MÜSLÜMANIN HAKSIZLIK KARŞISINDA TUTUMU NASIL OLMALIDIR?

22 / 02 / 2018

Muhbir-i sadık, ilim ve anlayış Rehberi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz: “Haksızlık karşısında susanın dilsiz şeytan olduğunu, beyan buyurması; Ümmetine, şartlar ne olursa olsun, haksızlık ve zulüm karşısında asla suskun olmamalarını öğütlemek içindir.”“Zira, haksızlık ve zulmün egemen olduğu toplumlarda; insan onuru ayaklar altında çiğnenir, göbekleri ve enseleri şişik olan despotlar haklı! Görülüp, asıl hak sahibi olan haklıolanlar ise haksız telaki edilmeye başlanır… Çünkü haksızlık ve zulmün tek bir yüzü vardır: O da zifiri karanlıktır, bu karanlık dünyada saltanat kuranların nezdinde; insanın şahsiyet ve onuruna yer yoktur… Evet,böyle karanlık adamların zulümle saltanat kurmak istedikleri toplumlarda; insan ve Müslüman kimliğinden ödün vermeyen herkesin; bunlara dik durup karşı hakkı savunmaları en elzem davranış biçimidir.

Hz. Ali (k.v) Efendimizin: “Haksızlık karşısında susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz diye buyurması; Özellikle Müslümanların, haksızlık ve zulüm karşısında susmamaları gerektiği; aksi halde zillet dolu bir hayatın içine düşebileceklerinin kaçınılmaz olacağını bildirmek içindir… Evet, Müslüman; tarafı ve safı beli olan kimsedir. Onun Tarafı; ALLAH ve Resulü’nün tarafıdır… Tarafsızlık namussuzluktur, der bir mütefekkirimiz! Biraz açacak olursak şayet, kim olursa olsun, Müslim veya gayrı Müslim olsa da; şayet söz konusu gasp edilecek olan hakları ise;işte tam da burada, Adaletinkaim, zulmün yok olmasıiçin, safımızı belirlemek zorundayız… Çünküböyle davranmak, insan ve Müslüman olmamızın öncelikli olan gereklerindendir…

Hani bir deyim vardır, bazı insanlar sık sık söyler dururlar: “Efendim, ben tarafsızım veya ben bağısızım gibi söylemler; aslında hem doğru bir söylem, hem de İtikadi bir zafiyettir aynı zamanda. Çünkü, Müslümanın; bağımlı olduğu yeri, tuttuğu tarafı bellive aşikarolan tek mercidir ki; o da Hak’tır!  Onlar, (Müslümanlar) hakka bağımlı oldukları içindir ki, haksızlığı kabul etmedikleri gibi haksızlık da etmezler!... Bunun aksini iddia etmek, insan itikadına zarar verir… Şayet, hak ile haksızlığınçatıştığı yerde; Müslümanın, haksız olan en yakınım da olsa onun tarafını tutmam, haklının yanında dururum diyorsa; işte hakkın yanında, haksızlığın karşısındaki onurlu duruş budur, bu olmalıdır! (zaten İslam’ın da bizden istediği de budur)! Mesele bu kadar açık ve nettir. Fakat,aksi söylense, mesela bu şeylerden; bana ne, kim ne yaparsa yapsın, ben kendi işime bakarım, kimse beni ilgilendirmez; ben bağımsız bir insanım kastı varsa, işte bu şeref ve onur yoksunluğundan başka bir şey değildir…

Müslüman; zillete razı olmaz, zulme göz yummaz, yumamaz, haksızlık karşısında susmaz susamaz; başkalarının sırtında geçinmez geçinemez, aldansa da aldatmaz aldatamaz; doğruluktan ayrılmaz, yol arkadaşını satmaz, onun bunun malına göz dikmez… Evet, Müslüman; garip ve gurebanın, tüyü bitmemiş yetimin malına tecavüz söz konusu olduğunda; o, kollarını makas gibi açıp, durun beni tepmeden yapamazsınız diyen erdemli kişi ve kişilerdir. Çünkü Müslüman; sallabaşını al maaşını, kelliye felliye karışma, sana ne şundan bundan diye dayatılan felsefeyi, ayaklarının altına gömen,İmanlı, onurlu ve haysiyetli insandır…

Hani, bizim Şanlıurfa’mızda; şu bir arazi meselesi falan olmuştu!... Evet, işte o hazine arazilerini bazıları, bazıçevrelere peşkeş çekmesinler diye onların önüne takoz koyarak, engel olamaya çalıştığı, kirli elbiselerini pazara çıkarıp, yalan yanlış hesaplarını ve hayallerini alt üst ettiği için; gazetemizin genel yayın yönetmeni Mustafa Arısüt’ü mahkemeye vermişlerdi ya? Ha İşte Müslümanın imtihanı,bazen böyle,bazen de farklı şeylerle başlar… Bir yerde haksızlığın yapıldığını, birileri hak etmedikleri halde, devletin ve yetimin malına konmaya çalıştıkları görüldüğü zaman; Özellikle Müslümanolan kişi için iki seçenek vardır: “Ya durunbunu yapamazsınız deyip engel olmaya çalışıp, onurlu davranmayı tercih edecek;  ya da bana ne haydi yolunuza devam edinpasifliği tercih edip ayaklar altında kalacaktır!” Bu iki seçenek, insanın imtihanı kazanmasının da, imtihanı kaybetmesinin de biricik sebebi ve kapısıdır…ALLAH’A, Resulü’ neve Kitaba bağlı olan Müslümanın; birinci şıkı tercih edip, haksızlığın önüne geçmesi lazımdır, çünkü onun tabi olduğu ilkeler bunu gerektirmektedir. Tabi, bu durumun bazı bedelleri olacaktır haliyle. İkinci şık ise pasif ve pısırıkların tercihidir ki; orda ne insanlık var, ne de hakkaniyet! Sözün hülasası şudur: “Müslüman; safı ve tarafı güneş gibi parlak ve aşikar olan Hakkın tarafıdır!... Bunun dışında kalanların yeri ise, zaten sizce bilinmektedir!...