MÜ’MİNLER KARDEŞTİRLER

21 / 08 / 2017

Mü’minlerin kardeşliğini, yüce ALLAH; hayat kitabımız Kur’an da beyan etmektedir. Bu kardeşliğin, nasıl ve ne şekilde olacağını, kural kaide ve ilkelerini de ayrıca beyan buyurmaktadır!... Tüm insanların, Âdem (a.s) ile Havva’dan dünyaya geldiklerini; ancak, dünyaya gelen insanların, kendilerine gelen ilahi uyarılar konusundafarklı fırkalara ayrılmaları neticesinden sonra; yolları ve kardeşlikleri de haliyle ayrılmıştır. İlahi tekliflere iman edip, emirleri yerine getirenler kardeş; ret eden diğer tüm unsurlarda küfür tek millettir kaidesince; küfürde kardeş olmada tercihlerini yapmış ve yollarını ayırmışlardır.

  İşte bunun içindir ki, Kur’an; insanların dikkatlerini ilk anne babalarına (Âdem ile Havva) çektikten sonra; onların ancak ve ancak inanç birliği dairesinde kardeş olabileceklerini sarahaten beyan etmiştir… Bu kardeşlik, öyle bir kardeşlik ki; dil, renk, ırk, yöre, bölge ve başka her hangi tali olan engellerin tümünü aradan kaldırır ve sadece, ALLAH ve Resul’ünün davetine icabet etme atmosferinde onları birleştirir, buluşturur!…

  Yüce Kur’an, Hucurat suresinin 10’ncu ayetinde; “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve ALLAH’TAN korkun ki esirgenesiniz.” Buyurmakla; çok hassas bir noktaya dikkatlerimizi çeker! Öyleyse Kardeşlerimizin arasını nasıl bulacağız? Neden bulacağız? Ne problemler aralarında baş gösterecektir ki, aralarını bulalım gibi sorular aklımıza gelebilir? Evet, insanoğlu beşer olma hasebiyle, ayağı kaymaya, gaflete dalmaya ve unutmaya elverişli bir varlıktır.

  Bundan dolayı, şayet Müminlerden iki zümre arasında; her hangi bir çatışma, ihtilaf ve sürtüşme baş gösterirse, işte o zaman, aralarını ıslah etmek, onları barıştırmak ve tekrar bir araya getirme görevi; üçüncü bir zümre olan Mümin topluluğuna düşmektedir. Yoksa öyle zannedildiği gibi, İslam kardeşlik öyle (haşa) bedelsiz, ucuz ve sıradan bir kardeşlik değildir. Hele hele, gırtlak üstü yapmacık bir kardeşlik iddiası hiç değildir!...

  Bu kardeşliğin kural ve kaidelerini bizzat, yüce Yaratan koymuştur. Şurasını asla ve kata unutmayalım ki, anne baba bir olan kardeşler, en yakın olan akrabalar, aynı soydan ve aynı ırktan gelen insanlar; şayet aynı inanç ve iman ekseninde bir araya gelemiyor ve İslam dininin kurallarına, kayıtsız şartsız teslimiyet göstermiyorlarsa; asla kardeş olamazlar! Günümüzde, ideolojik hezeyanlara kendilerini kaptırıp, dünyadaki tüm insanların kardeş (!) olduklarını savunan bazı akıl ve iman fukaralarının tüm çabaları; boşuna bir uğraş ve beyhude bir çabadır! Hiç zahmet çekmesinler ki, kimlerin kardeş olduklarını ve kimlerin kardeş olmadıklarını yüce Mevla’mız beyan buyurmuş ve hakka tabi olan Müminler de buna iman etmişlerdir.

  Bazı gafil çevrelerin, insanların zihinlerini bulandırarak; aslında hepimiz Âdem’in çocuklarıyız deyip; öyleyse hepimiz kardeşiz?!Kimse kimseden üstün değildir gibi, şeytani beyanatlarının geçerli hiçbir delil ve mesnedi yoktur. Bunlar, hangi akla ve hangi tahrik ve tahrip güçlerine,dalalete çağıran ideolojik hareketlere ve onların sahtekâr ideologlarına budünyada hizmet ediyorlarsa; yarın onlarla beraber haşir neşir,olmak için Arasat meydanında buluşacaklardır. Bakalım o korku ve çocukları bile ihtiyarlatan günde; bu dünyada savundukları yalandan sloganlarını orada da savurup, birbirlerine sahip çıkabilecekler mi?

Merhum Cemil Meriç: “Bu Ülke isimli eserinde:” “Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili, ister sarı… İnananlar kardeştir. Aynı şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek. Türk’ü, Arab’ı, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç; gazaya yani irşada. Altı yüzyıl beraber ağlayıp beraber gülmek…

Evet, sonra bu muhteşem rüyayı korkunç bir kâbusa kalbeden meşum salgın: “Maddecilik. Tarihin dışına çıkan Anadolu, tarihin ve hayatın. Heyhat, bu çöküşte kıyametlerin ihtişamı da yok, şiirsiz ve şikâyetsiz.” Diye; ince tarifini yaptıktan sonra, bir de sitemini ve Ümmet’in düştüğü maddecilik çukurundaki haline ağlayışını… İşte, Müminler İslam kardeşliğinin sınırları dışına çıkıp Avrupa keferesinden medet umduğu günden bu güne; kayaya çarpılan nohut taneleri gibi, darmadağın olup parçalara bölündü!...Bu bölünmüşlük neticesinde, Ümmet bilinci ve İslam kardeşliği büyük yaralar aldı… Kapanmayan yara, halen kanamaktadır? En-Nihayet, Yeniden İslam kardeşliğinin tesisi; Kur’an’a ve irfana dönüşle mümkün olacaktır. Vesselam. 21 Ağustos 2017. Aksu ilçesi/ Güloluklu mahallesi/ Antalya