ŞEHR-İ RAMAZAN MEDRESESİ (7)

04 / 06 / 2018


  Söz gümüşse, sükût altındır bilesin ey dünyanın peşinden koşan saki/ Her şey fani olacak, hesap kitap var tek bir Allah kalacak baki! Diline, beline ve eline sahip ol ki, yanmayasın/ Üç günlük dünya zevkine, nefse ve şeytana kanmayasın!

  “Her duyduğu şeyi söylemesi, kişi için günah olarak yeter.” Kavl-i şerifi; dili insanoğlununbaşına, ne felaketler getirebileceği konusunda uyarmaktadır… İnsan dilini, Sükût’aalıştırmakla, gereksiz (malayani) şeylerden koruduğunda dostu,aksi durumda ise amansız bir düşmanı olur. O dil ki, mürekkebi tükenmeyen bir kalem gibidir. Kötü yazar, iyi yazar, ara bozar, ara yapar; bir hançer gibi bazen gönüller yaralar, bir merhem gibi bazen gönülleri hoş eder…

  Evet, dil; insanoğlunun konuşma yetisini ve hitabet mekanizmasını çalıştırmayı sağlayan çok önemli bir organdır! Düzgün ve iyi şeylerde kullanılmadığı zaman, bedeni istila eden içerdeki düşman gibidir. Dillerimize sahip çıkalım. Çocukları ihtiyarlatan çetin bir günün önümüzde olduğu hakikatini asla unutmayalım… Herkes dünyada ettiği eylem ve söylemlerinden sorguya çekilecektir. Üç günlük dünya hayatında, sırf birilerini sevmediğimizden dolayı dilimizi kötülüğüyazan kalem yapmak zorunda olmadığımız gibi, sırf birilerine yaranmak ve yakın durmak içinde de, yalakalık yapmak zorunda olmadığımızı bilelim.

  Günümüzde, bazı çevrelerin, sırf kendi fikir ve düşüncelerine uymadıkları için, zalimlikleitham, dilleriyle telin edip; ama kendi dünya görüşlerine yakın durdukları için de zulmünü görmezden geldikleri zalimi, övüp ve göklere çıkarmalarına mana vermekten güçlük çekmekteyiz gerçekten! Sırf iyi konuşuyor, hatiptir, yeteneklidir, maharet sahibidir desinler diye; dilimizi başka insanların harem-i ismetlerine bulaştırmak, bindiğimiz ağacı kesmeye ve altımızda felaket kuyusunukazmaya benzer ki, sonu ziyan ve hüsrandan başka bir şey değildir. Hele hele, başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş olan maneviyat iklimi olan, Ramazan ayında bulunduğumuz şu günlerde; sosyal medya denilen sanal dünyada, cesur nadanların at koşturdukları günümüzde, dillerimize çok daha dikkat etmeliyiz her halde…

  Resul-i Ekrem’in (s.a.v) huzurunda adamın biri konuştu ve lafı uzattı. Resul-i Ekrem (s.a.v): “Adama- Dilinin önünde kaç perde var? Diye sordu. Adam: -Dudak ve dişlerim var, dedi. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v): -Bunların hiç biri senin sözlerini durduramadı mı? Buyurdu. (İhya 3.sh:261/ ibn-i Ebi dünya yoluyla) Başka bir rivayette, Resul-i Ekrem, (S.A.V) huzurunda aşırı derecede kendisini metheden bir adama: <<Dilindeki laf kalabalığı kadar kötülük kimseye verilmemiştir, yani kişinin en büyük kötülüğü fazla konuşmasıdır. (a.e) diye buyurdu!

  Evet, günümüze baktığımızda, sınır kural tanımayan, takmayan; ona buna pervasızca dil uzatıp hakaret eden, insanların gizli ve mahrem sırlarını irdeleyip ifşa etmeyi maharet sayan, olmadık iftira ve karalamalarla başkalarını lekelemeye çalışan; sırf sevmediklerinden dolayı, kaynağını araştırmadan bir kısım insanların hukukuna tecavüz eden kalabalık bir kitleyle karşı karşıyayız… Peki, meşru zeminde, izahat ve bilgilendirmenin dışında; insanların birbirlerine,hasımane dil uzatma ve hakaret etmelerini hangi perdelerle izah etmeliyiz acaba? İnsaf el- insaf!... Dil, dil, dil deyip geçmemek lazım dostlar!

  Adam çok konuşunca, Efendimiz (s.a.v): Adama, dilinin önündeki perdeleri sorması, aslında kendisini edep ve erkân konusunda uyarıyor… Şimdi, memleketin dört bir yanında; meydanlarda seçim konuşmalarını yapan Siyasilere bakın; birbirlerine etmedik hakaret, söylemedik söz bırakmadıklarını görünce; yukarıdaki hadisi Şerif’in mihengine vurduğumuzda ne kural, ne edep, ne de saygının kaldığını görmekteyiz. Adamalar, ne ramazan dinler oldular, ne de başka bir şey! Peki, insanın bu tür davranışları, başkalarına dili ile yaptığı saldırı ve hakaretleri; kendisi için felaket değil de ya nedir?.

  Ömer bin Abdülaziz (r.a) << Kendimi överim korkusu ile birçok sözlerden sarf-ı nazar ederim>> demiştir… “İbrahim Teymi (r.alyh): de şöyle der: “Mümin konuşacağı zaman sözüne bakar; lehinde ise onu konuşur, aleyhinde ise konuşmaz. Fakat facir böyle değil, ağzına her geleni birbiri peşinden salıverir gider.” Resul-i Ekrem (s.a.v) efendimiz: “Güzel söz ve yemek yedirmek Cennet’e girmenizi kolaylaştırır.” Buyurmuştur… Evet, dilin olumlu ve olumsuz sözleri hakkında o kadar, ayet, hadis ve büyüklerin sözleri var ki; belki saatlerce anlatılması lazım gelir… Sözün özü şudur: Dilimiz yerine göre dostumuz, yerinegöre de düşmanımız olduğunu unutmayalım. Dilimiz, hem iyiyi hem de kötüyü yazan bir kalem gibidir. İyiyi yazmak için dillerini kullananlara ne mutlu! İçinde bulunduğumuz bu aziz ve mübarek zaman dilimlerini; gelin malayani, fuzuli, gıybeti dedikodu, fahiş boş ve faydasız konuşmalarla aleyhimize çevirmeyelim. Dilimizin önündeki perdeleri hesaba katıp, kalbimizde tarttıktan sonra edelim sözlerimizi. Çünkü, söz namlunun ucundaki kurşun gibidir; bir kere çıktı mı, geri dönüşü yoktur. İsabet edip etmemesi önemli değil, önemli olan, hangi hedefe doğru salıverildiğidir… Hayırlı iftarlar. Selam ve dua ile. 04 Haziran 2018