NERELERDEN NEREYE GELDİK?

01 / 12 / 2017

Zaman, Kanuni Sultan Süleyman’ın Padişah olduğu muhteşem yıllar: “Alman Kralı’nın zindanlarından kurtarıp Fransa tahtına yeniden oturttuğu I Fransuva’dan sonra Kral olan oğlu II Henry’nin Kanuni Sultan Süleyman’a hitaben şöyle bir mektubu var: “Şimdi ki halde Fransa’nın hiçbir şeyi kalmamıştır. Padişah-ı alempenah Hazretlerinden başka hiçbir yerde de ümidi yoktur.

  Nitekim bundan önce de birçok defa Padişah-ı alempenah Hazretlerinin yardımı görülmüştür. Eğer biraz para ve mal yardımı yapılırsa, Fransa bundan ebediyete kadar minnettar kalacak ve Türk cömertliği bir kere daha cihana nam verecektir. Bu yardım, Padişah-ı cihan Hazretleri için laşey (hiç) mesabesindedir.” (Yavuz Bahadıroğlu/ Osmanlı da şehzade katli. Sh: 54. Nokta ve virgülüne dahi dokunulmadan alıntılanmıştır.

  Fakr-u zaruret içerisinde kıvranan O günün Fransa’sı, Kanuni Sultan Süleyman’dan kendilerine uzatma istirhamıyla; yardım ve şefkat elini beklemekte ve çok zor durumda olduklarını özellikle rica ile dile getirmişlerdi. Peki, Fransa devleti geçmişte; ebediyette kadar minnettar kalacağız dedikleri söze sadık kaldılar mı? Her halde bunun için de bir cevap beklenilmez değil mi? Çünkü Fransa, her zamanki gibi verdiği her söze Fransız kaldı; daima zaman kaldığı gibi… Kısa bir zaman sonra, ayaklarının üstünde durmayı başaran Fransa; kendi dindaşlarıyla birlik olup, Osmanlı Cihan devletini yıkmak için, türlü plan ve entrikalar çevirmeye,kuyular kazmaya başladı!..

  Dahası, Fransa Kralları o günlerde Kanuni’ye baba diye hitap ediyorlardı?! Yani, o gün donanmasıyla, askeriyle, parası ve geniş toprağıyla zengin olan bir Osmanlı devleti; öte yandan, yardıma muhtaç ve Osmanlı’nın cömert eline bakan fakir ve yoksul bir Fransa vardı… Ve malumu hakikat şudur ki, ne zaman ki, Fransa veya başka herhangi bir batı devleti; kendi dışındaki devletlerle (özellikle bu devletler Müslümansa) bir antlaşma yapmışlarsa, kesinlikle bunu menfaat içerikli yapmış ve kısa bir süre sonra da verdikleri sözü, tükürüklerini yalar gibi yutmuşlardır. Bunlar dün böyle oldukları gibi, bu gün de yarında hep böyle kalacaklardır.

  Asıl mesele şu: “Daha düne kadar bizim ecdadımızın şefkat eline bakanlar; bu gün neden Müslümanlar, onlara muhtaç hale geldiler acaba diye düşünmemiz gerekmez mi? Hem de yer altı ve yer üstü tüm zenginliklere sahipken bizler!... Evet, onlar bize muhtaç oldukları zamanlarda; bizim ecdadımız dünya ve ahiret dengesini bozmadan; zamanın fen ve tekniğinden en iyi şekilde faydalanıyor, nizam-ı âlem için ne gerekiyorsa; onun gerekleri için durmadan gayret sarf ediyorlardı. Fakat son bir asırdan bu yana, toplumlarda, kültürden eğitime, yaşam biçiminden sosyal hayata varıncaya kadar; yer değişmesinin yaşanmasıve Müslümanlarda ise eksen kaymasının başlamasının baş göstermesi, başlıca bu hale gelmemizin sebebi!. Adamlar çalıştılar, dünyalarını mamur etmekle birlikte; çağın en modern araç gereçlerini yapar hale geldiler. Yaptıkları silah ve araç gereçlerini, dünyevileşen Müslümanlara; petrol, yer altıve yer üstü kaynaklarıkarşılığında hem satıp çuvallarla dolar kazandılar, hem de birbirleriyle savaştırdılar!Ve savaşın durmaması için, durmadan silah ürettiler,ürettiler, ürettiler ve Müslümanların çocuklarına satıp birbirlerine öldürttüler! . Onlarınkahrolası bütçelerine para aktı, bizde ise; kan gövdeyi götürdü...

  Sadece şunun bilinmesini istedik ki; evdeki hanıma ve iki çocuğuna söz geçirmekten aciz olan bazı çevrelerin, kalkıp da; 36 Padişahla tam 623 yıl, üç kıtada İslam’ın bayraktarlığını Cihan devletiolan Osmanlı Sultanlarını eleştirmeleri,bir Müslüman olarak bizi ziyadesiyleüzmekte, . Vay neymiş efendim? Saltanatmış, şehzade katliymiş; cariyelermiş gibi abuk subuk tarzından bir dizi tarih yoksunu gerekçeler ve haddini bilmez iftiralar. Bunların tümü, geçersiz akçe gibi tarihi geçmiş şeylerdir. Bu tür şeyleri söyleyenlerin, önce içinde bulundukları mevcut duruma ve kendi konumlarına, iyice bir baksınlar; sonra zahmet edip sağlam kaynağından biraz da tarih okusunlar! Ondan sonra,vicdanlarına kulak verip; Avukat mı, Savcı mı yargıç mı olacaklar ona göre karar versinler. El-insaf yani…

  Son olarak, yine Kanuni Sultan Süleyman dönemindeyaşanmış şu tarihi olayı gözler önüne serip; ve şimdi içerisinde bulunduğumuz hal ile kıyaslayalım ki ne hallere düştüğümüzü görelim: “Avusturyalı tarihçi Hammer’in bir kaydına bakalım: “Dans yeni yeni Fransa’da yayılmaya başlamış, bunu duyan Kanuni “rezalet” diye yerinden fırladığı gibi, Fransa Kralına şu mealde bir kesin uyarı göndermiştir: “İşittim ki, memleketinizde kadın ve erkeklerin dans adı altında birbirlerine sarılmak suretiyle süfli bir eğlenceicat edilmiş. Bu rezaletin hudut (o günün Osmanlı hudut sınırını bilmeyenlere) olmamız dolaysıyla memleketime sirayeti ihtimali vardır. Bu itibarla name-i hümayunum (mektubum) elinize ulaşır ulaşmaz, derhal bu rezalete son verile! Aksi halde bizzat gelip o rezaleti kaldırmaya muktedirim.”

  Tarihçi Hammer, bu mektup üzerine dansın tam yüz yıl yasaklandığını kaydediyor… (Yavuz Bahadıroğlu/ Osmanlı da şehzade katli. Sh:56)Umarım, geçmişi bilmeden eleştirenler; nerelerden nereye geldiğimizi anlamış olurlar! Selam ve dua ile…