DARBE VE ARBEDE ARASINDA

13 / 07 / 2017

İşyerindeyim. Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Arısüt tatile çıkacak. Bu tatil meselesi gazetede eski anıları canlandırıyor. Yazı İşleri Müdürümüz Hüseyin Özkan anlatıyor, “Mustafa abi tatile çıkınca olay oluyor. Bir defa bir haber yapıp tatile çıktı. Ertesi gün gazeteyi basıp camı çerçeveyi kırdılar.”

Üzerime korkular, korkular salıyorlar. Kıs kıs gülüşmelerimiz oluyor.

Allah vere başıma bir şey gelmese deyip dua ederken akşamında arkadaşla alışveriş merkezine gittik. Oradan çıkıp eve doğru gidiyoruz.

Beter bir sıcak var. Ayaklarımı sürüye sürüye yürüyorum.

Ordan burdan sohbet ediyoruz, her şey normal.

Dedeman Oteli’ne yaklaşınca çalan telefon bozuyor tüm normalliği. Arayan Mustafa Arısüt! Ama tatile çıkacaktı kendisi… Gazetedeki tüm konuşmaları jet hızıyla aklımdan geçirip birazda korka korka açıyorum telefonu.

-Özlem, bilgisayara yakın mısın?

-Evet, en geç 10 dakikaya bilgisayar başında olurum

-Tamam hemen geç, darbe oluyormuş

-Arbede mi olmuş?! Nerede

-Ne arbedesi? Urfa’da var mı hareketlilik.

-Bakıyorum hemen

Telefonu kapatır kapatmaz arkadaşın ‘Ne oluyor’ sorusuna “Arbede çıkmış sanırım bir bakalım hele” dedim.

Birkaç tekrar etmesine rağmen söylediğinin darbe olduğunu eve varır varmaz anladım.

Takvim 15 Temmuz 2016’yı gösteriyor, saatler 22.10’u gösteriyor.

Darbe, nasıl da yok lügatımda…

Haber bültenleri son dakika geçiyor darbe girişimini, herkesin gözü kulağı hükümette. O esnada NTV’yi açmış başbakanı dinliyoruz. Saat 23.00  “Bir kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz. Kanunsuz eylem durumu” diyor Başbakan.  Cumhurbaşkanı demokrasiye inanan herkesi meydanlara çağırıyor.  Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ise ilk defa böyle öfkeli görüyorum.

Bizde de bitmeyen bir telefon trafiği.

Haber güncellemesi yapıyor, ülkede yaşanan en uzun gecelerden birine endişeyle tanıklık ediyorduk. Ölüm haberleri geliyor, askerler halka silah doğrultuyordu. Bu mümkün mü? Mümkünmüş meğer…

Ev arkadaşım hazırlanıp TV’ye giderken ben de “Şanlıurfa’da neler oluyor” sorusunun peşinden

arkadaşla sokağa çıktım.

Meydana indik.

Her yer sakin. Meydanda bir iki polis aracı var. Vatandaşların çoğu farkında değil. Farkında olan da bankamatiğe doğru koşar adım gidiyor.

Polislere soruyoruz “Ne oluyor” diye, bilen anlayan yok.

Sonra bir kişi geldi elinde Türk bayrağı ile ‘Vatan elden gidiyor’ diye bağırırken etrafında toplanan kalabalığın sayısı 10’u buldu. Sloganlar peşi sıra geldi. Bir avuç insan, darbe protestosunda.

Baktılar olmuyor, ‘AK Parti’ye gidelim’ dedi içlerinden biri toplanıp parti önüne doğru yürüyüşe geçtiler.

Sabaha kadar sürdü mesai. Selalar okunuyor, sloganlar sokakları inletiyor...

TRT’deki korsan bildiri herkesin zihninden asla silinmeyecek bir anıyken ben o anlara şahit olmadım. Sokaktaydım.

Ertesi gün en çok etkilendiğim olay ise kafedeki televizyondan darbe yapıldığını öğrenen askerin gözyaşları ve halkın tepkisiyle karşılaşıp ‘Annem görmesin söyle dursunlar’ diyen asker… Ve daha nice habersiz er.

Halk askere karşı, asker halka karşı…

Ne korkunç bir manzara.

“Geldi geçti” diyemeyecek kadar derin izler bıraktı ülkemde. Şehitlerimiz var, hala kurşun izi taşıyan gazilerimiz.

Düşününce şehitleri bir kez daha dilime dolanıyor Mehmet Akif’in mısrası:

Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor.

Şimdi o günün yıl dönümündeyiz. Herkes payına düşen dersi almıştır umudunu taşıyorum. Zira ders almadıklarımız pişmanlıklarımız olacak.