ŞEHR-İ RAMAZAN MEDRESESİ (IV)

24 / 05 / 2018


  “Eğer sadakaları (Zekât ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne ala! Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı örter. Allah, yapmakta olduklarınızı bilir.” (Bakara/ 270) Şöyle ki: “Zekâta aynı zamanda sadaka denmesinin iki sebebi vardır: “Birincisi, malın temizlenip artması, ikincisi de imanda sadakat ve kemale delalet etmesidir. İster Zekât olsun veya sadaka olsun, yapılan hayır ve hasenelerin gizli yapılması, aşikâr yapılmasından üstün tutulmuştur.

  Çünkü gizli yapılan hayırda, mutlak surette samimiyet ve ihlas vardır. Zira gizlice yapılan hayırlar, hem riya ve gösterişten uzak olması hasebiyle; Allah rızasına daha uygundur. Birde, insanın onur ve haysiyetine karşı saygı ve ihtiram gösterilip rencide etmediğinden dolayı; daha faydalıdır. Tabi bu demek değildir ki, açıktan yapılan hayırlar, kabul görmez. Unutulmasın ki, ameller niyetlere göredir. Kimin niyetinin Allah rızası için olup olmadığını; en güzel şekilde cenabı Allah bilmektedir… Yeter ki biz vermesini, paylaşmasını ve sadakatle hak sahiplerine haklarını vermesini bilelim. Gerisini Allah bilir!

  PAYLAŞMAK/İNFAK: Şehr-i Ramazan ayının bir inceliği de, oruç tutan insanların; diğer insanların halinden anlamalarıdır. Aç olmayan insan, açolanın halinden ne anlar ki? İşte Ramazan ayı, Müminleri böyle bir eğitim ve öğretimden geçirmektedir… Normal ve alışılmış zamanların aksine, oruçlu insan; imsakten iftara kadar olan süre içerisinde; hiçbir şey yememek içmemek ve şehevi isteklerden uzak durmakla emrolunmuştur. Bu bir nevi, Mümin için din disiplini demektir…

  Müminler için şimdi infak ve paylaşmanın tam da zaman ve zemini oluşmuştur… Malı olanın malının Zekâtını, malı olmayanın fitre ve sadaka vermekle hem ruhen hem de bedenen temizlenmesidir! İftar sofralarımıza zengin ve el üstünde tutulan adamları değil de; gerçekten bol çeşitli bir sofrada iftar etmeye çok ihtiyacı olanları davet etmesini özellikle bir görev ve vazife addetmeliyiz… Zenginlerin çağırılıp, fakirlerin davet edilmediği sofralar; ne şerli sofralar olduğunu, hiçbir zaman ve asla unutmayalım!... Kıyametin alametlerinden biride, zenginlerin çağırılıp, fakirlerin davet edilmediği sofralardır.

  Birde: Malı olup ta zekât vermek isteyen Müslümanlar için, Ramazan ayı tam isabetli ve mübarek bir zaman dilimidir. Çünkü, her sene bu ayda zekatını veren bir Müslüman; ömrü vefa eder de zekat verecek nisaba malik olursa; otuz altı yıl sonra, senenin bütün mevsimlerinde vermiş gibi sevaba nail olacaktır. Zira Hicri/ Kameri takvim her yıl on gün beriye gelmekle; otuz altı yıl sonra bütün mevsimleri dolaşır ki, bu apayrı ilahi bir ikramdır. Fakat miladi takvimde böyle bir bereket söz konusu değildir, çünkü o hep sabit ve aynı yerde durmaktadır…

  Evet, oruç hem beden ve nefsin terbiye edildiği; hem de ruhun kemale erdiği kutlu zaman dilimleridir. Oruç, birilerinin sandığı gibi sadece vücudunu dinlendirme veya diyet yapmaktan ibaret bir hadise değildir. Böyle düşüncelerle; zayıflamak veya sırf bedeninin ritmini geri getirmek için oruç tutanların manevi olarak nasıl bir kazançları olabilir ki? Oruç, İslam binasının beş temel esasından biri olarak; yüce Allah’ın farz kıldığı bir ibadettir. Bu farz ibadetinden, ancak; piri fani/faniye, akıl baliğ olmamış çocuklar, hastalığı sürekli veya bu ayda oruç tutamayacak kadar ciddi hasta olanlar, bir de özel durumlu kadınlar muaf tutulmuşlardır. Başka bir durum daha vardır ki, o da seferi olanlardır. Fakat seferi olanlar, oruçlarını yedikleri takdirde, daha sonra ki günlerde; oruçlarını gününe gün kaza etmekle mükelleftirler.

  Şimdi, bakınız yüce Rabbimiz, insanlara iyilik yapmayı, kerim kitabında bizlere nasıl tarif ediyor: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah rızasınıgözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır. (Bakara/177) Demek ki, gerçek Mümin olmak Kur’an’da tarifi yapılan vasıflı insanmış. Bu vasıfları sırlayacak olursak: 1) Allah’a iman etmek,
2)Ahiret gününe,
3)Meleklere,
4)Kitaplara,
5)Peygamberlerin tümüne iman etmek. Aslında bu tarif amentünün bir şekliyle öğretilmesidir.
Şimdi bu temel esaslara iman edenlerin, iyilik ve hayırları şu kimselere vermeleri gerekir ki; bu da zekâtın verildiği yerlerin sekizinden altı sınıf insanı ön görmektedir.
1) Yakınlara, 2) Yetimlere, 3) Yoksullara, 4) Yolda kalmışlara, 5) Dilenenlere, 6) Ve kölelere!
Bitmedi, bunlar: “Namazı kılanlar, Zekâtı verenler, antlaşmalarına sadık kalanlar, sıkıntı hastalık ve savaş söz konusu olduğunda da sabredenlerdir.”
İşte Rabbimiz Muttakilerin böyle kimseler olduğunu beyan etmektedir… Rabbimiz cümlemizi, tarifi ve vasıfları Kur’an’da yapılan Muttaki kullarından eylesin… Selam ve dua ile. 24 Mayıs 2018.