AŞK KIRMIZI

25 / 06 / 2018


Aşkı kirletmek, ilişkileri çıkmaza sürüklemek ve buna mantık üretmek genelde medyanın özelde sinemanın misyonuna dönüştü. Sinema saplantılı, marjinal ve hasta ruhlu karakterle aşkı anlaşılmaz bir hala getirdi. Normal ilişkilerin sinemanın perdesine yansımadığını, yansıtılmadığı aşikâr bir durum. Normal olan şey cazip değil anlayışı yani seyircinin ilgisini çekmez söylemi sadece sinema sektörünü elinde tutanların kandırmacısıdır. Perdeye yansıyan filme halk değil, yapımcılar karar vermektedir. Sonra bunu halk istiyor demek, pişkinliktir. Halkın talepleri hiçbir zaman sinemaya yansımamıştır. Halk hesaba alınmamıştır…

Çapkınlığı, gayrı meşru ilişkileri, aldatmayı, sadakatsizliği, çoklu ilişkiyi/aşkı ve bütün bunlara nedenler üreten bir sinema algısıyla karşı karşıyayız. Sinema kendi saplantılarını ve akıl almaz çarpık anlayışlarını topluma kabul ettirme, sonrasında yaygınlaştırma derdinde. Kendi tutarsız ve içinde kaybolmuş hayatlarını topluma örnekmiş gibi sunma gayretleri durup dinlemeden devam etmekte.  Çarpık ilişkileri masumlaştırma çabası bazı filmlerde geri tepse de gelinen noktada sinema bu çabasının meyvelerini toplamaya başladı. Meyve veren bu çarpık anlayışa karşıda kimse dur da diyemiyor.

Filmlerin gişe rakamları önemli değildir, bu zihniyetin yayılması için uğraşanlar algının yavaşta olsa yayılmasıdır. Geçmiş tecrübe göstermiştir ki toplumun yerleşik anlayışın yıkılması yıllar alır ama yıkılır. Çarpık anlayış sahipleri belki yapmak istediklerini göremeyeceklerdir. Ama toplumun için kuşku ve fitne tohumu atmaları kendileri için yeterlidir.

Aşk kırmızı bir aldatma filmi imajından uzak bir anlatım ya da kurgu algısı verilmiştir. Aldatma gecelik bir ilişki ve sevgisiz, tutkusuz bir kaçamak olarak lanse edilir. Aldatma geçici bir durumu ifade eder. Aynı kişi ile tekrar edilmeyeceğine inanılır. Aşk Kırmız’da aldatma geçmişten gelen gönül meselesiyle geçiştirilmiştir. Karısına “seni seviyorum” dedikten bir dakika sonra geçmişte yaşanmış bir ilişkiyle yüzleşen ve kadının eskortluk eden kadınla beraber olan Ferhat’ın sevgisinin inandırıcılığı nerededir ki. ‘Seviyorum’dan sonra tutkulu bir birliktelik yaşayan Ferhat sözde iki aşk arasında kalmıştır. Kimi sevdiğini aslında çok iyi bilmektedir. Arafta bir Ferhat yoktur. Ne istediğini iyi bilen bir adam vardır. Metresine yani eski sevgilisine sürekli karısını ne kadar sevdiğini söyleyip duran bir adam metresine ne mesajlar vermektedir.

Geçmişten gelen pişmanlık, tatmin edilmemiş şehvet, yarım kalmış duygular Nazlıgül’ü Ferhat’ın gözünde çekici hale getirmektedir. Ferhat yarım kalmış duyguların esiri olmuştur. Yatakta sürekli geçen zaman bunun göstergesidir. Ferhat iki kadını tek çatı altında tutma derdindedir. Bir yandan alışkanlık haline getirdiği ilişkisindeki evlilik, diğerinde yarım kalmış bir aşkı tamamlama sevdası vardır. İkisini de bırakmak zor gelmektedir. Alışkanlık mı sevgi mi? Kararsızlık buradadır. Yeni bir serüven her zaman yerleşik düzeni olan bireyleri tedirgin eder. Korku benliği sarar. Korkunun getirdiği tedirginlik başlangıçları zorlaştırır. Bir de alışkanlık haline gelen ilişkiyi sonlandırmanın zorluğu ve nedensizlikler vicdanı rahatsız eder. Sonuçta bir geçmiş vardır. Ve bunu silmek kolay değildir.

