“AYLA”YA DEĞİL, SOKAKTAKİ ÇOCUĞA AĞLAYALIM

16 / 11 / 2017

Türkiye sinemasında birbirinin tekrarı olan aşk filmlerinden geçilmediği bir dönemde işlediği konuyla gündeme gelen “Ayla” filmi siyaseti ve savaş gerçeğini teğet geçti. Türkiye sinemasında gerçekçi bir film beklemenin hatalı ve eksik bir düşünce olduğunu “Ayla” filmi hatırlattı. Melodramdan kurtulmaya mı çalışıyor sinemamız derken, aksine melodramın dibine dibine vuran “Ayla” filmi Türkiye sinemasının gerçeğini bir kez daha bize hatırlattı.

Kore’de neler oldu, askerimiz neden gitti, orada neler yaşadı gibi konulara girmeyeceğim, zira seyircimizin bu konularla ilgilendiği yok. Gerçi üzücü ama sinema okuyucusu da bunu duymak istemiyor. Biz sevmeyiz gerçeği bize sunan bilgileri, romantik ifadeler bizi daha çok cezp eder.

Ben daha tehlikeli bir yöne değineceğim. Nitekim “Ayla” filmi ile ilgili araştırma yaparsanız Kore savaşı, Nato, Amerika gibi değerlendirmelere ve salonda filmi izleyenlerin dinmeyen gözyaşlarına çok rastlarsınız. Ben size daha farklı bir bakış açısıyla baş başa bırakmak istiyorum.

Kendi gerçeğimizle yüzleşmeye ve beyaz perde de nasıl aldatıldığımıza değineceğim.

“Ayla” salondaki erkek kadın demenden herkesi gözyaşına boğdu, boğuyor. Şimdi soruyorum size sanal ekran başında gözyaşlarını tutamayan ey seyirci, bu kadar yufka yüreklisin, merhametlisin, vicdan sahibisin, duygusalsın ya, soruyorum yanı başında bombalar patlarken yüzlerce insan ölürken, yaralanırken, evsiz kalırken, muhacir olurken, aç ve sefalet için yüzerken neden ağlamazsın, merhametin harekete geçmez, yardım için elin cebine gitmez de Koreli bir kızın babasızlığı ya da bir askere düşkünlüğü yüreğinde fırtınaya boğar.

Yine, etrafında yüzlerce üzücü ve kahredici gelişmeler olurken, oturup ağlayamazsında ekran başında hüngür hüngür ağlar ve salonu terk ettiğinde sesin kısılır, konuşamaz olursun. Ekran başındaki bir iki sanal görüntü seni etkisi altında alırken, hayatın daha acımaz gerçeği gözünün önünde yaşanırken duyarsız olursun.

Can alıcı soru, insanımızın gerçeği hangisidir? İkincisi Emperyalist algı çalışması nasıl da oluyor da bu kadar başarılı olabiliyor?

Bana neden sinema ve algı diye soranlara işte en güzel cevabı “Ayla” filmi fazlasıyla veriyor. Kore gerçeğini filmle öğrenen seyirciye mi yanarsın? Algının kurbanı olan seyirciye mi?

Kendi gerçeğimize duyarsız ama sanal ve aldatıcı (her ne kadar gerçek hikâyeden uyarlansa da) ekran karşısında hassas bir seyircinin tarifini yapmakta zorlanıyorum, ama algının gücünü gösterme adına buna değinmek ve bunu sorgulamanın gerekliğini düşünüyorum.

Duygularımız bile artık bize ait değil, düşüncelerimize zaten başkaları yön veriyor. Özelimiz olan duyguların bile bize ait olmadığını, birileri istediği zaman ağlayabiliyorsak, birileri istediği zaman vicdanımızı harekete geçirebiliyor; ama biz duygularımıza yabancı kalmışsak, vicdanımız günlük hayatın içinde körelmiş ve harekete geçemiyorsa artık duygularımızı da yitirdiğimizi ve kontrolünü başkalarının eline verdiğimizi göstermektedir.

“Ayla”ya değil kendi halimize ve sokakta gözlerimizin içine bakan çaresiz insanlara karşı çaresizi kaldığımız için ağladığımız zaman biz kendi gerçeğimizi yaşıyoruz demektir.