POLEMİK HASTALIĞI

21 / 09 / 2017

Kendi vatanlarının irfan ve edep membaından feyiz alan nesiller; dışarıdan ithal edilen her şeye karşı; pür dikkat davranırlar… Davranırlar, çünkü her yerli keskin ve kartal bakışlıdır; yabancıya kolay kolay aba açmaz, prim vermez, hele hele yelkeni hiç açmaz!... Filhakika, yerli besinlerle beslenen bedenler; yabancı gıdaları alınca zehirlenirler! Bir zamanlar, gençliğin bir kısmı, kendi vatanlarında iken; batıya hep sempati ve hayranlık duydular.Öyle ki uykuları kaçtı, âşık olurcasına her yönüyle oraya yöneldiler. Hâlbukiâşık oldukları batının; hergayri meşru veletlerle, flört yaşayan bir Zani olduğunu ya bilmiyorlardı, ya da basiretleri bağlanmıştı… Ecnebi diyarlarında, eğitim ve öğretim görüp; kendi yurtlarına dönen bir zamanın genç neslinden bir kısmı, bu kez kendi topraklarına, ilim ve irfanlarına yabancı oldular!... Sendelemişlerdi bir kere, ayağa kalkmaları zaman alırdı, hem de çok zaman?

Sonra elitler arasında başladı bir keskin kavga, bu nev-zuhur nesil de dâhil olur bu ithal giysili şirin (!) kavgaya… Siyaset ile Politikayı karıştıran veya aynı anlamda kullanan,bir dönemin çömezleri; önlerine çıkan ve nefislerinin hoşuna giden her kavrama kucak açtılar. Artısını, eksisini, götürü ve getirisin hesaba katmadan; açılan acemi bir kucaktı bu! Siyasi kulislerde, siyasetçilerin politika Polemikleri gibi kelime zenginliğiyle (!) başlayan günlük haberler, gündelik gündemler ve içi boş uğraşlar uğrunda harcanan servet gibi mesailer…Damgasını vururdu memleketin yanık bağrına… Birçoğu mu, birazı mı bilinmese de; ithal malın kahır ekseriyeti Avrupalı…

Son bir asırdan bu yana, yetişen yeni neslin büyük bir kısmı; İrfan ve Kamus yoksunu olarak yetiştikleri bir gerçek. Hal böyle olunca da malum, insan; sara hastalığına, humma hastalığına tutulur gibi, teslimiyetçi bir ruhla derdest olurlar!... Fırkalar, partileşmeler, ayrılıklar ve gayrılıklarla boğuşan bir ülkenin insanları… Bir birlerinibitirircesine yapılan atışmalar; sataşmalar, dil kavgaları ve kötü örnek sergileyen hareketler, hepsinin kapı kolları: “Polemik”! Birilerinin yaptıkları iyi şeyleri, sırf hırslarından dolayı beğenmeyenlerin sığınağı oldu Polemik hastalığı bu diyarlarda… Peki, neydi şu Polemik? Nereden girdi vatanımıza, hayatımıza; Siyaset ve idare mekanizmalarımıza, diye hiç düşündük mü acaba?

İrfanımızı istila eden, bulanık lafızlardan biri de Polemik kelimesidir: “Diyor Cemil Meriç! Dilimize bir harami sessizliğiyle giren bu yabancı misafirlerin ifşa, daha doğrusu ispat ettikleri tek hakikat: “Aydınlarımızın havsalaya sığmaz gafleti.” Her telkine açık, tembel ve serseri tecessüs… Nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanıyoruz, ideolojilere ve kelimelere. Diye dert yanar, şikâyet eder adeta gafleti ve gafilleri! Vezamanın mürekkep yalamış kalem Ustalarını (!) da tanıtmaktadır gelecek kuşaklara!... Sanki siz, siz olun; sakın ola aynı gaflete ve tuzaklara düşmeyin demektedir… 

Devam ediyor: “Polemik, Yunanca’dan geliyor: “Polemikosh savaş demek. Fransızca’ ya 1584’te girmiş. (Chanson polémigue: Savaş şarkısı.) Hem sıfat hem isim. “Kamus-u Fransevi’nin verdiği karşılık “Münakaşa-i kalemiye”; TDK (Türk dil kurumu) sözlüğünün: “Açık tartışması .” diyor. Ve Polemik, batının bütün hastalıkları gibi, Tanzimat’ın açtığı yoldan veya kapıdan giriyor, ülkemize. İmanın olduğu yerde, savaşa yer var mı?... (C. Meriç Bu Ülke)

Evet, ülkemize ve hayatımıza giren Polemik; bir hastalıktan ziyade bulaşıcı bir virüse dönüşmüş durumda… Hakikatten, İmanın olduğu yerde; savaşa,sürtüşmeye, boğuşmaya ne hacet? İmanın olduğu yerde, mutlaka imkan vardır diyor, Merhum bir bilge Siyasetçimiz!... Alafranga üslubuyla yetişen yeni yetmelerin dillerinde pelesenk olan, Polemik kelimesi; el-an, bir kısım politikacının, şarkıcının ve mazlum coğrafyaların üzerindeki karabulutlara sevinip horon tepenlerin aşk bestesine dönüşmüş durumda…?

Bu nasıl bir garabet ki, yolda bulduğumuz her şeyi incelemeden alıp koynumuza koyuyoruz? Bir Millet, kendi değer yargılarına yabancılaşıp ve onlardan feragat ettikleri zaman; ithal ve istila kültürünün oralara girmesi daha kolay olacağınıne çabuk unuttuk?Yolda bulduklarını, yol arkadaşlarına değişenlerin yüzünden; kocaman gediklerin, memleket ve vatan surlarında açılmasına yol açar… Yabancı kelimeler de lazım oldukları veçhile elbette, okunmalıdır okunmasına da!? Fakat öncelikli olarak, bir Millet’ in;“kendi Medeniyet ve irfanına özgü olan; değer yargılarıyla uyumlu, bünyesine ve fıtratına yabancı olmayan, dilline ve dinine zarar vermeyen; hayâ ve edep sınırlarına müdahalede bulunmayan, edebiyatına sahip çıkmakla yükümlüdür… Hatırlatmak istedik! Gereksiz Polemiklerden kaçınalım, özür dilerim boş kavgalardan!... Selam ve dua ile. 18 Eylül 2017.