Yakın tarih'ten bir levha

13 / 02 / 2017

 “Sizlerle paylaşacağım şu bilgiler; 1957 yılında DP.’den Muş Milletvekili olarak Meclise giren ve 27 Mayıs 1960 Askeri darbeden sonra yassı adaya sürülen Giyaseddin Emre’nin notlarından alınmıştır… Tarihte neler yaşanmış ve o günkü hadiselere, birlikte; yakın tarihe bir yolculuk yapalım istedik!

  Merhum Adnan Menderes’in hanımı, Berrin hanımın ifadeleriyle: “27 Mayıs 1960 Askeri darbe olduktan sonra, bizi evimizden aldılar, sokağa attılar. Üzerimdeki kürkü boynumdaki inciyi de; (üniformalı darbeciler) subaylar aldılar… DP’li olmayan bir vatandaş geldi, bizi evine aldı. Ev sahibi her üç ayda bir gelip 1500 lira alıyordu. (kira bedeli) Bir ara ev sahibinin 5 Haziran günü gelip parasını alması gerekirdi. Bir zaman geçtikten sonra, yanımda Mutlu’nun (oğlu olsa gerek) bulunduğu bir zamanda eve giren aynı adam; pür hiddet bize şöyle konuştu: “Verin evimin kirasını!

  Kocanız Abdülhamid’in hanımına ev tutuyor” diye hakaretlerde bulundu. (Abdülhamid’in hanımına ev kiralama olayını başka bir yazıda sizlerle paylaşırız inşallah) Yanımda o zamanlar 10 lira param vardı. Mutlu’ya dedim ki, Bizim oturduğumuz daireye yakın Gaziantep Milletvekili Ali Ocak’ın evi var. Onlarda mutlaka para mevcuttur. 1500 lira alıp gelin, bu herifin ev kirasını verelim.

  Mutlu bu manzarayı görünce, birden gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Anne, bizim bu halimizle kim bize para verecek dedi. Bunun üzerine parmağımdaki (muhtemelen nişan yüzüğü) yüzüğü çıkardım. 10 lirayı da verdim. Hemen taksiye atla, Kızılay’da rastladığın ilk kuyumcuya ver gel dedim. Mutlu gitti, yüzüğü 1800 liraya sattı. O zaman adamın (adam denilse tabi) kirasını verdik. 300 lira da bize harçlık kaldı. Gel zaman git zaman bu yüzük, el değiştire değiştire, Adapazarı’nda bir kuyumcunun eline düşer. Kuyumcu bunu 1300 liraya satın alır.

  Yüzüğün üzerinde benim ve Menderes’in isimleri yazılı olduğu için, kuyumcu Ankara’ya gelir, adresimizi tespit eder. Yine bir gün kapımız çalındı. Mutlu kapıyı açtı. Efendi bir adam içeriye girdi, bir kutunun içinde yüzüğü bana takdim etti ve şöyle dedi: “Her halde bu yüzüğü terbiyesiz darbeci bir subay almıştır, buyurun takdim ediyorum” dedi. Ben kendisine Efendim ben bu yüzüğü sattım. Kimse elimden zorla almadı dedimse de adam direndi.

  Kaça alındığını sordum. “13 bin lira” dedi. Şu anda kendisine vereceğim 13 bin liramın olmadığını söyleyince “Efendim ben bunu para için getirmedim dedi. Şimdi bu olay üzerinden yıllar geçti geçmesine de, Adnan Menderes hala birçok yönüyle hayırla yâd edilirken; o gün onun kapısına dayanıp eşi Berrin Hanımı azarlayıp verin kira paramı diyenleri de unutmadı, unutmayacaktır zannederim.

  27 Mayıs 1960 darbesini yapıp, halkın ensesine kâbus gibi binenlerin hiç biri bu hayatta değil belki; lakin onların geride hoş bir seda bırakmadıkları, artık herkes tarafından bilinmektedir. Yıllarca iç ve dış mihrakların bu topraklar üzerinde, yaptıkları kirli hesaplar; bu toprakların asıl sahiplerine çok ağır bedeller ödetti ve çok pahalıya mal oldu. Geçmişi görmeyen veya sağlıklı bir tarih anlayışıyla o günleri okumayanlar; bu günlerin kıymetini de anlayamazlar. Yukarıda verdiğimiz, yakın tarihteki o levha, aslında o günün yönetici kadrolarının bir utanç tablosudur.

  Şartlar ne olursa olsun, mağdur duruma düşmüş bir hanımın kapısına dayanılmaz ve ailesinin gözleri önünde rencide edilemez. Bu gibi davranışlar, ucuz ve kalitesizlerin işidir. Onun için, yakın tarihimizde cereyan eden, olumsuz ama sayısız hadiselerden sadece bir tanesine dikkatleri çekmek istedik. İstedik ki, yeni nesil bu günlere, ne badireler atlayarak, ne bedeller ödeyerek geldiğimizi anlasın… Sizce Berrin hanımın kapısına dayanıp onu azarlayarak, yüzüğünü bir kira bedeli için sattıran mı; yoksa ta Adapazarı’ndan o günün şartlarında, yüzüğü takriben sekiz katı fiyatına alıp kalkıp Ankara’ya gelip onu hiçbir karşılık beklemeden; Berrin hanıma takdim edip giden mi asil ve insan? Yorum sizin. Vesselam. 13 Şubat 2017.