ÖLÜMLÜ DÜNYADA ÖLÜM YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAK?

03 / 11 / 2017

“De ki: Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız.” (Ahzab/16) Öyleyse bu kaçış nereye? Ey insan! Ölümün gerçekliğini, ebedi bir hayatın var olduğunu unuttuğun takdirde, bu dünya da; ölüm yokmuş gibi yaşaman, senin ebedi felakettin ve ebedi hüsranın olacaktır haber var mıdır? Unutma ki Cennetin olduğu ebedi bir âlemde, Cehennem de vardır. Ona göre yaşamalısın

İnsan’ın, dünyaya gönderilişinin bir gayesi, bir maksadı vardır elbette. Dünyayı imar etmek dahi, ahiret hayatının saadeti için olmalıdır… Gayesi dünya olanların, ahiret diye bir dertleri, bir sıkıntıları yoktur. Özellikle yaşadığımız yirmi birinci yüz yılda, iletişim ve ulaşım araçlarının hayatı kısalttıkları şu zaman dilimlerinde; nimetlerin çoğalmasının hakkını vermek yerine, nimeti tepip yoldan çıkan toplumların akıbetine hep birlikte şehadet etmekteyiz şu sıralar.

Evet, insanoğlu öyle bir süreçten geçiyor ki; dünyaya bel bağlamasının vermiş olduğu rehavet, atalet, durgunluk, sefahat ve şehvet gibi saptırıcı etkenlerin cenderesinde can çekişmektedir adete!.Ölümlü olan şu dünyada, hiç ölmeyecekmiş gibi hareket etmek; beraberinde bir sürü felaketi getirdiği malumdur. Zaten bir şey, maksadından ve gayesinden uzaklaştırıldığı zaman; onun ardından da sorunlar ve problemler baş gösterir…  Onun için, bize emanet olarak verilmiş olan ömür sermayemizi; ALLAH ve Resulü ’nün emir ve yasakları doğrultusunda değerlendirmemiz lazımdır. Yoksa, şeytanın telkin ve dürtüleriyle hareket edenlerin yaptıklarına imrenir ve gıpta edersek; ALLAH muhafaza ebedi hayatımızdan oluruz ki, bu ebedi kaybımız olur. Maazallah!

Efendimiz (s.a.v): ölüm hakkında ümmetini şöyle uyarmaktadır: “Cabir bin. Abdüllah (r.a), Resulullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu bildiriyor: “Âdemoğlu yaratılış gayesinden gafildir. Yüce ALLAH onu yaratmak istediği zaman, Meleğe <<rızkını yaz, kaderini yaz, ecelini yaz, mutlu veya bedbaht olduğunu yaz>> der. Sonra o melek gider. Yüce ALLAH onu buluğ çağına kadar koruyacak bir melek gönderir. Sonra o melek gider. İyiliklerini ve kötülüklerini yazacak iki melek tayin eder. Ölüm anı gelince o iki melek gider, canını almak için ölüm meleği gelir. Kabrine girince ruhunu cesedine iade eder. Kabir melekleri gelir onu imtihan ederler sonra giderler. Kıyamet koptuğunda, iyilik ve kötülük melekleri inerler. Boynuna bağlanmış bir kitap (amel defteri) bırakırlar. Sonra onunla biri Saik, diğeri Şehid adında iki melek bulunur. Sonra Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Önünüzde büyük bir mesele (ölüm) vardır; onu geri püskürtmeye gücünüz yetmez. Yüce ALLAH’TAN yardım dileyiniz.”(Suyuti/İbn-i ebi Dünya. Hadislerle Ölüm)

Evet, en büyük meselenin Ölüm olduğunu beyan buyuruyor Efendimiz (s.a.v) Peki, ölümlü bir dünyada, hiç ölüm yokmuş gibi yaşamak; bunca ilahi nimet ve ikramlarına karşın, Müslümanım diyen kimselere yakışır mı? Yakışmaz. Akıllı; ölümden sonrası için çalışan ve dünyadaki tüm meşru olanakları yerli yerince kullanan kimsedir… Her gece başımızı uyku için yastığa koyup uyuduğumuzda, her uykunun aslında bir ölüm olduğundan haberimiz var mıdır acaba?

Evet, her uyku bir ölümdür! Her sabah uykudan uyandığımızda, yepyeni bir dirilişe uyandığımıza dair, yüce Mevla’mıza şükür etmemiz lazımdır. Hakikat bu iken, modern dünyada, modern insanların beşeri ideolojileri kulluk sınavımızın önünetakoz gibi koydukları ve milyonlarca esfel barikatın olduğu şu zor zamanlarda, meşru çerçeve ve zeminlerde yaşamaktan başka çıkış kapımızın olmadığını bilmeliyiz!.. Ölüm deyip geçmemek gerek. Ölüm ki, kişiyi dostlarından, ahbab ve yarenlerinden ayırır. Firaktır ölüm, ayrılıktır ve fenadan bekaya irtihaldir. Hesap ve kitabın önüne çıkacağı çetin bir maratonun adıdır ölüm!

Ölüm, öyle birilerinin zannettikleri gibi, sadece dünyanın elem ve kederlerinden kurtuluş değildir. Aslında o, çok daha mühim olaylarla karşılaşılacağı gündür. Ölümlü olduğuna inandığımız şu kısa hayata; milyonlarca “Tul-i emeli” sığdırmaya çalışmamızın temelinde; ölümsüzlük isteği ve ölümden gafil yaşamanın olduğundan haberimiz var mı? Kadı Ebu Yusuf der ki: “Akranlarımın ölümü beni yıktığı gibi hiçbir şey yıkmadı.” Ne kadar manidar, ne kadar da düşündürmektedir insanı bu kelam!

“Hayat kısa olduğu halde kendini emniyette zannetmene hayret ediyorum diyor şair!... Bir başkası: “Sen ne zamana kadar bu aldatıcı hayatın metaıyla aldanırsan aldan ecel şerbetini içeceksin. “ Her an ölüm ve ötesi bir hayatın, sorumluluk bilinciyle yaşamamız temennisiyle.