KUR’AN’I KERİM’İ NASIL OKUMALIYIZ?

12 / 10 / 2017

“Kur’an’ı okuduğun zaman, kovulmuş olan şeytandan hemen ALLAH’A sığın.” (Nahl/98) Kovulmuş şeytanın ve şeytanlaşmış bazı varlık ve metaların; ALLAH ile kula arasına girmeye çalışan her varlık ve nesnenin şerrinden de ALLAH’A sığınmak, İman edenlerMüminleri selamet menziline götürür… Kur’an’ı Kerim; hayatımızınbiricik rehberi, gönüllerimizin şifa kaynağı ve yolumuzu aydınlatan nurdur… Müminler için Kur’an ’sız geçen hiçbir an ve zaman düşünülemez. Çünkü Müminlerin; ibadetinde, ticaret hayatlarında; ekonomik ve sosyal ilişkilerinde, ahlak ve siyasi düşüncelerinde; fikir ve zikirlerinin her yerinde Kur’an vardır. Bunun aksini düşünmek veya inanmamak, küfrü muciptir… ALLAH Muahafaza!

  Rabbimizin kelamı olan Kur’an’ı; Müminler olarak, onu, hayatımızın her safhasında uygulamak ve referans almak zorundayız… İman edenlerin inancına göre, Kur’an ’sız her iş bereketsiz ve ebterdir… Müminlerin, Kur’an dışında başka referanslar almak,başka deliller aramak konusunda; muhayyerlikleri yoktur, olamazda. Çünkü Müminler bilir ve inanırlar ki, Kur’an’ın konuştuğu yerde; akan sular durur durmalı, konuşan diler susar susmalı ve dikkatler ona doğru kesilir, kesilmelidir. Kur’an Rabbimizle konuşmaktır, onunla sözleşme tazelemektir; ahd-i misaktaki söz bağını güçlendirmenin açık ve bariz şeklidir…

  Peki, Kur’an’ı nasıl ve ne şekilde okumalı ve anlamalıyız?.Bunu da, Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi (k.s)’den dinleyelim:Zira o az ve öz olarak ne güzelde izah etmiştir, Kur’an’a olan bakışı: “Kur’an’ gözünle bakarsan yazıyı görürsün. Aklınla bakarsan ilmi görürsün. Kalbinle bakarsan aşkı görürsün. Tüm ruhunla bakarsan Rabbini görürsün!” Aslında bu tarif, Kur’an’a aşık olan ulu ruhların bakışı, Resul’ün yolunda ayakları tozlanan fedai ve sevdalıların bakışıdır!.. Kur’an hayata yön veren eşsiz bir kitaptır. O, kendisine tabi olanları; karanlık dehlizlerden çıkarıp ALLAH’IN yoluna yolcu yapar da sonu Rabbinin rızası ve cennettir…

  Müminlerin dünya ve ahiretini ilgilendiren tüm konular, Kur’an’ı Kerim de mevcuttur. Müslüman olduklarını iddia edip de, Kur’an’a rağmen kurtuluşu ve huzuru başka yerlerde arayanlar; akıllarını, basiretlerini ve işitme duyularını kaybeden nasipsizleridir. “Bir İslam Âlimi ne kadar da güzel söylemiş: “Dururken nuru Kur’an’ı, ne gerek ilmi yunanı.” Kur’an’ın (Şeriat-i garra) hükmettiği yerde; batıdan ahkam dilenciliği yapmak; şimale müteveccihen namaz kılmaya benzer diye çok ince bir noktaya işaret etmiştir!... Ne kadar güzel, doğru ve isabetli bir seziş bu...

  Müslüman olduklarını her vesileyle dile getiren bazı çevrelerin de, söz konusu Kur’an’ın evrensel hükümleri olduğunda; onların batı menşeli ideoloji ve ideologlarına sığındıkları görülmektedir… Gâvurcuk düşünürlerin bazı çalıntı bilgilerini getirip, İslam ve Müslümanlığa yamamaya gayret ettikleri görülmektedir, ne fecaat?. Neden? Çünkü, adamların birinci derecede referans aldıkları,aslında Kur’an olmayıp, söz konusu ideolojiler olduğu içindir… Gönül ve mana bağları Kur’an ile bağlantılı olmadığı içindir de ondan. Söz konusu çevrelerin inandıkları Kur’an; cenaze, Mevlut ve düğün merasimlerinde okutulması gereken bir kitaptır. Haşa, haşa,  binlerce kez haşa! Bu tamamen batıl ve atıl düşünceler yumağının birer tezahürü olarak; hurafe ve bidatlerin birikmiş hali ve inanış şeklidir ki; adı asla İslam değildir!...

  Oysa, Kur’an Müslümanın her işinde vardır ve olmalıdır… Müslümanın inancına göre, dünya ile ahiret işi birbirinden ayrı mütalaa edilemez. Bilakis, her iki dünyayı ihmal etmeden itidali öğütleyen bir anlayış ve inancı emreder Kur’an. Öyleyse Kur’an’ı Kerimi Okurken anlamaya, anlarken de hayatımıza tatbik etmeye ve dolayısıyla; onun hükümleri etrafında teşekkül eden bir toplum meydana getirmekle yükümlü olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Siyasetine, ahlakına, sosyal ilişkilerine; ticaret ve ekonomisine, yönetim ve yargısına Kur’an’ı karıştırmayan toplumlar; her gün milyonlarca hafız yetiştirseler de nafile! Çünkü yüce ALLAH Kur’an’ı; hayatın tüm kademelerinde uygulansın diye indirdi…

  Evet, Kur’an’ı nasıl okumalıyız? Sorusu etrafında bir ömür boyu dolaşsak da murad edilen menzile ulaşamayız. Filhakika, murad edilen menzile ulaşabilmek adına, birçok merhale kat etmemiz mümkün olacağı kesindir. Şair’ in dediği gibi: “İnmemiştir bu Kur’an, hele hakkıyla bilin; ne mezar başında okumak, ne de fal bakmak için.” Evet, Kur’an’ı anlamak ve hayatımıza tatbik etmek için okumalıyız ki; tüm dert, bela ve musibetlerden uzak olalım. Başımıza (yani Ümmetin başına) gelen bunca felaketlerin kaynağının, Kur’an’ın hükümleriyle amel etmediğimizden kaynaklandığını anlamalı ve inanmalıyız artık?Çok geç olmadan, toplumsal hafızayla birlikte kendi nefislerimizi de buna adapte etsek; Kur’an’a bağlılık anlamında en iyi seçimi yapmış olacağız!... Selam ve dua ile. 12 Ekim 2017.