HİÇ OLMAK HİÇE SAYILMAK

15 / 06 / 2017

Günün aydın olmadığı sabahlara uyanıyoruz, gün batımı hep gudubet.

Acının adı değişiyor sadece ülkemde başrolde kadın ve çocuklar…

Güzel geçmiyor Ramazan. Bir gariplik var, ölüm acılarının ümitsizliğe dönüştüğü anlar hakim hayatımda. Sizin de evinizden cenaze çıktı mı bilmem ama benim yasım var. Yaşını yazmaya elimin varmadığı Ceylin’i verdik toprağa. Komşusunun evinde ölü bulundu, tabutuna küçük beyaz bir gelinlik kondu.

Komşu evlerin bahçesinde saklambaç oynadığım yaştaydı Ceylin, öğle yemeğinde salça ekmekle doyduğum, kötülük nedir bilmediğim, sonsuz güven duygusuyla kuşatıldığım yaş. Çocuklar ölüyor, çocuklar ölüyor, dünyanın her yerinde çocuklar ölüyor! Geriye biz kalıyoruz, içimizdeki çocuk sevinçlerini gömüyoruz toprağa, sadece et yığınından ibaret bizler kalıyoruz geriye.

Daha iyi bir gelecek ümidim yok benim. Neden sorusuna yanıtımdır, kimsenin kimseye yok güveni. Komşu evlerinden çıkıyor çocuk cesetleri. Çocuk ve ceset, nasıl soğuk bir ikili!

Ve kadınlar, bizler… Hangimiz uğramadık tacize? Kaç kişinin gözünü oymak istediniz ev veya okul yollarında, ya da zihinde kaç kişi boğdunuz gözyaşlarınızla? Çok, pek çok!

Her yerde kadınlar için zordur yaşam bilirim ama Şanlıurfa’da kadın olmaktan bahsedeyim sizlere.

Bir haber yayımlandı, bir aileye şiddet haberi. Kadın, çocuk, yaşlı ve engellileri maruz kaldığı bir şiddet haberi bahsettiğim. Bir telefon geldi, fotoğrafta kadının sütyeni görünüyormuş Şanlıurfa muhafazakar bir şehirmiş, bu fotoğraf yanlış olmuş muş muş…

Derin bir nefes aldım. Saç diplerime kadar yandığımı hissettim. İtiraf ediyorum, kelimeler kelimelere değmeden seri bir şekilde küfrettim. “İçimden.”

Sırtı yara içinde bir kadını görmek yerine sütyene gözü takılan bir canlıdan bahsediyorum. Ama kadın, ama şiddet….. Onların gözünde HİÇ, HİÇ! Hiç oluyorsun onlar için hiçe sayıyorlar. Boğuyor beni hiçlik, kayboluyorum, karanlıklara karışıyorum.


KENDİNDEN BİLİYOR İŞİ

Gelelim diğer hikayeye.

Bir mağazada şahit oldum buna. 2 sevgili girdi mağazaya. 5 dakika oldu olmadı birden bir uyarı geldi mağaza görevlisinden“Beyefendi sizi dışarı alalım!”

“Neden” diye sordu çocuk, garipseyerek. Merakla dinliyordum. Aldığı cevap şok etti beni: “Şuradaki beyefendinin nişanlısı kıyafet deniyor. Sizin burada olmanızdan adam rahatsız”

2 sevgili “Bu ne saçmalık” derken mağaza görevlisinden vahim bir açıklama daha geldi: Kadın kıyafet deniyor. Nişanlısı da o kıyafet denerken burada başka bir erkeğin durmasını istemiyor. Zaten durmanız da yanlış.”

Gülmekle ağlamak arasındaki o gelgitten sonra “İyi de kadının kafası kapalı, bir yeri açık da değil. Kabinde deniyor zaten. Ayrıca benim sevgilim de burada. Başka kadınlar var diye o burayı terk etmiyor mu? Hayır” dedi delikanlı.

Haklıydı.

Ufak bir tartışmanın ardından terk ettiler mağazayı ben de duramazdım elbette orada. Çıktım hemen.

Biliyorum garip geliyor hatta ‘Yok artık ya’ diyorsunuz ama zihniyet bu!

Kişi kendinden bilir işi!

O adam sapık olmasa karşısındaki erkekleri de kendisi gibi görmezdi. Her erkeği kendi gibi zannedip aklınca koruma kalkanı oluşturuyor.

Nişanlısı da o adamın elinden tutuyor!

Ah biz kadınlar…

Ne doğru bir tespitte bulunuyor Nazım Hikmet;

“Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız

sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen”