OYUN HEP AYNI OYUN DEĞİŞEN SADECE OYUNCULARDIR

04 / 01 / 2018

İslam Nizamının payidar olduğu dönmelerde, toplumda, “güçlü olanın haklı olmadığı; bilakis, haklı olanın güçlü olduğunadair hüküm veren;İslam hukukunun Adalet mekanizması şaşmadan işlerdi… Çünkü Adalet mekanizması, İnsanların hatırı için değil, hakkın hükmü gereğince, çalışır ve kim neyi hak etmişse onun hakkında o kararlar verilirdi! Mahkemeye intikal eden davalar, Kadı;(mahkeme reisi veya hâkim) davacı ve davalıyı, velev ki bunlar Efendi ile Kölesi de olsa; dinler, delilleri değerlendirip Şahitleri dinledikten sonra; leh ve aleyhte olan İslam’ın hükmü neyse onu verirdi. Velev ki, verilen hükmün mahkûmu kölenin efendisi olsa da, hiç fark etmezdi. Adalet mekanizmasının kusursuz işleyişini hazmedemeyen, o günün fitnecileri; Siffin savaşının patlak vermesine sebep olmuşlardı. Her iki cenahtan ölü ve yaralı birçok insan, üstelik her iki tarafta Müslüman… Oyun hep aynı oyundu, değişen sadece sahnedeki oyunculardı… 

Evet, bir seferinde gayri Müslim olan birisinin, Hz. Ali (k.v)’yışikâyet etmesi üzerine; Kadı Şureyh (Hâkim) Hz. Ali’den olaya tanıklık eden şahitlerini ister. Fakat Hz. Ali (k.v), şahidim oğlum Hasandanbaşkası yoktur dediğinde; kadı hükmü Hz. Ali’nin aleyhine verir. Ve Hz. Ali (r.a), sende kimsin be adam, daha seni ben tayin ettim demez, diyemez; verilen hükme razı olmuştu. İşte İslam nizamının geçerli olduğu toplumlarda, amir ile memurarasında fark gözetilmemekte ve hak neyi gerektiriyorsa o geçerli olmaktaydı… Hülefa-i Raşidin’in sona kalesi Hz. İmam Ali (r.a)’ın Şehid olmasıyla; fitnenin kapısı ardına kadar açıldı ve bazı dönemler hariç; (Ömer b. Abdülaziz Eyyubiler, Selçuklu ve Osmanlılar vs.) bir daha hiç kapanmadı. Çünkü İslam âlemi, rotasını şaşırmış ve kaybetmişti… Dert büyüktü, düşman acımasızdı… Uzun bir zaman sonra Müslümanların yüzü, uzun bir süre gülmüşse de, (Osmanlı Devleti) bundan huzursuz olan düşman; yine rahat durmayacak ve yeni aktörler sahneyi alacaklardı… Düşmanın rahatsız oldukları şey, o günkü Osmanlı cihan devletiydi…

Çünkü: “Osmanlı Padişahlarının sadece Cuma selamlığına çıktıklarında; yol kenarlarına dizilen bir grupilim talebelerinin tek ağızdan; gururlanma Padişahım, senden büyük ALLAH var, demeleri bile, düşmanı çileden çıkarıyordu! Öyle ki, Padişahla halk arasına engeller değil; ünsiyet ve merhamet bağları mevcuttu. Cihanın üç kıtasını, 623 yıl ve 36 tane Padişahla yöneten Osmanlı Devleti; gittiği yerlerde önce insanı daha sonra da o yerleri imar ve inşa etmeyi görev bilmiştir. Bu gün hala, asırlara meydan okuyan ve dünyanın dört bir yanında bulunan Osmanlı şaheserleri; bunun en güzel delili olsa gerek…Her seferinde Osmanlı orduları karşısında hezimet yaşayan Batı devletleri, Osmanlı devletini yıkma planlarını hiçbir zaman kafasından çıkarmadı. Bir taraftan ajanları vasıtasıyla içerden yıkmaya çalışırken; dışardan da durmadan savaş cepheleri oluşturup, ekonomik ve askeri bakımdan onu zayıf düşürmeyi yeğliyordu. Sonunda, Almanya ile beraber girmeye adeta mecbur olduğu 1914 birinci cihan harbine girip,dört yıl aradan sonra yenilgive umumi borçlarla dağılana veyadağıtılana kadar demek daha doğru. Büyük bir gedik açılmıştı güzelim ülke surlarında ve çareler bir bir tükenmekteydi… Evet, düşman pusuya yatmış ve emelini gerçekleştirmişti! Yani, düşman başardı mı? Evet, o gün başarmıştı!

