VE VAHDET İÇİN: DUA VAKTİ….

07 / 09 / 2017

Bıçak soksan gölgeme,

Sıcacık kanım damlar.
Gir de bir bak ülkeme;
Başsız başsız adamlar…

Ağlayın, su yükselsin!
Belki kurtulur gemi.
Anne, seccaden gelsin;
Bize dua et, emi! (N.F.K. Çile ’den)

  Üstad, bu iki dörtlüğü ta; 1944 te,yani bundan tam 73 yıl önce yazmış,o zamanlar bile, ülkenin ve insanlığın manevi bir tufanla karşı karşıya olduğundan endişe duymuş; açmış gönülden ellerini adeta: “BİZE DUA ET, EMİ!” diyerek; aslında her çağ ve zamanda, muhtaç olduğumuz dua silahını hatırlatmak istemiştir…

  Karaya oturmuş olan, insanlık gemisinin; batmaması için, suyun yükselmesine ihtiyacın kaçınılmaz olduğu herkesin ve hepimizin malumu olsa gerek! Ölümlerin, katliamların, sürgünlerin ve soykırımların revaçta olduğu; çok karmaşık bir asırda yaşamaktayız. Ve birimiz, mahşeri vicdan imtihanıyla karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım. Öyle ki, birçoğumuz; eskiden olduğu gibi, haber ekranlarından, gazete manşetlerinden okuduğumuz ölüm haberlerinden, artık etkilemez hale geldik?

  Neden mi? Nedeni şu: “Ümmet ve İslam bilincimizi kaybettik; kardeşlik köprülerimizi yıktık veya başkalarının namı hesabına yıktırdık; merhamet ve acıma duygularımız köreldi, mana ve basiretlerimizin kapıları kapandı; madde bataklığında can çekişir hale geldik!... Kendi kese ve kasalarımızdan başkasını düşünecek zaman bırakmadık kendimize, cimrileştikçe cimrileştik, Modernizm denilen canavarın rüzgârına kapıldık; münkerin işlendiği mekânlardan uzak durmadık; çevremiz dağılır ve arkadaşlarımızı kaybederiz korkusuyla; ALLAH için tavrımızı net bir biçimde ortaya koymaktan aciz kaldık…

  Böyle olunca da, zillet üstüne zillet gördük, heybetimizi yitirdik; birliğimiz dağıldı, gerçek dostlarımızı tanıyıncaya kadar, onlarında muhabbetinden eser kalmadı, budefa da düşmanlarımızın saldırılarına uğradık… Siyasi ve politik kavgalarımızı, her şeyin önüne geçirdik, birbirimizle uğraşmaya devam ede ede, düşmanlarımızdan gelen tehlikeleri bertaraf etmeye zaman ve zemin bulamadık. Coğrafik olarak bizden uzak olan kardeşlerimiz zulüm ve işkence altında inlerken; nasıl olsa bizden uzaktadırlar, elimizden bir şey gelmez diye kendi kendimiziya avuttuk ya da kandırdık…

  Peki, bunca kayıp ve ziyana karşın; samimi bir kalp ve halis bir niyetle; el açıp dua edecek olan hatip dillerimize ne oldu??... Alıştık be Âdem, alıştık her yüzümüze çarpan zulüm rüzgârlarına! Afganistan, Bosna, Keşmir, Kosova; Cezayir, Irak, Tunus, Libya, Mısır; Suriye,hâsılı tüm İslam coğrafyasında esen zulüm rüzgârlarına bir yenisi daha eklendi!Ve Myanmar’da zalim ve gaddar Budistlerin acımasız silahlarına hedef olan Arakandaki Müslüman kardeşlerimizin maruz kaldıkları zulüm, kahredecektürden ve insanın kanını dondurmakta!

  Peki, maden hiçbir şey gelemiyorsa elimizden diyorsak bile; gönül coğrafyamızın birer parçası hükmünde olan, en uzak diyarlardaki kardeşlerimizin kurtuluşu ve zafere ermeleri için; halisane bir duamız da yok mu?? Ha yok mu?

  Ve dertlerin dertlerinden dert yanar Üstad: “Ey genç adam, bu düstur sana emanet olsun/ Ötelerden habersiz nizama lanet olsun.” (N.F.K) Ötelerden habersiz nizamların bekçileri; dünyanın her yerinde Müslüman kardeşlerimize zulüm etmektedirler… Aramıza ektikleri nifak tohumları sayesinde; bizi birbirimize düşürmek ve bizi parçalamak istemektedirler! Müslümanlar, Ümmet olarak, akıllarını başlarına almaz, kenetlenmez ve dağınık yaşamaya devam ettikleri müddetçe; İslam coğrafyasında daha çok kan ve gözyaşı akacaktır… “VEÜMMETİN VAHDETİ İÇİN DUA ZAMANI!” Tüm noksanlıklarımıza rağmen; birbirimize samimi olarak dua edelim. Zira “Dua Müminin silahıdır diye buyuruyor Ebedi önderimiz (s.a.v)”Selam ve dua ile.