KINAYICILARIN KINANMASINDAN KORMAMAK

16 / 04 / 2018

  İslam’ın, evrensel ve cihan şümul bir hayat nizamı olduğuna inananlar, yollarına çıkabilecek her türlü engel ve barikatları telafi etmekle mükelleftirler… Zira, insanlık tarihi boyunca; sorumluluk bilincini kuşananların, hiçbir zaman ve zeminde başları dertsiz, yolları engelsiz olmamıştır… Kararlı duruş, yakin bir iman ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan; inandıkları yolda devam eden fert ve toplumlar, istikballerini inşa etmeleri için, ebedi hayatın ve hesap günü şuurunu dünyanın gündemine taşımaları lazımdır…

  Mesela, İslami kimliğini muhafaza etmeye gayret eden herkesin yoluna; hesaplarında olmayan birçok mani ve engelle sınanacakları kesindir… Yollarına çıkabilecek olan sınanmaların başında; para, kadın, makam mevki; kariyer ve unvan gibi şeylerin çıkması muhtemel olan etkenlerdir! Şeytan; imanlı insanların geçtikleri yollarınınbaşında tayin ettiği memurları, hiçbir zaman rahat durmayacakları kesindir. Sağdan, soldan, önden ve arkadan yanaşıp; vesvese ve iğvalariyla, insanları hak yoldan saptırmak onların öncelikli görevidir. Hele de illaki günümüzde? Aman ya Rabbim!

  İnsanın dünyevi imkânlara sahip olmadığı zamanlarda bile, şeytan insanın yakasını bırakmadığına göre; mal mülk,makam ve mevki sahibi olduktan sonra yakasını hiç bırakır mı?. Ancak tahkiki bir iman, kararlı bir duruş, sağlam bir istikamete sahip olan,ve insanlar ne derler diye eziklik kompleksini ellerinin tersiyle itenler; yoldaki şeytanların ve tilmizlerinin bütün hesaplarını alt üst edebilirler… Müslüman; her yerde ve her zaman, inandığı değerlerin savunucusu, helal ve haram hududuna da riayet etmek zorundadırlar. Müslüman; rüzgârın akışına göre yön değiştirmez, çevrenin hatırı için hakkın hatırından asla vaz geçmez, geçemez…

  Çünkü, rüzgarın akışına göre yön değiştirenler; hiçbir zaman ayaklarının üzerinde sabit kalıp, duramazlar. Onlar ki, sonbahar rüzgârlarının savurduğu sararmış ağaç yaprakları gibi gazel olup havada uçuşurlar… Öyle ki, ne sabit bir adresleri, ne de gidecekleri malum bir menzilleri olur onların… Hakikat şudur ki, özellikle Müslüman bireylerin; ailelerinin eğitimlerine büyük çaba sarf etmeleri lazımdır ki; çağın fitne ve felaketlerinden çocuklarını koruyabilsinler…

  Evet, Müslümanlar olarak; Dinimizin emir ve nehiylerine öyle tabi olmalıyız ki, adeta deliler gibi… Çevre ne der, insanlar nasıl karşılar, etrafımızda kimse kalmaz; horlanırız gibi düşünce ve tasalara asla itibar etmemelidir. Kim ne deracaba’larabakmamalı; Allah (c.c) ve Resulü (s.a.v) neyi emretmiş neyi yasaklamış ona tabi olunmalı, ona bakılmalı ona bakmak zorundayız… Hakkı savunduğunuz için, etrafınızdaki insanlar dağılabilir, sizi kınayabilir ve öteleyebilirler! Eğer inanmış ve teslim olmuşsanız yüce Allah’a; bunların hiç birisini dert edinmeyin, çünkü bu tür şeyler dert edinmeye değecek şeyler değildirler de ondan… Bilinirse tabi…

  Evet, sadece yüce Allah (c.c) ve O’nun Kerim Resulü (s.a.v)’nün tarafını tutanlar ve hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeyen Müminler kurtuluşa ve ebedi nimetlere erenlerdir. Azamet sahibi Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir… Onlar ki namazlarında huşu içinde olanlardır. Onlar ki boş şeylerden yüz çevirenlerdir. Onlar ki Zekâtı verenlerdir. Onlar ki edeb yerlerini (ırzlarını ve iffetlerini) koruyanlardır.” (Müminun/ 1,2,3,4,5)

  Kur’an’daki şu muazzam ve Rahmani tertibi görebiliyor muyuz? Müminlerin kimler ve hangi vasıflara sahip olduklarını?Allah’a ve O’nun Kerim Resul’üne İman eden Müslümanların; İman etmelerinin bir gereği ve önceliği olarak; Namaz kılmaları, varsa malları Zekât vermeleri, Boş işlerle değil; ebedi hayatlarına ve insanlığa fayda sağlayacak olan işlerle uğraşmaları, Edep ve hayâ sınırlarına riayet edip; kendi nefisleri başta olmak üzere tüm aile efradını Sırat-ı Müstakim üzere yetiştirmeleri öncelikli ve başlıca vazifeleridir!

  Bunu yaparlarken, tabi ki; kendi yakınlarından, çevrelerinden ve arkadaşlarından sert tepkilerle karşılaşabilirler. Ancak bu tür olumsuz tepkilerin, hiçbir zaman; onların azimlerini kırmamalı, inandıkları yoldan döndürmemeli, yapılan saldırı ve kınamalara aldırış etmemeleri lazımdır… Unutmayalım ki, hedefe giden yolda engeller olmasaydı; Gidilmek istenen yerin adı “HEDEF” olur muydu? Öyleyse, halkın memnuniyetini baz alanlarla değil; Hakkın rızasını gözetenlerle yol arkadaşlığı yapıp yol gidilmelidir!... Yol uzun ve engebeli olsa da, o yol; bir gün mutlaka yolcusunu istediği hedefe götürür… Selam ve dua ile…