SUYU BİR KEZ BULANDIRANDAN NE ÇIKAR DEMEK DOĞRU MU?

15 / 01 / 2018

  Hikâyedir anlatılır, teşbihte hata olmaz kaidesinden yola çıkarak! “Ondan başka, hemen hemen herkesin isminin konuşulduğu bir köyde, adından hiç bahsedilmediğine sinirlenen koca karının oğlu; adını duyurmak için, gider köy meydanındaki Cürün’ e …..! Eder… Sabah kalkan köylüler, Cürünün pislendiğini gördüklerinde; olayı araştırdıklarında, çok sessizbelledikleri koca karının oğlunun yaptığını öğrenirler. Ne yapsın köylüler, olan olmuştur derler demesine de; lakin adamın yaptığı kötü fiil, aylarca konuşulur namı (!) birazcık da olsa duyulur? Ve insanlar köyün meydanındaCürün’ üher gördüklerinde, onuno kötü hareketinihatırlar dururlar!… Nasıl ama değil mi?

  Aslında, birilerinin yaptığı kötülüklertoplumda, kötü örnek oluşturuyorsa;icabına bakılmalı ve es geçilmemelidir. Şayet kötülüğü yapan kişi veya kişiler, yaptıklarından döner, pişman olur ve durumlarını düzeltirlerse; artık onları mazileriyle eleştirmenin ve kınamanın doğru bir davranış olmadığı bilinmeli ve o insanları; topluma kazandırmak adına, kucaklanmalıdırlar!. Fakat, kişi yaptığı yanlışlarında ısrar eder ve bu yanlışlarına da ayrıca ortak bulmak için çaba sarf etmeye devam ederse; işte o zaman bu gibi art niyetli kişilerdenuzaklaşmak ve onların kötülüklerini deşifre etmek, insanları onlara kanmamaları konusunda uyarmak, hakkaniyet sahibi olan herkesin boynunun borcudur…

  Şimdi asıl meseleye geçelim: “1990 lı yıllardan başlayıp, günümüze gelinceye kadar; özellikle yaşadığımız ülke de, İslami kimlikle, âlim sıfatı adı altında kamuoyunun önüne çıkan,kasıtlı maksatlı ve tamamen batıla hizmet etmeyi şiar edinmiş o kadar sima gördü ki insanlarımız akıllara zarar. Özellikle 28 Şubat Türkiye’sinde Müslüm Gündüz ve Aczimendiliğin gündemde olduğu günlere doğru gidersek, mesele daha iyi anlaşılır!... Cinci Hoca diye bilinen Ali kalkancı ve güya taciz mağduru (!) olan Fadime Şahin’den, İsmail Nacar’ a; tavuk da kurban edilir demekle,Kurban ibadetini küçümseyen şaşı İlahiyatçı Zekeriya Beyaz’dan, Sünneti inkâr eden Yaşar Nuri’ye; Yahudi ve HıristiyanlarıCennet’e postalayan Süleyman Ateş’ten, Lohusalı ve Hayızlı kadınların Ka’beyi tavaf edebileceklerini savunan Mustafa İslamoğlu’na; Genç kızlarıetrafında toplayıp, Müslümanlarla adeta dalga geçirircesine kendisini Mehdi olarak lanse etmeye çalışan kediciklerin sahibi sapık ve Mason Adnan Oktar’dan, Zekâtın kırkta birini ve feraizi inkâr etmekle kalmayıp, hatta Namazların bir bütün olarak cemini savunup ayet ve hadisleri kendisapık fikirlerine göre yorumlayan birçok şarlatana varıncaya kadar, mağdub bir taifenin varlığına şahit olduk bu ülkede… Ve bunların ekseriyeti halen hayattalar…

  Birkısmı öbür tarafı boyladıysa da, bir kısmının hala süreleri dolmadığı için; şirretliklerine son hız devam etmektedirler. Söz konusu bu güruhun, başta Cemaleddin Afgani, Reşit Rızave Abduh’un tilmizleri olduklarını bilmeyen yoktur. Bunlar önce, yukardaki misalde geçtiği gibi, önce işi alttan alıp insanları etkilemeye çalıştılar; bunu başardıktan sonra da, asıl maksatlarını devreye sokup gerçek gayelerini izhar ettiler. Bunlar zannetmesiler ki, referans aldıkları şarlatanüstatlarının kendilerinintahrifçi birer mason ve casus olduklarını kimse bilmemektedir. Yani, durum buraya kadar böyle!... Birde Ehl-i Sünnet Alimlerinden bazılarını bu gibişarlatanlarlaaynı safta gösterip; Müslümanların gözünden düşürmeye gayret eden; kötü niyetli, maksatlı bir çetenin varlığını da göz ardı etmemek gerekir!...

