiklet bulamayan bir kısım çevrelerin; bu gün yüz bin liralık arabalara burun kıvıran mağrurlar, kara toprağın altında onlargibi milyarlarca insanın olduğunu ne çabuk unuttular?.Genel kaidedir: “Hiçbir kimse çok akıllı ve zeki olduğu için her şeye sahip olmadı. Hiçbir kimse de akılsız ve çaresiz olduğundan dolayı çulsuz kalmadı!” Nasip meselesine ne dersin ha? İmtihan, imtihan! Yüce Rabbim cümlemizi, mağrur olmaktan ve başa kakmaktan muhafaza buyursun… Selam ve dua ile…