KİMLİK SORUNU

25 / 07 / 2017

  Her insan yaratılıştan, masum olarak doğup dünyaya gelir. İnsanın tabi olduğu ırkı, yaşadığı coğrafya, mizacı, mezhebi, meşrebi, tabiiyeti; onun tercihi sonucunda meydana gelmiş olan şeyler değildir. Dolayısıyla, insanlar iki zümre olarak tanımlanır ve her zümrenin de idealini temsil eden bir kimliği vardır!. Müslümanların tek bir kimliği vardır ve bu kimliğin ismi İslam’i kimliktir. Müslüman’ın tabi olduğu mezhebi, meşrebi ve intisap ettiği tarikatı onun üst kimliği değil, alt kimliğidir.

  Yaşadığımız coğrafyada, son yüz yıllık tarihi sürece baktığımızda; dışarıdan ithal edilen ideolojik ve felsefi kuruntuların mimarları;(istisnalar olmak kaydıyla) insanları batıl ideolojilerle formatladığı malumdur. Ve bu yanlış formatlama sonucunda; başta ırkçılık olmak üzere, beşeri ve batıl ideolojilerin birçok hurafeleri, insanlara kurtuluş kapıları olarak sunuldu. 

  Cumhuriyetle birlikte, gelişen ulus, Kavmiyetçilik milliyetçilik zihniyeti sonucunda, tek tip toplum oluşturma gayreti, insanlara dayatılmaya çalışıldı. Bu sapık fikirlere karşı çıkan erdemli insanlar ise, yasalarla korunan ve resmileştirilen Kemalizm ideolojisi havarileri tarafından, potansiyel suçlu olarak ilan edildiler, takibe alındılar, ipe götürüldüler, sürgüne sevk edildiler vs.…

  Devleti ellerine geçiren dönemin devrim yobazları; kendileri gibi giyinmeyen, kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi konuşmayanları, gericilikle, yobazlıkla, devlet haini gibi yaftalarla karaladılar ve birçoğunu, mahkeme koridorlarında bir ömür boyu süründürdüler.

  Bu minvalde unutturmak istedikleri tek bir gayeleri vardı: Müslümanların İslami kimliklerini unutturmak ve hassasiyetlerini köreltmekti… Yapabildiler mi, yapamadılar mı? Sorusunun cevabı: son kırk yıllık ülkemizin yaşadığı çalkantılı dönemin, maddi ve manevi faturalarında saklıdır!. Her şeye ve her dayatmaya rağmen, unutmamak gerekir ki, Müslümanlar için tek bir kimlik vardır ve o da, İslam’i kimliktir. Fakat ne hazin bir olaydır ki, yıllarca memleketin eğitim ve öğretim kurumlarında; genç dimağların beyinlerine, Türk milliyetçiliğini her vesileyle, sabah sabah, tabir caizse amentü gibi okuttular, ezberlettiler!... Hal böyle olunca tabi, ateşe körükle gidenler de boş durmadılar ve karşı atağa, Kürt milliyetçiliğini alevlendirdiler.

  İşte son yarım asırlık sürece baktığımızda, özellikle ülkemizde, kimlik meselesi yüzünden; on binlerce köy ya boşaltıldı, ya yakıldı, ya da meskûn halkı göçe zorlandılar. Dahası, çatışmalarda binlerce insan öldürüldü, milyar dolarlarla ülke ekonomisi zarara uğratıldı, öyle ki, insanlar en yakınlarından bile korkacak hale geldiler. Peki, müspet bir sonuca ulaşıldı mı? Hayır, sonuç hep fiyasko oldu!...

  Bir yılı aşkın gibi bir zaman önce, okullarda sabahları okutulan “andımız ”ın kaldırılmasına; Kemalist sol cenahtan büyük tepkilerin gelmesi; milliyetçiliğin hala bu ülkede, birçok insanın sığındığı bir medet hane olmasının niteliğini taşımakta olduğunun açık bir resmidir. Milliyetçilik veya namı diğer ırkçılık hastalığı, mezhep meşrep taassubu, particilik, sentezcilik, ötekicilik azınlık çoğunluk gibi ayrıştırıcı setler kalkmadığı müddetçe; bu topraklara huzurun gelmesini beklemek, sadece serabı su zannetmekten başka öte bir şey değildir.

  1970’li yılların Türkiye’sine baktığımızda, sağ sol davaları, sokak kavgaları ve üniversite gençliğinin çatışmaları; ülke insanı için bir karabasan olduğunu görebiliriz… Asabiyet ve milliyetçilik kavgalarında, nice genç fidanlar, hayatlarının baharında; ya kim vurdu ya kurban gittiler, ya faili meçhul adı altında defterleri dürüldü ya da başka şekilde hayata veda ettiler. Tüm bu yapılanlar, üst kimlik, alt kimlik diye toplumda kangren gibi yayılan “tek-tipleştirme” hastalığın bir tezahürüydü… Gelinen noktada ise, bir kısım insanların hala politik partilerden, Komünizmden, Kapitalizmden, Sosyalizmden medet umdukları ve batıla çağıranların peşlerinden sürüklendikleri gerçeğidir. Günümüzde kimlik meselesinin tek bir çözümü vardır, o da: “renk, ırk, mezhep, meşrep taassubu, bölge ve siyasi görüşleri, ideolojik ve indi dünya görüşlerinin tümünü bir kenara bırakarak; Kürdiyle, Türküyle, Arabıyla, Çerkez’iyle, manav ve Laz’ıyla, İttihadı İslam’ın evrenselliği için, Uhuvveti tesis etmekle mümkündür. Yoksa bu hamur daha çok su alacak gibi gözükmektedir. Evet,nihayet olarak; İslami kimlik,İslam kardeşliği diye bir dertleri olmadan, beşeri reçetelerin gölgesine sığınıp barış ve huzurun tesis edileceğini zannedenler, biraz daha tarih okusunlar!..Samimi, ihlaslı ve İstikamet sahibi olmamız temennisiyle, birbirimize dua edelim!. Selamette kalın.