Yıkılan enkazın altında ölenler öldü de, kalanların tümü de batının hegemonyası doğrultusunda hareket etmeye mecbur ve mahkûm oldular veya edildiler! 24 Milyon km. kare olan İslam coğrafyasındaHilafet kaldırılmış ve Ümmet yeniden parçalanmıştı! Veenkazdan geriye kalan coğrafyada irili ufaklı onlarca devletçik kuruldu; bir çoğu manda ve uydu, başa geçirilen liderler de bağımlı birer maşa,kimisi Krallıkla, kimisi de başkanlıkla kandırılıp satın alınmışlardı!... Uyan Müslüman uyan… El-an, durum şu: “Modern dünyada İslam âleminin genel durumuna bakıldığında, idare mekanizmasının ve siyaset çarkının; birçok ülkede, hala batının dayattığı ilkelerle çalıştığını görmekteyiz. Buna rağmen, Batı Emperyalizmi ve Siyonist haçlı sürüleri, rahat durmamakta ve dünyayı yaşanmaz hale getirmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar… Gözüne kestirdiği ülkelerde; önce sudan bahanelerle suç ve suçluları arar.

Daha sonra da kendi imalatı olan uyduruk terör örgütlerini o ülkelere serviseder ve halk arasında kargaşa çıkarmalarını emreder. İnsanları kendi ülkelerine, kendi idarecilerine karşı; içi boş sloganlarla (özgürlük gibi) isyana teşvik eder; oyun tutunca da, Ülkede insanlara baskı var bahanesiyle; yerli iş birlikçileriyle bir olup müdahale ederler… Sonuç mu? Tunus, Libya, Mısır, Suriye ve Yemen’e barış (!) ve Demokrasi (!) getirdikleri örneğinde olduğu gibi?! Ya sonra ne oldu? Türkiye hedefteydi, 17 25 Aralık ta başaramadıklarını, gezi olaylarına taşıdılar, o da tutmayınca,bu sefer 15 Temmuz 2016 Fetöcü’lerin hain darbe girişimini sahnelediler.O da fiyaskoyla sonuçlanınca; Şimdi İran’a yönelmiş durumdalar… Donald Tramp’ın: “Biz İran muhalefetini destekliyoruz demesi tesadüfi değildir.” Ve İslam âlemi için, tehlike çanlarının yeniden çaldığını, haçlı Siyonistlerin yeni oyunlarla fitneaktörlerini sahneye sürecekleri bir süreç gözükmektedir.

An itibarıyla, olay ve protestoların, İran’da 29 vilayettesıçradığını ve halkın sokaklara dökülmüş durumdaolduğu, ölü sayısınınbir hayli olduğu da gelen haberler arasında, (ölü sayısı daha da arta bileceğinden endişe ediliyor)… Unutmayalım ki, batı karıştırmak istediği ülkeye; önce ajanlarını halk arasınagösterici veya asker kılığında sokar. Her zaman yaptıkları gibi, bir taraftan insanları kışkırttırır bir taraftan da insanlara ateş ederler. Bunu gören insanlarda bakın, devlet vatandaşına ateş ediyor diye; ortalığı velveleye veriyorlar. Ve iş çığırından çıkınca da, olanlar oluyor! Şimdi Müslümanlara düşen görev; mezhep ve ihtilaf farklılıklarını bir kenara bırakıp; batı Emperyalizmi ve haçlı sürülerinin karşısında, İran İslam Cumhuriyetinin yanında yer almalarıdır… Sakın oyunlara gelmeyin ve fitne tüccarlarına asla prim kazandırmayın. Bizi bize kırdırmaya çalışanlara cevabımız: “Şamar gibi bir Osmanlı tokadı olsun.” Çünkü ABD ve Avrupa ülkeleri için; sömürülecek yeni ülkelerve yeni kaynaklar lazımdır… Gelin onlarıve taşeronlarını hayal ettikleri o kaynaklarda boğalım. Oyun ve tezgâh hep aynı, değişenin sadece oyuncular olduğunu; asla unutma, unutturma! Vesselam…