TOPLUMSAL YARA VE KAYIPLARIMIZ

21 / 11 / 2017

Vardım A……..u Ellerine,

Çok acıdım hallerine!
Nazar ettim yüzlerine,
Mihmandarlıktan eser yoktu!

Nerde İbrahim (a.s)’in Memleketi?
Cömertliği, Sahaveti!
Civanmert cömert milleti,
Gurbetelde arar olduk!... (N.Y)

  Yukarıdaki dizeler, misafirperverliğin göç ettiğine şahit olduğum bir halkarasında üzüntüyle yazıldı! Evet, dert insana söylettirir sözü, bazı durumlarda ne kadar da güzel zuhur eder… Rivayet edildiğine göre, Hazreti İbrahim (A.S); misafirsiz asla yemek yemezmiş. Hatta yollara çıkar ve gördüğü yoldaki yolcuları alıp evine getirir ve onlara izzet-i ikramda bulunurmuş!... Misafir bulamadığı günü ise, oruçlu geçirirmiş… Pektabidir ki, Hazreti İbrahim’in (a.s); Cömertliği, sahavetive gece ibadeti sayesinde ALLAH nezdinde; Halilüllah (ALLAH’IN dostu) şerefine nail olduğu bilinmektedir... Tüm İslam toplumlarında, tarih boyunca; cömertlik teşvik edilmiş, gelen misafirlere izzet ikramda kusur edilmemesine özenle itina gösterilmiştir. Fakat o ruh, bu gün yara aldı mı derseniz? Evet, hem de çok çok aldı!...

  Hem öyle bir yara aldı ki, yıllarca aynı binada oturan komşular; birbirlerini tanımaz halde geldiler, herkes hanesine kapanık, ilgisiz, irtibatsız bir toplum haline geldi insanlarımız. Aynı mahallede yaşadıkları halde, sokak rastlantısı selamından gayri; birbirlerinin evlerini görmez oldu komşular. Bir zamanlar bu topraklarda, evleri tren istasyonuna yakın olanlar; son Tren geçmeyinceye kadar, evin o günkü aydınlatması her ne idiyse; asla söndürülmezdi. Çünkü biliyorlardı ki, son Trenden bir garip inerse; ışığı görünen ve istasyona en yakın evin kapısını çalacağını!... Hani o güzelim düşünceden, o güzelim misafirperverlik aşkından; o güzelim İbrahim’i gelenek ve sünnetten eser kaldı mı? Kaldıysa da çok nadir!

  Ya evine gelen yabancı bir misafirin önüne, ilkin kahve ve yanında da su koyup; şayet misafir önce suya davranırsa, aç olduğunu anlayan ve ev tarafına işaret edip, misafire yemek sofrası hazırlatan nadide insanlarımıza ne oldu? Onların da ya nesilleri tükendi, ya da tükenmek üzere. Toplumsal yaralarımız ve kayıplarımız, her taraftan bizi sarıp sarmaladı; öyle ki, İslam topluluklarında dahi insanlar birbirlerine güvenemez ve birbirlerinin gölgesinden korkar hale geldiler!

  Aş, iş, kasa ve kese ’den başka düşünemez hale gelmedi mi insanlar? Hani lüzumundan fazlası her şey beyhudeydi! ALLAH için sevmek ve ALLAH için buğzetmek prensibi, bu diyarlardan göç edeliden beri; Kur’an ve sünnet eksenli hayatlardan geriye bir şey mi kaldı zannedersiniz? İslam coğrafyasına bakın, sudan ucuz hale gelmedi mi insanların kanı? Peki, dünyada itilen, kakılan, dövülen, sövülen; ülkesi yıkılan ve istila edilen, sürgün olunan ve zulmün alasına maruz kalan neden sadece Müslümanlar, hiç kafa yorduk mu bunun üzerine? İş lafa geldi mi, herkes laf ustası; peki, ya amel?

  Evet, yaralıyız, yara aldı bedenlerimiz; ruhlarımız, yaşantılarımız, eylem ve söylemlerimiz! Dünyanın en emin insanları Müslümanlar değil miydi bir zamanlar? Evet, Müslümanlardı. Çünkü o Müslümanların, söylem ve eylemleri birdi. Onlar birbirlerinin dertleriyle dertlenir, hakka düşmanolanlara korku salar, mazlum ve çaresizlere de umut olurlardı. Dünyada herkes yaşam hakkına sahiptir düşüncesiyle, inşa ettikleri evlerin, Camilerin, Sarayların, kalelerin ve burçların müsaityerlerine kuş evleri yapan Mimarlarımız göç ettikleri günden beri; kuşların da ne can emniyetleri ne de insanlara olan güvenleri kaldı… Günümüzde, insanlardan daha; doğaya, ve dünyaya zarar veren başka kimse yoktur

  Beton yığınlarının, gökdelenlerin, deniz sahillerine sıfır eğlence yerlerinin ve içlerinde günah işlenen villaların; isyanda son sürat ilerleyen ve meçhul hedefler doğru koşan insanların çoğunlukta olduğu bir asırda yaşamaktayız! Özüne yabancılaşmış, geçmişine ve ecdadının tarihine bigâne, batıla hevesli ve taklitçiliğin her yerine sirayet ettiği nesillerin bol olduğu bir süreçtengeçmekteyiz. Evet, yara aldı her tarafımız, ticaretimiz, siyasetimiz; edep ve hayâmız! Fenerle arar olduk, hakiki manada hak dostlarını, edep ve irfan sahiplerini… Karamsar olmamak lazım, lakin; toplumsal yaralarımızın kronikleşip kangrene dönüştüğünü kimse inkar edemez… Siz söyleyin değerli dostlar, iki kiloluk bir yorganı yüzünden atıp sabah namazına kalkamayan insanlarınoluşturduğu toplumlardan; hakka ve hakikat düşmanlarına korku salabilirler mi? İnsan yığınlarından kendilerini kurtarıp, insan ve Müslüman olabilmeyi başaranlara ne mutlu!... Rabbim! Bizi İslam’i İstikametten ve kulluğundan ayırma Âmin. 20 Kasım 2017