  Suyu bir kez bulandırmışsa ne olur mantığından, çok kötü neticeler doğuracağını baştan hesap etmek gerekirdedik ya, işte butiplere prim verilip adam yerine kondukça bunlardurmadan azıttıkçaazar ve etrafında kalabalıklar oluştururlar… Çünkü bu gün suyu bulandıranlar, yarın o suyun kaynağını kurutmaya çalışacakları da kesindir. Kopya bir zihniyetin mahsulü olan, batıldan icazetli, Yahudi ve Hıristiyanların emellerine hizmet etmekten başka gayeleri olmayan, dolayısıyla fırsatları olursa ülkenin altını üstüne getirmekten imtina etmeyecek kadar da timsah gibi acımasız ve katı yürekli kalabalık bir şarlatan sürüsüyle karşı karşıyayız. Öyle ki, bunlar önce Sahabe-i Kiram’a dil uzattılar, fazla tepki almadıklarını görünce yanlarına kar kaldığını anladılar.Bundancesaret alınca da, Peygamber Efendimiz’ in (s.a.v) Afife zevcelerine dil uzattılar; kademekademe Hadisleri inkar etme yoluna gittiler, daha sonra da ayetleri kendi sapık fikirleridoğrultusunda tevil edip; Meal yeterlidir deyip Kur’an’ı metninden okumaya gerek yokturcüretinigösterip Kur’an’a cephe aldılar..

  Garip olan şey ne? Garip olan şeyin, bu gibi şarlatanların birçoğunun hala bu ülkenin; İlahiyat fakültelerinde kiminin Akademisyenlik kiminin Hocalık yapmasıdır… Kurmuş oldukları kendi Televizyon kanallarında, sapık fikirlerini durmadan savuranların; bizde Müslümanız diyen gafillerden karşılık bulup kabul görmesi, çok üzücü bir hadisedir? Asla unutulmamalı ki, yüce Allah (c.c), adili mutlaktır imhal (tehir) eder ama asla ihmal etmez… Herkesin bir süresinin olduğu gibi, bunların da bir süresi ve son kullanma tarihleri elbette vardır… Gelecek kuşaklar arasında, tarih bu gibi Âlim kılıklı Belamları nasıl tanıtacaktır az tahmin etsek de; insanların bunları rahmetle minnetle yâd etmeyecekleri kesindir…

  Son bir hatırlatma; Dini Mübin’i İslam’ı, kendi sapık fikirleriyle bulandırmaya çalışanların bir diğer fitnesi de; İslam dinine bir ömür boyu hizmet etmiş ve gerektiğinde bu yolda canlarını vermekten asla imtina etmemiş olan; bazı İslam Âlimlerine dil uzatıp ve onları da yukarıda bahisleri geçen şarlatanlarla aynı safta göstermeye çalışan kasıtlı ve kötü maksatlı, sözüm ona bu şer şebekesine özellikle dikkatleri çekmek isteriz… Misal olarak; Said-i Nursi (r.alh), Şehid Seyyid Kutub, Üstad Mevdudi (r.alh), gibi daha nice âlimlerimizi, Müslümanların gözünden düşürmek için, güya Sünneti savunuyorlarmış gibi gözüküp, aslında Sünnetin ve Sünneti savunan âlimlerin bir numaralı düşmanları olduklarını bilinmelidir.Bilinmelidir kibunları ifşa etmek, sorumluluk bilincini taşıyan her Müslümanbunu görev bilsin…Hakikat şu: “Gerçek bir alimi eleştiren kişinin,ilmen o alimin seviyesinde olması gerekmektedir!...” Gerisi cühelanın hezeyanlarından başka bir şey değildir…