2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı başlıyor. 17 Eylül Pazartesi günü, okullar açılıyor.

Okulların açılıyor olması, özellikle okula yeni başlayacak çocuklar ve onların velilerinde daha büyük bir heyecana neden oluyor. Bu konularda nasıl davranılacağıyla ilgili uzman görüşleri, her zaman olduğu gibi, televizyon programlarında yer alacaktır.

Ancak ülkemizde sürekli, eğitimin sorunlarından bahsedilirken; yapılan yenilikler ve değişikliklerin sürekli hayal kırıklıklarıyla sonuçlanması, özellikle sistemde köklü değişikliklere yönelik beklenti ve umutları sonlandırmış gibi.

Oysa zaman zaman köklü sistem değişikleri mahiyeti taşımasa bile, bu yönde önemli sayılabilecek fikirler ortaya atılabiliyor ve bu yönde beklentiler oluşabiliyor.

Bunlardan biri, 2017-2018 Eğitim Öğretim yılının sonlarına doğru gündeme düşen ve hemen tüm eğitim camiası tarafından kayda değer bir beğeni gören, ders saatleri süresini kısaltmaya yönelik fikirlerdi.

Oysa tam tersi bir gidişatla, normal eğitim denilen ve çocukları okulda tutma süresini daha da uzatmaya yönelik değişikliklere gidilmekte. İsmi normal eğitim olan ama çocuğu sabahtan akşama kadar okulda tutan bu uygulamada çocuk, öğlen arasından sonra tekrar okula devam etmektedir. Bunun karşıtı olan ikili eğitimde ise çocuk yarım gün okulda bulunmaktadır.

Servisler, müfredat, okullara yerleştirme sistemi, öğretmen kalitesi ve öğretmen yetiştirme gibi daha bir yığın temel soruna bulaşmadan, sadece bu iki konuyu ele almak istiyorum. Biri; ders saati süresinin kısaltılması, diğeri ise ikili eğitime (yarım gün) geçilmesi.

DERS SAATLERİNİN/SAYILARININ KISALTILMASI

Teknolojinin, bırakın evlere henüz birçok şehre bile girmediği yıllarda ve klasik yöntemlerin kullanıldığı çağlardan kalma olan 40 dakikalık ders süresi güncelliğini yitirmiştir. Bugünün çocuklarının, elli yıl öncekine göre daha hızlı anladığı, algıladığı ve kavradığı gerçeği göz ardı edilemez.

Bir ders için 40 dakika olan süreyi, eğitimciler, genel anlamda uzun görmektedir.

Yalnız ders süresiyle, herhangi bir müfredatın sağlıklı işlenebilmesi için gereken süreyi karıştırmamak gerekir. Ders süresi, bir ders saatini ifade eder ve ortalama olarak, sınıf ortamında verimli olabilme, dikkatin ve performansın diri tutulabileceği, insan fizyolojisi ve psikolojisi için en uygun süreyi ifade eder.

Örneğin, A konusunu, bir oturumda, 120 dakikalık bir derste, işleyerek alınacak verim; bu sürenin yarısı ya da biraz daha fazlası bir süre zarfında ama iki veya üç oturumda işleyerek alınacak verimden daha azdır.

İstisnai konular ve akademik aşamalar ve bazı özel gereklilikler dışında, genel anlamda, ders süresinin 25-30 dakikaya indirilmesi kendisini dayatan bir zorunluluktur.

Ders sürelerinin inmesi, öğretmen ve öğrencilerde ciddi bir motivasyon artışı sağlayacaktır kanaatindeyim.

Ders sürelerinin kısaltılması yeterli değildir. Ders sayılarının ve bazı derslerin haftalık ders sayısının da azaltılması gerekir.

Temel niteliği olmayan derslerin, serbest zamanlarda, isteğe ve yeteneğe göre belirlenecek ve farklı ortamlarda gerçekleştirilmesine destek sağlanarak gerçekleştirilmesine yönelik planlamalar yapılmalıdır.

 YARIM GÜNLÜ EĞİTİM

Ders süreleri ve hatta bazı derslerin haftalık ders sayılarının azaltılması, çocuğun, öğretmenle ve okulda geçireceği süreleri kısaltacaktır ama temel derslerden alınacak verimi arttıracaktır.

Çocuğun okulda geçireceği zamanın azalması, ikili öğretimi mümkün kılacaktır. Dolayısıyla okullar yarım gün olacaktır.

Okulların yarım gün olması, yani öğrencinin okulda geçireceği zorunlu sürenin yarım gün olması (derece ve kademeye göre 4-7 ders saati), çocukların dışarıda, sağlıksız beslenmesini zorunlu olmaktan çıkaracak, çeşitli riskleri giderecek ve daha farklı birçok külfeti ve tehlikeyi ortadan kaldıracaktır.

Çocukların, hareketsiz ve hiyerarşik zamanlarını azaltarak, onların özgür, tercih ve yeteneklerine uygun, bağımsız akademik ve bedensel aktivitelere yönelmesi sağlıklı olacaktır. Böylece günün, hayata ayrılan zamanı geri kazanılmış olacak, çocuğun, toplum içinde kazanması gereken davranış ve hayata atılma noktasında edinmesi gereken yeteneklere ulaşması kolaylaşacaktır.

Serbest zamanlarda çocuğun tercihleri ve yetenekleri doğrultusunda edinmek isteyebileceği; lisan eğitimi, meslek edinme eğitimi, enstrüman çalmayı öğrenmeye yönelik eğitim, spor, kültürel eğitim, sanatsal ve daha farklı etkinliklerin yapılması desteklenip planlanabilir.

Yeni eğitim öğretim yılına, yeni Milli Eğitim Bakanı ile girerken, bu konulara yönelik çalışmaların yapılacağına dair umudumuzu korumaya devam edeceğiz.

Bu umut ve duygularla, yeni eğitim-Öğretim yılının hayırlara vesile olması dilerim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.