Kadının kıskançlığı yani başka bir kadının varlığına tahammülsüzlük herkesçe malumdur. Film kadının fıtratına ters gelecek bir anlayış ortaya koyarak Zeynep üzerinden üçlü biner aşk arayışı içine girmektedir. Zeynep kocasını o kadar çok seviyor ki aldatılmayı normal karşılıyor. Üstüne kocasının metresinin en yakın arkadaşı oluyor ve fantezileri paylaşıyorlar. Fantezileri paylaşmakta yetmiyor Zeynep kocasının nelerden hoşlandığını metrese anlatmaktadır.  Ve bunun finalinde üçlü aşk yaşamayı dolaylı teklif etmektedir. Bütün bunlar aşk adı altında bize sindirile sindirile verilmektedir. İşin ilginç tarafı eskort daha onurlu çıkıyor ve intihar ediyor. Ev kadınıyla bir eskortun arasındaki farkı da görmüş olduk. Sonrasında yok beni ne kadar sevdiğini ondan öğrendim edebiyatı. Kocasının başkasının koynunda kendisini ne kadar sevdiğiyle övünen kaç kadın vardır yeryüzünde. Bir tek erotik filmlerde bir de bizim Osman Sınav’ın filmlerde olur ancak.

Osman Sınav’ın Ferhat’a sordurduğu neden eskort oldun sorusuna Ferhad’ın ısrarlarına rağmen Osman Sınav cevap vermez, veremez. Nazlıgül soruyu sürekli başından savar ve seyirciyi aldatmaya yönelik ilişkinin geçmişine gideriz. Böylece geçmişteki başarısız bir ilişkiye ve ayrılığa neden olan mafya bozuntusuna tanık oluruz. Seyirci de acılı bir ayrılmanın hüznü yaşar ama hala Nazlıgül neden eskortluk yaptığının cevabını öğrenemiyoruz. Osman Sınav burada zekice bir manevra yapar ve seyirciyi cevapsız bırakmayı başarır. Aslında Osman Sınav’ında bir cevabı yoktur. Karakterinin neden hayat kadını olduğunu bilmez. Bildiği tek şey sonuca bağlamak için karakterin sıradan bir iş kadını ya da ev kadının olmaması gerektiğidir. Yoksa film istediği şekilde kurgulanamazdı. Düşünsenize Nazlıgül’ün sıradan bir kadın olduğunu, kıyamet kopardı. Ama eskort olunca üçlü aşk normal karşılandı. Suçlu Zeynep oldu. Kendine güvenmeyen, kocasının aldatmasına ses çıkaramayan ve ben daha iyiyim diye kendini kanıtlamak için kocasının en arkadaşıyla iş yerinde beraber olacak kadar karaktersiz bir karakter karşımızda. Kocasının yüzsüzlüğü kendisinde de var, banyodan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmaktadır. Aslında burada Nazlıgül daha onurlu davranış sergiliyor algısı da ortaya çıkıyor. Bütün bunlardan şu çıkıyor ya Osman Sınav’ın kafası karışık ya da seyircinin algısıyla oynanmak istiyor. Kimse de çık aldatma dizileri çok seyir ediliyor, Osman Sınav’da gişeye oynamak için böyle film çekti demesin.

Çini kursundan çok ebru sanatının icra edildiği muhafazakâr bir ortamı andıran bir mekânda eskortun olması şaşırtıcı değil mi? Günah çıkarılmadığı kesin.